Vakıf, Yaratan’dan ötürü yaratılanlara merhamet, şefkat ve sevginin müesseseleşmiş şeklidir. Diğer bir ifâdeyle Allâh’a adanan, temlik ve temellükten ebediyyen men edilen mülkiyetlerdir.
Allah rızası için yapılan her bir iyiliğin fazileti nedir?
Cennete giden yol Allah ve Resülü’nün çağırdığı yol, cehenneme giden yolar ise şeytan ve avanelerinin çeşitli reklam vasıtalarıyla allayıp pulladığı sahte yollardır.
Mü’min, Allâh’ı kendisine “velî: dost” seçen kimsedir. Diğer dostları, Allah ile dost oldukları kadar ona yakın; O büyük ve yegâne dosta bigâne kaldıkları kadar kendisine de uzaktırlar. Böyle bir dostluğun neticesi de âhiretteki korku ve hüzünden emîn olmaktır.
Sırat-ı müstakîmde yolcu olmak, ancak takipçi olmakla mümkündür. Takip etme ilkesi İslam dini tarafından belirlenmiştir. İslamiyet, ilk insan olan Hz. Âdem’le başlamıştır. Hz. Muhammed(sav)’in bu dünyaya teşrifiyle, hakikat nurlarına ve sevgi hazinelerine giden yol da taliplerine açılmış oldu. Tüm bunlara ulaşmak ve aşkın kemaline erişmek, Hz. Peygamberi(sav) ve onun sünneti seniyyesini anlamaya çalışmak ve hayata geçirmekle mümkündür.
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, sadece kendilerine mahsus bir fazîlet olmak üzere, dünyalık nâmına bir şey saklamaz, elinde ne varsa onu Allah yolunda harcardı.
Rabbimizin görünür-görünmez sayısız nimetlerinden biri de hiç şüphesiz “mal sahibi olma nimeti”dir. Allah Resûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in “Sâlih bir adam için mal ne güzel bir nimettir”1 ifadesi, Müslümanın malla ilişkisinin nasıl olması gerektiğine dair ince manalara işaret eder. Her nimet, saygıyı ve şükrü hakeder. Yine her bir nimetin -ilâhî ölçülere dikkat edilmeyecek olursa- yoldan çıkarıcı ve saptırıcı bir yönü de vardır. Öyleyse mala-mülke düşman olmak ya da ondan nefret etmek değil, onu doğru bir şekilde değerlendirecek “sâlih adam” olmak esastır.
Dünyevileşmenin bir ahtapot gibi inananları sardığı bir dönemde aşağıdaki hadis-i şerif verdiği mesaj yönünden gayet manidar görünmektedir.
Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) Vedâ Haccı’nda takrîben yüz yirmi bin sahâbî mevcuttu. Bunlardan yüz binin üzerindeki sahâbî, dünyanın muhtelif bölgelerine giderek kendilerini Allah rızâsı uğruna hizmete vakfetmişler ve oralarda vefât etmişlerdir.
Kâmil bir îmânın ilk meyvesi merhamet, onun en bâriz tezâhürü de Allah rızâsı için mahlûkâta “hizmet”tir.