Her hayrı nîmet bilip hemen îfâ etmek gerekir. Sonraya tehir edilen hayr u hasenât için çeşitli engeller ortaya çıkabilir. Zîrâ hayırlı amelleri erteleyenler hakkında; “Yarın diyenler helâk oldu.” buyrulmuştur.
Âciz yaratılan insanoğlu, belâ ve musîbetler karşısında desteğe ve tesellîye muhtaçtır. Dolayısıyla cenâze teşyîi ve tâziye gibi hususlar çok mühim birer insânî vazifedir. Bunları ihmâl etmek büyük bir eksiklik ve vebaldir.
Peygamber Efendimiz, cenâze yakınlarına sadece tâziyede bulunmakla kalmaz, maddî-mânevî her türlü yardımda bulunurdu.
İslâm kardeşliğinin mühim vecîbelerinden biri, vefât eden mü’min kardeşlerimize son vazifemizi yaparak onları insanın mükerremliğine yaraşır şekilde defnetmek ve âilelerine tâziyede bulunmaktır.
Allah Teâlâ, “ebrâr”dan olan kullarını methederken, mallarını ihtiyaç sâhiplerine, güçsüz ve âciz kimselere vermek ve onların yardımına koşmakla vasıflandırmıştır.
Bizim onların yerinde, onların da bizim yerimizde olabileceğini düşünerek dâimâ muhtaçların yardımına koşmalı, Allâh’ın rızâsını kazanmanın yollarını aramalıyız.
Borç kimlere verilir? Borç nasıl verilir? İşte İslam'da borç vermenin yolları...
İnsan özünü geliştiren ve mânevî yolculuğu kolaylaştıran pozitif enerji kaynağı hikmetli kelamlardır.
Muhtaçlara, yolda kalmışlara, borçlulara kol kanat gerip onlara sâhip çıkmak, Peygamber Efendimiz’in bizzat örnek şahsiyetiyle ümmetine tâlim ettiği mühim bir nebevî ahlâk tezâhürüdür.
Menâkıp kitaplarımızda bir nazarla halden hale giren nice gönül erlerinin hayat hikâyeleri mevcuttur. Saf ve samimi gönüllerden taşıp gelen nazarlardan zaman zaman diğer yaratıklar bile hisse almışlardır.