Peygamber Efendimizʼle (s.a.v) âhirette beraber olabilmek, Oʼnun yakınında bulunabilmek; her müʼminin en büyük arzu ve hasretidir. Bu nîmete erebilmek ise Efendimizʼi gerçek mânâda sevmekten geçmektedir.
Fetihlerin en muhteşemi, kalplerin fethidir. Ne mutlu kalbini bir rahmet dergâhı kılarak, kırık kalpleri gönül sarayında ihyâ edebilenlere…
Fakiri ve garibi red için ağızdan çıkacak her ses ve nefes, onun kalbini incitir. Sanki sathına hohlanmış ayna gibi kalp buğulanır. Parlaklık ve derinliği zâyi olur. Cömertliğin keremini göstermez olur. Amellerimiz, infaklarımız dâimâ gözümüzde devleşir. Bizi oyalar ve aldatır. Bize haz hamallığı yaptırır. Dicle’den ve onun sahibinden habersiz olduğumuz için bir testi su, gözümüzde bir deryâ olur.
İnfâk etmek, Cenâb-ı Hakk’ın pek çok esmâ-yı hüsnâsının bir tecellîsidir. Bu sebeple infâk etmeyi sevenler Allâh’ın ahlâkıyla ahlâklanma yolunda büyük mesâfe katetmiş demektir.
Allah yolunda gayretli olmanın İslâm dînindeki adı “cihat”tır.
Kâinâtın en şerefli varlığı olarak en güzel kıvamda yaratılan ve Hakk’ın yeryüzündeki halifesi olma liyâkat ve istidadını kendinde barındıran insan, bu keyfiyetine rağmen, yalnız kendine güvenerek, hayat yolunda emniyetli bir şekilde hedeflerine doğru seyr u sefere çıkabilir mi? Hele bu yolculuk Hak ve hakikate ulaşma gayesine matuf ebedî saâdet bahçesine doğru ise…
Allah’a inanan bir kimse, hiçbir zorluktan yılmayacak ve her şeyi başarabilecek bir irade gücüne erişmiş demektir. Zira iman, en büyük imkândır.
Saadet Asrı Müslümanları iman, ihlâs, takva, ilim, cihat, infak, yolunda örnek nesil oldular. İşte Saadet Asrı'ndan müstesna bir infak örneği...
“Her kim bir hasene ile gelirse ona o yaptığı iyiliğin on katı vardır.” (el-En‘âm, 160)
Kâmil bir mü’min olabilmek için merhamet, şefkat ve muhabbet gibi ulvî hasletlerimizi kuvvetlendirmeli ve onları bir ibâdet vecdi içerisinde mahlûkâta hizmet şeklinde tezâhür ettirmeliyiz.