Hak dinlerin tebliğcisi olan peygamberler ve onların gerçek varisleri, tebliğ ve irşad hizmetlerini dünyevi bir karşılık için yapmamışlar, üstelik bu yolda maddî ve manevi her türlü fedakarlıkta bulunmuşlar, hayatlarını bile ortaya koymuşlardır.
Müslüman ismi, Hak’ka ve O’ndan gelene teslim olana verilen bir isimdir. İslâm gibi Hakk’ın razı olduğu yüce bir dine teslimiyete yol, imkân ve iktidar bulmak gerekirken, O’ndan kaçma adına bahaneler aramaya çalışan bir kişi, bu haliyle nasıl müslüman kalabilecektir? Bize düşen; İslâm’ı budamak ve yontmak suretiyle çağın ve çağdaş zorbaların kalıbına dökmek değil, kendimizden başlamak üzere yeryüzünü İslâm’ın cihanşümül kalıbına göre yeniden ıslah ve inşa etmek olmalıdır.
İslam’ı, “radikal”, “siyasi”, “fundamentalist” ya da “ılımlı” diye tasnif etmek, “İslam içi” bir şey değil. Tamamı dış tanımlama. Ve bütün bunlar, İslam’a karşı pozisyon alma gayesi taşıyan tanımlamalar. İslam’ı bir “sorun-problem” olarak gören ve her halini kuşatma altında tutmayı hedefleyen odakların tanımlamaları.
Bütün kötülükler, kendisinin mukabili olan güzel hasletlerle önlenmelidir. Mesela gazaba karşı sabır, cahillik ve kabalığa karşı hilim ve irfân, kötülüğe karşı af ile muamele etmek en güzel hasletle onu savmak demektir.
Ahzâb sûresinde şöyle buyruluyor: “Allah ve melekleri, Peygamber’e çok salavât getirirler. Ey müminler! Siz de ona salevât getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin.” [1]
Altınoluk Dergisi, 382. sayısında "Allah'ın razı olduğu din İslam" kapağıyla çıktı.
Selman Tan’ın, Mehmet Temiz Ağabey ile yaptığı sohbeti istifadenize sunuyoruz.
Yorulduysan hayra yor da bir başka işe koyul. Her yorulan “Yeter!” deyip yoldan çıksa, kenara çekilip dursa, yolun hâli nice olur?
Efendimiz (s.a.v.) hadîs-i şerîflerinde; "Beni nasıl namaz kılıyor gördüyseniz öyle namaz kılınız."[4] buyurmuş; kıyam, kıraat, ruku ve sücûdun hududunu bildirmiştir. Farz namazların ilk ve son vakitlerini göstermiştir. İşte arı duru bir namaz için yapmanız gerekenler...
Peygamber Efendimiz, öyle bir şahsiyettir ki, O'nu kendilerine rehber edinip kendisine tabî olanların her biri göklerdeki yıldızlar gibi insanlığın mümtaz şahsiyetleri olmuş; ebedî seâdet ve huzûra ermişlerdir. O'na muhâlefet edenler ise, ebedî bir pişmanlık ve perîşanlığa sürüklenmişlerdir.