Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizʼin mânevî terbiyesi neticesinde; kız çocuklarını diri diri gömen, zulüm ve isyan karanlıklarına gömülmüş yarı vahşî câhiliye insanları; ince ruhlu, hassas gönüllü, gözü yaşlı birer sahâbî oldular.
Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor: "İbâdetlerin en kolayını size bildireyim mi: Susmak ve iyi huylu olmak."
Allah Teâlâ, sana doğru yolu göstersin! İyi bil ki, Allah yolunda bulunmak isteyen sâlike önce lâzım olan şey, itikadını düzeltmektir. Doğru itikat, Ehl-i Sünnet âlimlerinin, Kur’ân-ı Kerîm’den ve hadîs-i şeriflerden ve ashab-ı kirâmdan öğrendikleri, anladıkları itikattır. Kur’ân-ı Kerîm’in ve hadîs-i şerîflerin manasını doğru anlayan, doğru yolun âlimleridir. Bunlar da, Ehl-i Sünnet vel-cemâat âlimleridir.
Allah Resûlü nâzil olan âyet-i kerîmeleri hemen, önce erkek sonra da kadın sahâbîlere okurdu. Müslümanlar da gelen vahyi ezberler, bir kısmı da yazarak yanlarında muhafaza ederlerdi. Bu ashab-ı kiram arasında öyle bir hava yaratmıştı ki sahâbeden biri evine girdiğinde hanımı ona derhâl şu iki suâli soruyordu...
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ashâb-ı kirâmın her sıkıntısını dinler, bir ihtiyaçları varsa onların ihtiyaçlarını gidermeye çalışırdı. Zira O, mü’minlere yardım etmekten derin haz duyardı.
Üseyd İbni Hudayr, Medineli Müslümanlardan olup Evs kabilesinin Eşheloğulları kolundandır. 18 hadis rivayet etmiştir.
Kâsım bin Muhammed (r.a.); emîn/güvenilir, verâ ve takvâ sahibi, yüce bir zât idi. Büyük bir fakih ve dînî ilimlerde imâm idi. Her hâli ile, zamanının en değerli şahsiyeti ve mürâcaat mercii idi.[1]
Bir müslüman, dünya malını kazanmalı, onu israfa kaçmadan kifâyet miktârınca kullanmalı, şahsî ihtiyaçlarının miktârını insaf sınırları içerisinde belirlemeli ve ihtiyacından fazlasını infâk ederek Cenâb-ı Hakk’ın rızâsına nâil olmaya gayret etmelidir. Elinden, dilinden, gönlünden bütün mahlûkat istifâde etmelidir.
Üsâme İbni Zeyd radıyallahu anhümâ “hibbu Resûlullah” (Resûlullah’ın sevgilisi) lakabı ile bilinmektedir. Resûlullah’ın onu ve torunu Hasan’ı kucağına alıp “Allahım, ben bu ikisini seviyorum, sen de sev onları!” buyurduğunu rivayet etmektedir.
İlk asırlarda, kıraat, tefsir, hadis ve fıkıh gibi İslâmî ilimlerde genel olarak bir rivâyet zinciri mecburiyeti vardı. İslâm âlimleri, hadis ve tefsir alanında görüşlerini naklettikleri ashâb-ı kirâm, tâbiîn ve diğer âlimlerin sözleri için, onlardan kendilerine kadar gelen bir silsile ararlardı.