ARI DURU BİR NAMAZ İÇİN YAPMANIZ GEREKENLER

Efendimiz (s.a.v.) hadîs-i şerîflerinde; "Beni nasıl namaz kılıyor gördüyseniz öyle namaz kılınız."[4] buyurmuş; kıyam, kıraat, ruku ve sücûdun hududunu bildirmiştir. Farz namazların ilk ve son vakitlerini göstermiştir. İşte arı duru bir namaz için yapmanız gerekenler...

Mîrâc-ı Nebî’nin kutlu hâtırası, İslâmlığımızın alâ­met-i fârikası olan namaz, edâsıyla mükellef oldu­ğu­muz ibadetlerin en önemlisi ve süreklilik arz edenidir. Yolculuk, hastalık ve benzeri geçici ya da kalıcı durumlarda namazın kılınması ve rekâtları hafifletilmiş ancak muafiyet getirilmemiştir. Namazın kuşatıcılığı büluğ çağından son nefesine kadar mü’minin hayatını disipline eder. Kur’ân-ı Kerîm’de pek çok âyet- i kerîmede gerek tek başına ve gerekse zekât ile birlikte “Namaz kılın.”1 emri tekrar edilir. “Şüphesiz namaz, mü’minler üzerine vakitleri belli bir farzdır.»2 âyet-i kerîmesi ile beş vakit namazın farziyeti bildirilmiş, Mü’minûn sûresinde ise ebedî kurtuluşun şartları cümlesinden olmak üzere; “Namazda huşû ve devamlılık.”3 zikredilmiştir.

Bu âyetlerle ilgili iki hususa burada dikkat çekmek isteriz: Birincisi Kur’ân-ı Kerîm’de namazın farziyeti bildirildiği halde nasıl kılınacağı beyân edilmemiştir. İkincisi namazın kurtuluşa vesîle olması için, huşû ve devamlılık şart koşulmuştur. Evet, Kur’ân-ı Kerîm’de namazla ilgili tafsîlata değinilmemiştir. Çünkü lâhik ve mesbûka dair meselelerden «zelletü’l-kari» ile ilgili hükümlere kadar bilmemiz gereken her şey, Peygamberimiz (s.a.v.)’in uygulamaları ve açıklamalarıyla beyân edilmiştir. Sonraki nesillerde bunlar, kitaplara derc edilmiştir…

Efendimiz (s.a.v.) hadîs-i şerîflerinde; “Beni nasıl namaz kılıyor gördüyseniz öyle namaz kılınız.»4 buyurmuş; kıyam, kıraat, ruku ve sücûdun hududunu bildirmiştir. Farz namazların ilk ve son vakitlerini göstermiştir. Duhâ, evvâbîn ve teheccüd namazlarının itiyat edinilmesini teşvîk etmiştir. Hayata dair bütün oluş ve bozuluşları namazla taçlandırma hususunda örnek olmuştur.

“Beş vakit namaz, herhangi birinizin kapısı önünden gürül gürül akan ve içinde günde beş defa yıkandığı dereye benzer.»5 müjdesini vermiştir. “Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi derece daha fazîletlidir.»6 hadîsiyle vakit namazlarının cemaatle kılınmasını teşvîk etmiştir. Mescidlerde temizlik kurallarına riayet edilmesinin üzerinde durmuş; yitik ilânı, alış veriş gibi davranışlardan nehyetmiştir.

BÜTÜN NAMAZLARINDA BÖYLE YAP!

Ta’dîl-i erkana riayet etmeden namaz kılan bir kişiyi “Dön de yeniden namaz kıl. Çünkü sen namaz kılmadın.» diye uyarmış ve tam üç defa îkaz ettikten sonra namazın nasıl kılınacağını öğretmek üzere; “Namazda rükû et ve bütün âzâların sükûna erinceye kadar rükûda kal. Sonra başını kaldırınca iyice doğrul. Sonra secdeye git bütün âzâların sükûna erinceye kadar secdede kal. Sonra başını kaldır ve bütün âzâların sükûna erinceye kadar otur. Sonra tekrar secdeye git ve bütün âzâların sükûna erinceye kadar secdede kal. Sonra bütün namazlarında böyle yap.”7 buyurmuştur.

Şunu diyebiliriz; bizler Efendimiz (s.a.v.)’in bu konudaki hadîs-i şerîflerini, teşvîk ve inzârını her okuyuşumuzda, namazın erkanı ve ehemmiyeti ile birlikte, huşû ve devamlılığın lüzumunu da yeniden idrâk etmiş olacağız. İslâmlığımızın alâmet-i fârikası olan namazın ikamesine dair heyecanlarımızı yenileme cehdini bir kere daha kuşanmış olacağız. Namazlarımızın ta’dîl-i erkan üzere edâsına, kalbî huzurun bütün âzâlara bir âhenk içinde sirâyetine titizleneceğiz. Bedenen kıbleye yönelirken kalbi sahibine rabt etmeye, okunan ilâhî kelâm ile yapılan tesbîhâtın şuurunda olmaya, havâtırın def’ine azamî gayret edeceğiz. Namazlarımızla ilgili nefsimizi muaheze etmeye, yakınlarımıza ve sorumlu olduklarımıza bu şuuru taşımaya daha bir özen göstereceğiz. Mîrâcımız sayılacak namazlara ulaşmak için, daima arayış içinde olacağız. Namazı bir vazîfe savar gibi kılmış olmaktan sakınacağız. Ki, bunu çeşitli vesîlelerle tekrarlamaya her zaman ihtiyacımız var…

ŞEYTAN NAMAZDA HÜCUM EDER

Bu noktada, İmam Gazalî (rh.a.)’in ihtarına kulak vermenin faydalı olacağına inanıyoruz. Hazret diyor ki:

“Şöyle bir düşün; senin ibâdetin ve zikrinin son haddi namazdır. Kalbini murâkabe et. Bak bakalım nasıl? Sen namazda iken şeytan kalbini sokaklara götürür, âlemin hesaplarını gördürür, inatçılara cevaplar hatırlatır ve nasıl seninle ovaları, dağları dolaştırır. O dereceye kadar ki, namaz dışında unuttuklarını sana namaz kılarken hatırlatır. Şeytan bilhassa namaz kılarken kalbine hücûm eder. Halbuki namaz kalbin mihenk taşıdır. Kalbin iyilik ve kötülüğü namazda belli olur. Dünya şehvetleri ile dolu olan kalplerden gelen namaz kabul olunmaz. Görüyorsun ki, namazda da şeytan seni ulvî gayelerden uzaklaştırıyor, vesveselerini arttırıyor. Tıpkı, gerekli diyeti yapmadan içilen bâzı ilaçların verdiği zarar gibi. Şâyet şeytandan kurtulmak istersen, her şeyden önce takvâ ile diyet et. İşte o zaman mel’ûn iblîs, Hz. Ömer’den (r.a.) kaçtığı gibi senden de kaçar.”

Abdullah ibn Abbas (r. anhüma) bir sözüyle konuyu özetlemiş olalım: «Mânâsını düşünerek huzûr ve huşû ile kılınan iki rekât namaz, gâfil kalp ile akşamdan sabaha kadar kılınan namazdan hayırlıdır.»

İYİLİĞİN NİHAYETSİZ UFUKLARI

Bakara sûresinde şöyle buyruluyor: “İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah’ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakîler ancak onlardır.»8

Demek ki iyilik; bir insanın yönünü doğuya veya batıya çevirmesi değildir. Bilakis iyilik, insanlığın ortak malıdır ve âyet-i kerîmede ayrıntılarıyla sayılan hususlara bir bütün olarak sahiplenmeyi gerektirir. Ki bunları dört ana başlıkta toplayabiliriz:

1) Îman esaslarına inanmak.

2) İbadetlerin îfâsı.

3) Muâmelatta dürüstlük, ahde vefa.

4) Ahlâkî erdemleri hâiz olmak; yakınlardan başlayarak Allah’ın kullarına faydalı olmak.

Peygamberimiz (s.a.v.); “İyilik güzel Ahlâktan ibarettir. Günah ise içini tırmalayan ve insanların bilmesini istemediğin şeydir.»9 buyuruyor. İhyâu Ulûmi’d-Dîn’de ise şöyle bir rivayet var: “İki haslet var ki, kötülükte onlardan daha kötüsü yoktur: Allah’a şirk koşmak ve Allah’ın kullarına zararlı olmak. İki haslet de var ki, iyilikte onlardan daha üstünü yoktur: Allah’a îman etmek ve Allah’ın kullarına faydalı olmak.»

Özetle, iyiliğin kapıları büyük küçük herkese açık ve sınırları helâl dairesi kadar geniştir. Yeter ki biz onu Müslümanlığımızın tamamlayıcısı bilelim.


Dipnotlar: 1) Bkz, Bakara sûresi, 2/43; 110; En’âm sûresi, 6/72; Hac sûresi, 22/78 vb. 2) Nisâ sûresi, 4/103. 3) Bkz; 23/1-9. 4) Buhârî’den Askalân, I, 379. 5) Müslim, Mesâcid 284. 6) Buhârî, Ezân 30. 7) Müslim, Salât, 45. 8) 2/177. 9) Müslim, Birr 14, 15.

Kaynak: Cafer Durmuş, Altınoluk Dergisi, Mayıs 2015, 351. Sayı

PAYLAŞ:            

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle