Mânen kemâle ermek için, bir mürşid-i kâmilin rehberliğine tâbî olmak îcâb eder.
Gerçek sevginin kantarı fedakârlıktır.
Îman, bir ışık kaynağına benzer. Nefsânî ve şeytânî rüzgârlar, bu ışığı söndürmek için ömür boyu her fırsatta esip dururlar. İşte ibadetler, bu menfî rüzgârlara karşı, îman ışığını koruyan bir fânus gibidir.
Yaşanmış, târihî bir vâkıa olan şu misal, her hâlükârda, tevekkül ve teslîmiyetle Allâh’a sığınan bir kulun Cenâb-ı Hak tarafından bazen düşmanı eliyle bile nasiplendirildiğinin güzel bir misâlidir.
Cenâb-ı Hakk’ın Kur’ân-ı Kerîm’de insanlığa ilk emri “Oku!” Yani Kur’ân’ı oku, kendini oku, kâinâtı oku…
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, Süleyman Çelebi’nin yazmış olduğu Mevlîd-i Şerîf’in Nûr Bahri girişinde yer alan; "Hak Teâlâ çün yarattı Âdem’i Kıldı Âdem’le müzeyyen âlemi" beytini kısaca izah ediyor.
Dünyada 16. asra “Türk Asrı” denilmiştir. Bunun sebebi, sadece bu asrı dolduran askeri ve siyasi başarıların şa’şaa ve debdebesi değildir. Bilâkis onlarla birlikte ilimde ve güzel sanatların bütün şubelerinde aynı seviyede bir yükselişin gerçekleşmiş olmasıdır.
Sahâbe-i kirâm, Allah Rasûlü’nün emirlerindeki hikmeti bilsin veya bilmesin, O’na tam bir teslîmiyetle itaat eden Peygamber âşıkları idiler.
Şanlı mâzîmizin dünyalara değişilmez kıymetteki şeref tablolarını, saâdet asırlarının maddî ve mânevî sahadaki göz kamaştıran inkişaf ve ihtişâmını akla getiriyor. Mübârek ecdâdımızın emsalsiz bir incelik, nezâket, zarâfet ve hassâsiyetle inşâ edip cihan tarihine armağan ettiği fazîletler medeniyetini hatırlatıyor.
İnsanı olgunlaştıran, çilelerdir. Bir sâhildeki taşlara baktığımız zaman, üzerinde hiçbir sivrilik ve pürüzün kalmamış olduğunu görürüz. Zîrâ dalgalar asırlarca onları döve deve bütün sivriliklerini âdeta torna etmiştir. Çileler de böyledir.