A’râf sûresinde şöyle buyruluyor: “O (peygamberlerin gönderildiği) ülkelerin halkı inansalar ve (günahtan) sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık, fakat yalanladılar, biz de ettikleri yüzünden onları yakalayıverdik.”1
Bizler Kureyş sûresinde hatırlatılan altyapının mevcut olduğu bir vasatta Allah’a kul olmanın icaplarını geniş anlamda düşünmek durumundayız. Burada emredilen kulluğun sadece farz olan ibadetlerin îfâsından ibaret olmadığı bilinciyle hareket etmekle mükellefiz.
Sözün müsbet ya da menfi anlamda gücü ve tesirine dair Kur’ân-ı Kerîm’de verilen örnekler, bizi yeniden sözün ehemmiyetini idrak etmeye çağırıyor.
Hucurât sûresinde “Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki merhamet olunasınız.”1 buyruluyor. Âyet-i kerîmede, îman edenlerin tamamının bütün zamanlarda birbirine dîn kardeşleri kılındığı bildiriliyor.
En’âm sûresindeki “O, merhamet etmeyi kendi zâtına farz kıldı.”1 müjdesi gönüllerimize olanca sıcaklığıyla doğuyor; bir umut ve merhamet aşısı olup inancımızı tahkim ediyor.
İnsanlığa önder ve örnek olacak nesiller yetiştirmeye harcanan emek, yatırımların en kıymetlisidir. Ve bu konuda dertli olmak, dertlerin en değerlisidir… Kur’ân-ı Kerîm’de bunu dava edinenlerin başında Hz. İbrahim (a.s.) zikrediliyor.
Her vasatta muhatabını yargılama hakkına sahip olduğunu düşünen mantığı iyi tahlil etmek ve bunun tutarsızlığını yetişmekte olan kuşaklara anlatmak lâzım. Evlatlar, –şefkat tevzîi ve gönül kayması gibi hassas konularda– büyüklere dil uzatıp kardeşleri cezalandırmayı düşünmeden önce, kendilerine şu soruyu sormalı; “İyi ama neden?”
Altınoluk Dergisi yazarlarından Cafer Durmuş, uzun yıllardır yaptığı tefsir çalışmalarının birikimiyle bu ayetleri, farklı kaynaklardan beslenen tefsir ve yorumlarıyla bir kitap bünyesinde bir araya topladı: Yaradan'ın Mü'minlere Hitabı "Ey İman Edenler".
Yeme içme hususundaki âyetlerin hülasası ile orada çizilen ana çerçeveyi açıklayan hadîs-i şerîfte, Rasûlullah şöyle buyuruyor: “Allah Teâlâ temizdir; sadece temiz olanları sever. Allah Teâlâ peygamberlerine neyi emrettiyse mü’minlere de onu emretmiştir.
Efendimiz (s.a.v.); “Allahım, dünyayı sen nasıl görüyorsan, bana da öyle göster.” diye dua eden bir adamı görünce; “Öyle söyleme!” diyerek onu ikaz ediyor ve “ Allahım! Dünyayı bana, salih kullarına gösterdiğin gibi göster.” şeklinde dua etmesini istiyor. Bu günkü soru şu olmalı; “Dünyevî addedilen işlerde yönümüz ne kadar salih kullardan yana? Bakışlarımız, duyuşumuz onlarla ne derece örtüşüyor?”