Allah Teâlâ, her insanın iç dünyasını birbirinden farklı yaratmıştır. Bu sebeple topluluğun bulunduğu yerde görüş farkının vukû bulması gâyet tabiîdir.
Bir muvaffakıyetin değeri, ona ulaşmak için katlanılan güçlükler nisbetindedir.
Bir müʼmin, nîmetlere nâil olduğunda şımarıp azgınlaşmamalı, bilâkis Allah için infâk ederek fiilî şükrünü, Allâhʼı zikrederek de kavlî şükrünü îfâ etmelidir.
Haramlardan sakınmanın birinci kâidesi, onlara yaklaşmamaktır.
Sâlih ve sâdıklarla beraber olan bir kimse, istîdâdı nisbetinde onların rûhâniyetinden feyz alır. Kendisi ne kadar kusurlu olursa olsun, samimiyetle sevip yakın olduğu, âidiyet ve mensûbiyet duyguları içinde bulunduğu makbul ve mûteber kimselerden dolayı bir değer kazanır.
İlmin hakîkati, Hakkʼın rızâsı istikâmetinde yaşanmasıyla ortaya çıkar.
Kulu Hak katında kurtaracak olan, nesep veya intisap bağı değil, Allah Rasûlüʼne ve Hak dostlarına hâl ve yaşayışıyla ne kadar yakın olabildiğidir.
Kulu Cenâb-ı Hakkʼa vâsıl edecek vesîleler, nefeslerin sayısı kadar çoktur. Mühim olan, Hakkʼa vuslat arayışı içinde yaşamaktır.
Mal, canın yongasıdır ve onun elden çıkması, insanoğlunun en mühim endişe sebeplerinden biridir.
Şeyh Sâdî, 13. asırda yaşamış bir gönül insanıdır. Yirminin üzerinde eser kaleme almış olmakla birlikte, bilhassa Mevlânâ Hazretleriʼnin üslûbunu hatırlatan Bostan ve Gülistan adlı hikemî eserleriyle tanınmıştır. Âlim ve edib bir mutasavvıf olan Şeyh Sâdî; ilim, irfan, ibadet ve cihadla dolu, bir asırlık ömrün ardından, doğduğu yer olan Şîrazʼda vefât etmiştir.