ARKADAŞINDAN ÖNCE CAN VERMEYE ÇALIŞAN ALLAH DOSTU

Muhabbetin kantarı fedakârlıktır. Ashâb-ı kirâmın hayatı incelendiğinde, baştan başa fedakârlık olduğu görülür.

Onlar, Allah ve Rasûlü uğrunda her türlü hakaret, eziyet, işkence, açlık ve sürgüne katlanmış, gerektiğinde canlarını fedâ etmiş, gerektiğinde evlerinden, barklarından, mallarından vazgeçerek hicret etmiş, îcâb ettiğinde elde avuçta neleri varsa infâk etmişlerdir. Dillerinde dâimâ, kalplerinden yükselen;

“Anam, babam Sana fedâ olsun, yâ Rasûlâllah!” hitâbı olmuştur.

EN BÜYÜK BEDEL MUHABBET UĞRUNDA ÖDENİR

İnsanlar en büyük bedeli, muhabbetleri uğrunda öderler. Çünkü herkes, sevdiği uğrunda, muhabbeti nisbetinde fedâkârlığa katlanır. Aşk ve muhabbet kemâle erince, sevilen uğrunda gösterilen fedâkârlık da zirveye ulaşır. O zaman artık cefâlar dahî safâ hâline gelir. Îmânı böyle bir aşk ile yaşayanlar, canlarını bile fedâ etmekten çekinmezler.

Nitekim Rasûl-i Ekrem -sallâllahu aleyhi ve sellem- Efendimiz hicret edeceği gece, düşmanları tarafından evi sarıldığında, yatağına Hazret-i Ali’yi yatırarak evinden çıkmıştı. Hazret-i Ali, ölümü göze alarak korkusuzca Efendimiz’in yatağına uzandı. Îsârın zirvesindeki mü’minler hakkında âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

“İnsanlardan öyleleri de var ki, Allâh’ın rızâsını almak için kendini ve malını fedâ eder...” (el-Bakara, 207)

Hazret-i Mevlânâ da bu hâli ne güzel târif eder:

“Candan daha azîz bir şey olmadıkça, can azîzdir. Fakat candan kıymetli bir şey elde edilince, canın adı bile anılmaz. Mal ve can, kar gibi erir, gider. Fakat onlar Allah yolunda harcanırsa, Allah onlara alıcı olur. Kur’ân’da; «Allah cennet karşılığında mü’minlerden mallarını ve canlarını satın aldı...»[1] buyrulur.”

ARKADAŞINDAN ÖNCE CAN VERMEYE ÇALIŞAN ALLAH DOSTU

Meşhur sûfî aleyhtârı Gulâm Halil, bütün tasavvuf erbâbına karşı düşmanca bir tutum sergilemekteydi. Ebu’l-Hüseyn en-Nûrî’nin de aralarında bulunduğu bir grup sûfîyi tutuklatıp devlet merkezine sevk etti. Çıkarılan bir fermanla îdamlarına karar verildi.

Cellât, dervişlerden birinin boynunu vuracağı anda Ebu’l-Hüseyn Hazretleri gönüllü olarak öne atıldı. Halk bu harekete şaşırdı. Cellât da:

“–Ey civanmert! Sen öne atılıyorsun ama, bu kılıç o kadar rağbet edilecek bir şey değildir. Henüz senin sıran gelmedi, neden acele ediyorsun?” dedi.

Ebu’l-Hüseyn -kuddise sirruh-:

“–Benim yolum îsar yoludur. En değerli şey de; candır, hayattır. Şu birkaç nefeslik vaktimi, kardeşlerimin biraz daha yaşamaları için fedâ etmek istiyorum. Zira dünyadaki bir nefes alacak kadar vakit, bizim için âhiretteki bin yıldan daha değerlidir. Çünkü burası Hak rızâsını kazanma yeridir, orası ise Hakk’a yakın olma mahallidir. Hakk’a yakınlık da hizmetle elde edilir. Bunun için şu birkaç nefesimi dostlarıma fedâ ediyorum.” dedi. [2]

Mal, can ve evlât, insanın en fazla düşkün olduğu ve en zor vazgeçebileceği nîmetlerdir. Bu itibarla bu üç hususta verilecek imtihanlar da en zor imtihanlardır.

Dipnotlar: 1) et-Tevbe, 111. 2) Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb, trc. Süleyman Uludağ, İstanbul 1996, s. 302.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Hak Dostlarının Örnek Ahlâkından, Erkam Yayınları

PAYLAŞ:            

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle