Kur’an-ı Kerîm’i Allah’ın bize gönderdiği özel bir mesaj gibi dikkatli bir şekilde okumaya başladığımızda bazı ayetlerin sarsıcı ikazlarına şahit oluruz. Hatta zaman zaman “Sübhanallah! Sanki bu ayeti şimdiye kadar hiç okumamışım!...” dediğimiz bile olmuştur. Bu durum, ilahî kelamın daima taze kalışının tabiî bir sonucu olduğu gibi, kalp alemimizin gaflet ve uyanıklık derecesiyle de yakından ilgilidir.
“Herkesin yaşadığı hayat kalitesi, avunup teselli bulduğu şeyin değeri kadardır” tespitinde bulunur bir Allah dostu.
Hizmette yavaş ve tembel davranmak, iyi niyetle bile olsa işleri ağırdan almak, hizmetin değerini düşürür. Yapılan bir hizmet ile Hakk’ın rızâsına nâil olabilmek için, onu büyük bir nîmet bilmek ve ibâdet vecdiyle îfâ etmek gerekir.
Nefsi tezkiye ve kalbi tasfiye, ömür boyu fâsılasız devâm edilmesi gereken bir ameliyedir.
Nefsin, mücâhedeye girmeksizin ve üstelik her istediğini yaparak dizginlenmesi ve temizlenmesi mümkün değildir. Onu, Rabbimizin istediği bir kıvâma getirerek âhirette selâmete erebilmek için mutlakâ ciddî bir gayrete ihtiyaç vardır.
İmâm Gazâlî Hazretleri, zamanındaki bütün ilimlerin zirvesinde olduğu hâlde, Rabbine yakınlığa nâil olabilmek için uzun bir müddet “hîçlik hâli”nde, yâni bütün nefsânî arzulardan vazgeçmiş bir vaziyette yaşamıştır.
Firâset sahibi bir sohbetçi, kardeşlerinin arasını ıslah etmeli ve onları en güzel şekilde idare etmelidir. Sertliğin aşırısının kin doğuracağını, hoşgörünün aşırısının ise otoriteyi zayıflatacağını bilip orta yolu tutmalıdır. Zira selâmet ve muvaffakıyet bundadır.
Filistinliler, Yahudilerin vaat edilmiş kutsal topraklara (arz-ı mev’ud) geri dönme, devlet kurma özlemlerini bilen ve firâset ve dirâyetiyle Filistin’e kalkan olan Sultan II. Abdülhamit’i arıyor.
Osmanlı’nın Fetret Devri’nde parçalanmasını önleyen en müessir güç...
Mü’min, iffetli ve hayâ sâhibi olmalıdır. Neden mi?