Birine ihsanda bulunmak, güzel bir hayırdır. Ancak bu ihsanı, onu mahcup etmeden nezaket ve letafetle yapmak, diğer bir ifâdeyle ihsânı ihsanla yapmak da bir asalettir, efendiliktir.
Samsun'da, yağmurlu havada tramvayda yolculuk yapan ve ayakkabısı olmayan çocuğa kendi ayakkabılarını veren genç herkese insanlık dersi verdi.
Allah dostları rakik gönüllü, ince ruhlu, engin merhamet sahibi ufuk insanlardır. Hal ve hareketlerimizle hiçbir insanın kalbinin incinmesini istemezler. Hiçbir kardeşin karşısındaki şahsı töhmet altında bırakmasına gönülleri razı gelmez. Kötü zanda bulunulmasına sebeb teşkil edecek davranışlara asla müsâmaha etmezler. Karşımızdaki insanları günaha sokacak hareketlerde bulunmayı hiç arzu etmezler.
Ebû Zer radıyallahu anh şöyle dedi: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem bana (hitaben) buyurdu ki: “Din kardeşini güler yüzle karşılamak gibi (tabiî) bir iyiliği bile sakın küçük görme!” [1]
Ebû Mûsa el-Eş`arî, 360 hadis rivayet etmiş, 63 yıllık hayatının çoğu İslâm’a ve insanlara hizmet etmekle geçen muhterem bir sahâbîdir. Çok güzel bir sesi olduğu için Kur’an okumaya başlayınca herkes derin bir huşû ile onu dinlerdi.
Bâyezîd-i Bistâmî, -rahmetullahi aleyh-, Allah Teâlâ’yı zikrederken büyük bir vecd ve istiğrak hâli yaşardı. Namaz kılarken, âdeta kemiklerinin çatırdadığı duyulurdu. Bu hâl, onun Cenâb-ı Hakk’a karşı duyduğu haşyetin ve ilâhî emirlere bağlılığın bir eseri idi.[1]
İmanla başlayan müminlere yönelik muhabbet tohumunun nasıl korunabileceği ve tekâmül edebileceği üzerinde duran bu yazıda muhabbeti arttırmanın 8 yolu şu şekilde ifade ediliyor...