İslam âlemi olarak zor zamanlardan geçmekteyiz, ümmet siyasi, askeri, kültürel saldırılar karşısında hayatta kalma mücadelesi vermektedir. Bu mücadele aslında tarih boyunca hep devam etmiştir. Bu zor dönemlerden geçerken aldığımız gerek maddi ve zihinsel yaraları önce teşhis etmek sonra da tedavi etmek büyük önem arz etmektedir. Bu zihni yenilenmeye biz tecdid diyoruz, tecdid yeni bir ruhla tekrar köklerimize dönmek, ihmal ettiğimiz konuları ciddiyetle ele alarak ikmal etmektir.
Rabbimizin yüce katından, dünyamıza inen her bir haber, Kur’ân-ı Kerim’in ifadesiyle “BÜYÜK HABER”dir. İnsanların zihin dünyalarında dalgalar oluşturur. Önce, şaşkınlık, sonra hayret, sonra düşünme, sonra, sonra, sonra… Ne yapmalı? Kabul mü etmeli? Yalanlamalı mı? Görmezden mi gelmeli? Bu mesajı getireni ortadan mı kaldırmalı? Köstek mi olmalı, yoksa destek mi vermeli?
“Ölenle ölünmez” derler. Evet! Ölene üzülünür ama ne zamana kadar yas tutulur. Allah ömür verdiği müddetçe yaşayacağız. Bize verilmiş olan ömür müddetini doldurunca hepimiz bu dünyadan ayrılacağız.
Kur’an’da ve Rasulullah’ın toplum inşa ederken ki insan – toplum ilişkilerinde, derin psikolojik tespitler ve uyarılar vardır. Onun için de kişilik formatımızı hep Kur’an’ın çerçevesinde, Rasulullah’ın şahsiyet bütünlüğü içinde tutmak için Kur’an’a ve Rasulullah’a bakmalıyız. Bu bize “ölçü duyarlılığı” kazandıracaktır. Eğer bunu kazanabilirsek o zaman önümüzde sürekli bir “kalb ve beyin onarımı” görevi bulunacaktır.
Altınoluk Dergisi Dünya Gündemi köşesi yazarı Beytullah Demircioğlu geçtiğimiz ayda meydana gelen hadiseler ışığında Ortadoğu'da değişen dengeleri analiz ediyor.
Ortada bir hastalık, bir sıkıntı ve bir problem varsa ille yapılacak iş bunların çıkış sebeplerini araştırmak ve problemleri gidermek için çare üretmektir. Bugün yaşanılan tabloyu kalemle ifade etmeye ihtiyaç yoktur. Çünkü yalın gerçek söze ve yazıya hacet bırakmadan varlığını bizzat haykırmaktadır.
Altınoluk Dergisi, 381. sayısı "Rabbani Ölçülere Göre Zihniyet Onarımı" kapağıyla çıktı.
Yolculuğunda devesi çalınan bir çöl insanının ibretlik hikâyesini istifadenize sunuyoruz.
Kur'an'da, İslâmî hayatı gerçekleştirmekle yükümlü kılınan varlık insandır. Çünkü o, Allah'ın buyurduğu ve Elçisinin duyurduğu İslami bir hayata çağrılmaktadır. Öyleyse insanın seçeceği ve gerçekleştireceği hayat, Hazret-i Peygamber'in (s.a.v.) emanet bıraktığı İslâmî hayat olmalıdır.
Şükretmeden yaşıyoruz. Ya da gerçek şükürle tanışmadığımız için; nimetler artmıyor. “Nimetler şükürle artar” Evet ama, nimetler sayısal olarak artarken, alınan haz duygusal olarak azalıyor. Çağımızın hastalığı olan 'Mutsuzluk sendromu'nun asıl sebebinin 'şükürsüzlük' olduğuna Altınoluk dergisinde değinen Münir Arıkan'ın yazısı...