Müslüman, toplumu içten yıkmak için ustaca planlanmış tuzaklara karşı, müslümanı müslümana düşürecek tuzaklara karşı her zaman uyanık olmalı. Bu yazıda da müminlerin başına gelebilecekleri tuzaklar örnekler ışığında anlatılıyor.
Kişinin mânevî kıymeti, gerçek mânâda âhirette belli olacaktır. Bu yüzden kula düşen; hiçlik ve acziyet hissiyâtı içinde, kulluğa devam etmektir. Bizler de son nefes endişesi sebebiyle hayatımızı her nefes Kitap ve Sünnet’i yaşama gayreti içinde geçirmeliyiz.
Cenab-ı Hakk, kulunun bir işi iyi ve güzel, gereği gibi yapmasını (baştan savma yapmamak) yaptığı işini iyi bilmesini sever.
Dünyâda ve âhirette inananın işine en çok yarayacak vasıf, sevdiğini Allah için sevmek, buğzettiğine de Allah için kızmaktır.
Aşağıdaki ayet-i kerîmede ifade edildiği gibi, insanı iki cihan saadetine ulaştıracak olan yolda (kalbî ve zihnî hazırlık safhası olan) duanın ehemmiyetine işaret edilmiş olmaktadır ki, kanaatimizce bu da mühimdir.
Kimlerle ahbaplık ediyoruz? Kimleri Allah için seviyoruz? Bir müddet göremeyince özlediklerimiz kimler? Yanlarında iken bile hasretini çektiğimiz örnek insanlar var mı?
Her eğitim ve öğretim yılında gençlerin eğitim ve öğretimi ile ilgili demeçler, yorumlar ve tahliller tekrarlanır durur. Nisyan ile malul insanoğlunun elbette tekrara ihtiyacı vardır. Kur’an’ın, eğitim ve öğretim ilkelerinden birinin de tekrar yöntemi olduğu rahatlıkla söylenebilir. Varlıklar içerisinde en uzun, en pahallı ve en teferruatlı eğitime ihtiyaç duyan hiç şüphesiz insandır. Bu yazıda genç kuşakların eğitiminde ve öğretiminde zenginlerin ve esnaf kesiminin etkisi, katkısı ve sorumluluğu hatırlatılacaktır.
Büyük insanların dilinden ve kaleminden yeni ve sıcak cümleler, mânâsı yüksek sözler, ufuk açıcı ölçüler, keşifler gelip duracaktır. Bu da hayâtı yükseltip yüceltecektir. Bu nedenle dünya tefekkürünü edebiyatını izlemek diye bir vazifemiz vardır. Bu takip bizi dünyanın en büyük kafaları, en geniş, en sıcak yürekleriyle irtibatlandıracaktır. Anlayışımız ve dünyamız güzelleşecektir.
Dînî hayâtın alabildiğine zayıfladığı ve dînî ölçülere göre insanların bir hayli kusurlu bulundukları zamanlarda muhâtaba, mutasavvıfâne bir diğergâmlık, merhamet ve müsâmaha ile muâmele etmek gerekir. Zira bu davranış; günah, fitne ve isyânın her yönden kuşattığı bu gibi kimselerin düzelip kurtulma ihtimâlini artıracak en bereketli bir tavırdır.
Kul hakkı; adam öldürmek, alışverişteki hile, aldatma, işçinin ücretini vermemek ya da geciktirmek şeklinde olabilir. Bu tür kul hakkından tövbe edip kurtulabilmek için insan, ömrü müsâit oldukça, kötülük ettiği kadar iyilik etmelidir. Hak sâhibi ile helâlleşmelidir. Bu mümkün olmazsa onun adına iyilik ve infakta bulunmalıdır.