Sosyal Medyada Namazı ve Secdede Ölümü Alaya Alıp Bunu Video Paylaşarak Akım Hâline Getiren Gençlere Ne Söylemek İstersiniz?
Sosyal mecralarda namazı ve secdede ölümü alaya alarak videolar çeken, bunu paylaşarak akım hâline getiren gençlere ne söylemek istersiniz? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.
Orada tabii bu gençlere acımak durumundayız. Maalesef bu gençler gerçek anlamda bir rol model edinmekten mahrum kalmış durumdalar. Efendimiz Muhammed Mustafa’yı (sallallahu aleyhi ve sellem) rol model olarak benimsetemediğimiz için; bizler anne-babalar olarak, toplum olarak ve bir ülke olarak suçluyuz. Özellikle maarif sistemimizin geldiği acı noktayı göstermesi açısından bu tablo üzerinde ciddi şekilde düşünmemiz gerekiyor.
Bu mesele bir okul, iki okul ya da bir grup genç meselesi değildir. Aksine, bir akım hâline gelmiş, adeta birbirini tetikleyen ve bazı mecralar tarafından özellikle yönlendirilen bir manzara ile karşı karşıyayız. Bu durum, insanların —özellikle de ait oldukları toplumun— dini ve millî değerlerine karşı duyarsızlaştırıldığını göstermektedir. Oysa Türk toplumunu Türk yapan şey; Müslümanlığıdır, namazıdır, camisidir. İstiklal Marşı’nda merhum Mehmet Âkif’in dizeleriyle bu kimlik açıkça ortaya konulmuştur.
Dolayısıyla bu toplumun vergileriyle inşa edilen okullarda, yine bu toplumun vergileriyle maaş alan eğitimcilerin elinde; dini ve millî değerlerine saygısız bir neslin yetişmesi, Millî Eğitimin insan yetiştirme politikalarının ciddi şekilde sorgulanması gerektiğini göstermektedir. Bu çocuklar hangi okullarda okudular, nasıl bir eğitim aldılar, ne oldu da en hassas değerlerimize karşı bu kadar vurdumduymaz hâle geldiler; bunların mutlaka araştırılması gerekir.
Geçmişte, toplumun bir kesimi hakkında yanlış anlaşılabilecek bir söz söyleyen bir televizyoncunun kariyerinin nasıl bittiğini hatırlıyoruz. Toplum tepki göstermiş, yayın kaldırılmış, özür dilenmiş ve o kişi medyada görünmez hâle gelmiştir. Bu millet, dini ve millî değerler konusunda hassas bir millettir. Ancak bugün kontrolsüz hâle gelen sosyal medya, adeta bir lağım gibi her türlü pisliğin dolaştığı bir ortam hâline gelmiştir. Bu sebeple ben şahsen birçok sosyal medya mecrasından çıktım; böyle bir ortamda zihnen, ruhen ve kalben kirlenmeyi kendime yakıştıramıyorum.
Fakat burada bu çocuklara bağırmanın, çağırmanın da bir faydası yoktur. Asıl sorulması gereken şudur: Biz bu çocukları nasıl yetiştirdik? Anneleri, babaları kim? Bu evlerde hiç mi namaz kılınmadı? Bu çocuklar annesini, babasını, dedesini, ninesini hiç mi namaz kılarken görmedi? Hadi namazı geçelim; ölümle alay etmek nedir?
Oysa bir Müslümanın en çok arzu edeceği şeylerden biri, secde hâlindeyken canını teslim etmektir. Resûlullah Efendimiz buyurur ki:
“İnsan nasıl yaşarsa öyle ölür, nasıl ölürse öyle diriltilir.” (Hadis: Tirmizî, Zühd 26)
Eğer biz, namazda ve secdede ölümü bile alay konusu yapabilecek bir gençlik yetiştirmişsek, gerçekten vay hâlimize. Böyle bir gençliği yarın vatan savunmasına hangi kutsal değerle çağıracağız? Millî ve dinî değerlerine bu kadar yabancılaşmış bir gençlik, maalesef dış güçlerin ve istihbarat faaliyetlerinin hedefi hâline gelmeye de çok müsaittir. Bu sebeple acilen tedbir alınması gerekir.
Sadece cezalandırma, hapis gibi tedbirler meseleyi çözmez. Asıl mesele; bu düşünceyi bu çocukların zihnine kim sokuyor, onları kim zehirliyor, bunun tespit edilmesidir. Ortada örgütlü bir faaliyet olduğu açıktır. Zaman zaman güvenlik güçlerimizin bu yapılarla ilgili operasyonlarını ve şehitlerimizi duyuyoruz. Bu yapılar, bazı yönleriyle IŞİD’den bile daha tehlikelidir. Çünkü bunların zararını topluma anlatmakta zorlanıyoruz.
Bugün sosyal medyada bu tür içeriklerin özellikle öne çıkarılması, toplumumuzun birlik ve beraberliğini bozmayı hedeflemektedir. Burada yeniden dönüp sormamız gerekiyor: Millî Eğitim nasıl bir insan profili ortaya koyuyor? Masumiyetle okula başlayan çocuklar mezun olduklarında fikren ve ruhen savrulmuş hâle geliyorlarsa, biz nerede yanlış yapıyoruz?
Bu noktada eğitim ve kültür politikalarımızın ivedilikle gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Üstelik kendisini “muhafazakâr” olarak tanımlayan bazı medya organlarında bile çocuklara sunulan içeriklerin ne kadar millî ve manevî değerlerden uzak olduğunu görüyoruz. Açıkçası sözün bittiği yerdeyiz. İnsan her şeyi bir kenara bırakır, ama ölümle dalga geçer mi?
Buna karşı birey ve aile olarak da sorumluluğumuz var. Yakın zamanda duyduğum bir örnek beni çok etkiledi. İngiltere’de doğup büyümüş, üçüncü kuşak Müslüman bir genç, kimlik bunalımı yaşıyor ve “Artık kendimi kandırmayacağım, ateist olduğumu ilan edeceğim” diyor.
O gece tesbihini eline alıp farkında olmadan salavat getirirken bir anda şunu fark ediyor:
“Ben ateist olduğumu ilan edersem, Peygamberimin Allah’tan getirdiği mesajların yalan olduğunu da kabul etmiş olacağım. Ben Peygamberime yalancı diyemem.”
Ve orada tövbe ediyor.
Buradan anlıyoruz ki, eğer evlatlarımıza doğru bir rol modeli benimsetirsek, netice değişir. Osmanlı toplumunda Hazreti Peygamber sevgisi 7’den 70’e herkesin gönlüne aşılanmıştı. En ücra köylerde bile Ahmediyeler, Muhammediyeler okunur; camilerde Şifâ-i Şerifler okutulurdu. Çocuk, daha küçük yaşta Peygamber muhabbetiyle yetişirdi.
Eğer siz evladınıza bu rol modeli göstermezseniz, birileri çıkar Lenin’i, Stalin’i ya da sahte kahramanları rol model yapar. Oysa Peygamber sevgisiyle yetişen insan, başkasının derdiyle dertlenen insandır. Çünkü kendi acısını hisseden canlıdır; başkasının acısını hisseden ise insandır.
Maalesef bugün bırakın başkasının acısını, kendi acısına bile duyarsız bir gençlikle karşı karşıyayız. Bunun bir sebebi de, maalesef bazı hocaların ekranlarda ve sosyal medyada birbirleri hakkında yıpratıcı konuşmalar yapmasıdır. Bu durum insanları ya dinden tamamen uzaklaştırmakta ya da sahipsiz bırakmaktadır.
Kur’an-ı Kerim bizlere şöyle seslenir:
“Ey iman edenler! Kendinize bakın; siz doğru yolda olursanız, sapıtanlar size zarar veremez.” (Mâide 5/105)
Son olarak bir hadis-i şerifle bitireyim. Resûlullah Efendimiz buyurur ki:
“İman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Size bir şey söyleyeyim mi? Onu yaparsanız birbirinizi seversiniz: Aranızda selâmı yayınız.” (Müslim, Îman 93)
Yeniden bir dirilişe ihtiyacımız var. Cenâb-ı Allah’tan bu dirilişi bizlere en kısa zamanda lütfetmesini niyaz ediyoruz.














YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!