Hazret-i Muhammed (s.a.v.) mîlâdî 571 yılının 20 Nisan’ına tesadüf eden 12 Rabîulevvel Pazartesi sabahı, Güneş doğmadan az evvel Mekke-i Mükerreme’de dünyamızı şereflendirdi. O’nun mübârek soyu Hazret-i İsmâil’in oğlu Kayzar sülâlesinin en şereflisi olan Adnân’a kadar uzanır.[1] Resûlullah, Kureyş kabilesi içinde, hem baba hem de anne yönünden en temiz ve en şerefli bir âileye mensuptur.
Peygamber Efendimiz, dünyayı teşrîfinden itibâren müstesnâ bir hayat yaşamış, İslâm’ı tebliğe başladığında da her şeyden önce üstün ahlâkı ve nezih hayâtıyla örnek olmuştu.
Hakk’a ve hayra dâvet husûsunda biz mü’minlere düşen, yılmadan, vazgeçmeden, ye’se ve rehâvete kapılmadan, her fırsatta îtidal üzere tebliğ hizmetine devâm etmek, neticeyi Allâh’a havâle edip tevekkül etmektir.
Trabzon Rum İmparatorluğu ile akrabalık kurduğu için Trabzon’un fethedilmesini istemeyen Akkoyunlular’a Fatih Sultan Mehmet’in verdiği ibretlik cevap...
Allâh’ın dînini tebliğ ve tâlim etmek, peygamber mesleği denilebilecek mukaddes bir vazifedir.
Kemâl yolunda (seyr u sülûk), ilim yolunda veya herhangi bir iş hayatının başlangıcında, ciddi bir gayrete soyunmayan, zor ve ağır şartlara tahammül etmeyen bir kimse, aydınlık bir yarına kavuşamayacak demektir.
Salihler kervanına katılmanın en emin yolu, onları sevmektir. Zira sevgi bağı her şeyin temelidir.
Tebliğ hizmetinde, arzu edilen netîceye ulaşabilmek için Kur’ân ile meşgûliyette duygu derinliğine ulaşmış hassas bir gönle sâhip olmak ve Kur’ân ahlâkıyla ahlâklanmak gerekir. Zîrâ İslâm’ın en güzel tebliği, âdeta canlı bir Kur’ân gibi yaşayarak, İslâm’ın güzelliklerini kendi hayâtında sergileyebilmektir.
Peygamber Efendimiz, çok ağır hasta olmalarına rağmen, ashâbına ebedî hakîkatleri öğretmeye ve onları İslâm terbiyesi üzere yetiştirmeye devâm etmiştir. Bu durum, hem O’nun tebliğ vazifesindeki hassâsiyetini hem de ümmetine duyduğu şefkat ve merhametin enginliğini göstermektedir.
Bir mü’mini diğer insanlardan ayıran en mühim vasıflardan biri, merhamettir. Yaratan’dan ötürü yaratılanlara gösterilen merhametin bir tezâhürü olarak yapılan ulvî hizmetlerin başında da İslâm’ı tebliğ ve Hakk’a dâvet gelir.