Salavât-ı Şerife Okumanın Fazileti

Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: “Şüp­he­siz ki Allah ve me­lek­le­ri, Peygamber’e çokça sa­lât ederler. Ey mü’­min­ler, siz de Oʼna sa­levât getirin ve tam bir tes­lî­mi­yet­le se­lâm ve­rin!” (el-Ah­zâb, 56)

Cenâb-ı Hak ve sayılarını O’ndan başka kimsenin bilemediği melekleri, Peygamber Efendimiz’e devamlı salât etmektedirler. O hâlde biz de hayatımızın her ânında Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’i hatırlamalı, O’na tam mânâsıyla teslîm olmalı ve çokça salât ü selâm göndermeliyiz. Zira “İsim, müsemmâyı celbeder.” hakîkati mûcibince her salevât-ı şerîfe, bize Peygamber Efendimizʼin yüksek ahlâkını, müstesnâ fazîletlerini hatırlatarak Oʼnunla kalbî irtibâtımızı daha canlı tutmamızı temin eder.

ALLAH'I ZİKREDİN!

Übey bin Kâ‘b -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:

Gecenin üçte biri geçince, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- uyanıp kalktı ve şöyle buyurdu:

“İnsanlar! Allâh’ı zikredin! Allâh’ı zikredin! Yeri yerinden oynatan birinci Sûr üflenecek. Arkasından ikincisi gelecek. Ölüm bütün şiddetiyle gelip çatacak! Ölüm bütün şiddetiyle gelip çatacak!”

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e:

“–Yâ Rasûlâllah! Ben Sizʼe çok salevât-ı şerîfe getiriyorum. Acaba kendim için duâ ettiğim zamanın ne kadarını salevâta ayırayım?” diye sordum.

“–Dilediğin kadar.” buyurdular.

“–Duâlarımın dörtte birini salevât-ı şerîfeye ayırsam uygun olur mu?” diye sordum.

“–Dilediğin kadarını ayır. Ama daha fazla zaman ayırırsan senin için iyi olur.” buyurdular.

“–Öyleyse duâmın yarısını salevât-ı şerîfeye ayırayım!” dedim.

“–Dilediğin kadar yap. Ama daha fazla zaman ayırırsan senin için hayırlı olur.” buyurdular. Ben yine:

“–Şu hâlde üçte ikisi yeter mi?” diye sordum.

“–İstediğin kadar. Ama artırırsan senin için daha hayırlı olur.” buyurdular.

“–Öyleyse duâya ayırdığım zamanın hepsinde Sana salevât-ı şerîfe getirsem nasıl olur?” deyince:

“–O takdirde Allah Teâlâ, dünya ve âhirete âit bütün arzularını ihsân eyler ve günahlarını bağışlar!” buyurdular. (Tirmizî, Kıyâmet, 23/2457; Hâkim, II, 457/3578; Beyhakî, Şuab, III, 85/1418; Abdurrazzâk, II, 214)

ALLAH VE RASÛLÜ'NÜN HAKKINI EDÂ ETMEK

Burada sahâbî, getirdiği salevâta Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in bir sınır tâyin etmesini istiyor ve bunun için birkaç defa soruyor. Ancak Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- farz ile fazîlet birbirine karışmasın diye, herhangi bir sınır tâyin etmiyor. Bununla birlikte salevâtı artırma kapısını da kapatmıyor. Hattâ daha fazla artırmaya teşvik ediyor. Kendi şahsı için duâ edeceği vaktin tamamını salevâta ayıran kişinin, din ve dünya hususunda olmasını istediği her şeyi Allah Teâlâ’nın ona lûtfedeceğini müjdeliyor. Zira salevât getirmekle kul; Allâh’ın emrine imtisâl etmek, O’nu zikretmek, Allah ve Rasûlü’ne tâzim göstermek, kendi isteklerini bir kenara bırakıp Allah ve Rasûlü’nün hakkını edâ etmeyi tercih etmek ve böylece îsârda bulunmak gibi pek büyük fazîletleri bir araya getirmiş olmaktadır.

DUÂ İLE SALAVÂT GETİRMEK DENK SEVAP VERİR Mİ?

Çokça salevât getirdiği için kendisine duâ edemeyen kişi, hiçbir şey kaybetmez. Bilâkis daha fazlasını kazanır. Zira bir mü’min, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e salât ve selâm ederse Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ona daha güzeliyle cevap verir. Bu da bir mü’mine mükâfât olarak yeter. Zira Peygamber Efendimiz’in duâsı, Hak katında makbûldür, reddedilmez.

Buna ilâveten Cenâb-ı Hak, salât ü selâm getirenlerden râzı olur ve onlara öyle büyük lûtuf ve ihsanlarda bulunur ki, târifi mümkün değildir. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e bir defa salât edene, Allah Teâlâ on kat merhamet eder, on ha­tâ­sını si­ler ve mertebesini on de­re­ce yük­sel­tir. Cebrâîl -aleyhisselâm- da bir defa salevât getirenin günahlarının affedilmesi için on defa istiğfâr eder, bir defa selâm gönderene de on defa selâm eder.

Bunlardan daha üstün ne olabilir ki?! Buna denk olacak hangi sevap vardır ki?!

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Hz. Muhammed Mustafâ, Erkam Yayınları

 

İslam ve İhsan

SALAVAT NEDİR, NASIL GETİRİLİR?

Salavat Nedir, Nasıl Getirilir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

  • peygamberimizepeygamberimize nasıl selavat getirebiliriz bi kaç örnek yazabilirmisiniz

    • Allahumme salli ala seyyidina Muhammed’in ve ala Ali seyyidina Muhammed.

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.