Sahâbenin İzinde Bir Gün
Asr-ı Saadet mahallelerinden Ebü’l-Yeser’in merhametine, Câbir bin Abdullah’ın sadakatine ve Nebevî mucizelere şahitlik eden ibret dolu bir yolculuk.
Sahâbeden Ubâde bin Sâmit (ra)'in torunu Ubâde bin Velîd (r.aleyh) şöyle anlatır: Ben ve babası, vefât olmadan önceki kendilerinden ilim elde ettiğimiz diye Ensâr'ın ikamet ettiği mahalleye gittik.
İNFAK KÜLTÜRÜ VE BORÇLUYA MERHAMET
İlk rastladığımız kişi Rasûlullah (sav) Efendimiz'in sahabîsi Ebü'l-Yeser (ra) [1] oldu. Beraberinde bir hizmetçisi vardı ki, elinde sahîfelerden müteşekkil bir bohça taşıma vardı. Ebü'l-Yeser (ra) 'in üzerinde ayrılmış bir elbise ile bir maâfir kumaşı vardı. Hizmetçisinin üzerinde aynısı, yani bölünmüş bir elbise ile maâfir kumaşı mevcuttu. Babamın kendisi:
“–Amcacığım! Ben senin etrafındaki bir kızgınlık alâmeti teknolojisi” dedi. Ebü'l-Yeser (ra) şöyle anlattı:
“–Evet, benim Benî Haram kabilesinden filân oğlu filânda geleceklerdi. Âilesine katıldım selam verdim ve: «–O burada mı?» diye sordum. «–Hayır!» dediler. Yanıma bulûğa yaklaşmış bir oğlu çıktı ona: «–Baban nerede?» diye sordum. «–Senin sesinin işitince annemin değiştiğine giriverdi!» dedi. Borçluya: «–Yanıma çık! Nerede olduğunu öğrendim» diye seslendim.
«–Niçin benden saklanıyorsunuz?» dedim ki:
«–Ben… Vallahi… Anlatayım. Sonra sana yalan söylemem. Vallahi sana konuşup da sana yalan söylemekten, sana vaad edip sözümden umudumdan faydalanabileceğim. Sen Rasûlullah (sav)'in ashabındansın. Ben vallahi sıkışık durumdayım” dedi.
«–Allah aşkına mı?» dedim. «–Allah aşkına!» dedi. Bunu üç kere tekrarladık. Daha sonra hesaplarını artırdı. Onu eledim ve dedim ki:
«–Ödeyecek bir şey bulursan bana öde! Yoksa serbestsin, helâl olsun! Rasûlullah (sav) şöyle buyururken şu iki gözüm gördü (Bunu söylerken iki parmağını iki gözünün üzerine koydu), şu iki kulağım işitti ve şu kalp ezberledi (kalbinin damarına işaret etti):
“Her kim zor durumdakiya mühlet verir veya alacağında indirim yaparsa, Allah onu kendi gölgesinde gölgeler.” »”
Ben de Ebü'l-Yeser Hazretleri'ne:
“–Amcacığım! Hizmetçinin ayrılmış elbisesini alsan da, ona kendi maafirini versen yahut onun maafirini alsan da, kendi ayrılık elbiseni ona versen, bu sûretle senin üzerinde bir takım elbise, onun üzerinde de bir takım elbise olurdu” dedim. Bunun üzerine başlığımı sıvazladı ve:
“Allah'ım, buna bereket ihsân eyle! Ey kardeşimin oğlu! Rasûlullah (sav): «Onlara kendi yediklerinizden yedirin ve giydiklerinizden giydirin!» Şu iki gözüm görünüyordu, şu iki kulağım işitmiş ve şu kalbi ezberledi. (Bunu söylerken kalbinin damarına işaret etti.) Dünya malından ona vermem, kıyâmetin hasenâtımdan alınmasından daha kolay ve hafif gelir bana!” dedi.
İBADET HAYATINDA SÜNNETE İTTİBÂ VE MESCİD ADABI
Sonra yürüdük. Nihayet mescidinde bulunan Câbir bin Abdullah (ra)'ın yanında vardık. Tek bir elbiseye sarınmış namaz kılıyordu. Cemâatin boyunlarından atlayarak kıblede kaldığım ve:
“–Allah sana merhamet etsin, ridân yanıbaşındayken bir elbise içinde namaz mı kılıyorsun?” dedim. Elini sadrıma saklama parmaklarının arasını açtı, onları kavisleştirdi ve şöyle anlattı:
“–Senin gibi sünnetleri tam olarak bilemeyen insanlar yanıma geldiğinde nasıl davrandığını görsün de ona göre davransın diye böyle yaptım. Bir defâsında Rasûlullah (sav) Efendimiz şu mescidimize bizi ziyârete gelmişti. Elinde İbnü Tâb diye bilinen hurma ağacından bir dal vardı. Mescidin kıble tarafında bir tükrük gördü ve onuki dal ile sildi. Sonra bize dönerek:
«–Hanginiz Allah'ın kendisinden yüz çevirmesini ister misiniz?» buyurdu. Biz çok etkilendik. Sözünü tekrarladı. Biz yine korkuyla ürperdik. Bir daha seçince:
«–Hayır! Hiç birimizi istemiyoruz ya Rasûlallah!» dedik. Rasûlullah (sav):
«–Biriniz namaza kalktığında Allah Tebâreke ve Teâlâ onun karşısında, kıble tarafında olur. Binaenaleyh kimsenin saklanması önleri ve sağına tükürmesin…» buyurdu. Sonra da: «–Bana bir zaferan verin!» buyurdu. Mahalleden bir genç kalkarak bütün hızıyla eve koştu ve avucunda zaferanlı bir koku getirdi. Rasûlullah (sav) onu elindeki dalın ucuna ileri sürdü ve onunla tükrüğün izini sildi. Mescidlerinize zaferanlı koku sürmeniz buradan kalmadır.
ZORLUK ZAMANLARINDA SABIR VE NEBEVÎ MUCİZELERİN TEZAHÜRÜ
Bir defâsında da Rasûlullah (sav) ile birlikte Batn-ı Buvât gazâsına çıkmıştık. Su devam etmek için kullanılan bir deveye beş, altı veya yedi kişi kayıtlaşıyordu. Derken Ensâr'dan bir zâtın sırası geldi. Deveyi çökerterek üzerine bindi. Daha sonra onu öne sürdü. Ancak deve biraz durakladı. O da deveye kızarak:
«–Deh! Allah sana lânet etsin!» dedi. Rasûlullah (sav):
«–Kim o devesine lânet eden?» diye sordu. Ey zat:
«–Ben yâ Rasûlallah!» dedi. Rasûlullah (sav):
«–Onun üzerinden, lânetlenmiş hayvanla bizim yanımızda yolculuklar yapmak! Oranını ödemeyin! Çocuklarınıza yatmayınız! Mallarınıza yatmayınız! Yoksa duaların kabul edildiği vakte denk gelir de bedduanız kabul ediliverir» buyurdu.
Yine bir gün Rasûlullah (sav) Efendimiz'le birlikte bütünleşiyoruz. Yatsı vakti Arap sularından birine yaklaştığımızda Rasûlullah (sav):
«‒Hanginiz bizden önce giderek, havuzu düzeltip su İçecek ve bize de içirecek mi?» diye sordu. Ben hemen kalktım ve:
«–Ben ya Rasûlallah!» dedim. Bunun üzerine Rasûlullah (sav):
«–Câbir'le birlikte kim gidecek?» buyurdu. Hemen Cebbâr bin Sahr (ra) ortaya çıktı ve birlikte kuyuya gittik, havuzun içine bir veya iki kova su çektik. Havuzun taşlarını örüp çevrelerini güzelce düzelttik. Daha sonra onu iyice dolduruncaya kadar su çektik. Yanımıza ilk gelen Rasûlullah (sav) oldu:
«–Müsaade eder misiniz?» buyurdu.
«–Evet, ey Allah'ın Rasûlü!» dedik. Devesini saldı, o da su içti. Daha sonra hayvanın gemini çekti ve onu kenara çekip sürükledi. Sonra Rasûlullah (sav) havuza yerleştirildi. Ben de hemen üye olan Peygamber Efendimiz'in abdest aldığı yerden abdest aldım… Rasûlullah (sav) oradaki namaza durdu. Benim üzerimde ayrılmış bir elbise vardı. Elbiseyi iki omzuma anında sarıp güzelce sarınmaya çalıştım, fakat büyümedi. Giysilerin saçakları vardı. Kısımları değiştirdim. Sonra ona sarındım ve düşüşün diye de boyunla tutup biraz eğildim. Gelip Peygamber Efendimiz'in sol gördükleri durdum. Rasûlullah (sav) kişilerin elindekileri sağ tuttu. Daha sonra Cebbâr (ra) gelip abdest aldı ve o da Efendimiz'in soluna kaldı. Bu sefer Rasûlullah (sav) ikimizin elinden bizi hafifçe geriye doğru itti ve arkasında saf tutmamızı sağladı. Rasûlullah (sav)'ın gözünün ucuyla bana bakarken ancak ben bozulmamıştım. Sonra amacını biriktirir. Eliyle, elbiseyi belime bağlamamı işaret ediyor. Efendimiz (sav) namazını bitirince:
«-Câbir!» dedi.
«–Buyurun, emrinize âmâdeyim yâ Rasûlallah!» dedim.
«–Elbise genişse, iki rengin farklılık gösterdiği sarın! Dar ise, onu beline bağlayıver!» buyurdu.
Rasûlullah (sav) ile birlikte yine bir seferdeydik. Onun birimizin günlük azığı bir tek hurma idi. Herkes o hurmayı biraz emer ve elbisesinin değişmesinin sararmasıydı. Elimizdeki yaylar ile ağaçların ipekeleri ve onları yerdik. Hatta bu yüzden avurtlarımız yaralanacaktı. Yemin olsun ki, bir gün birimize yanlışlıkla hurma verilmemişti. Halsizliği durumu onu kollarından tutup kaldırdık, taksimat yapılan yere götürüldü, kendisine hurma tıslamasının verilmediğine dair söylentilerde ona bir hurma verildi. O da verileri onu taşıyordu.
Yine bir gün Rasûlullah (sav) ile beraber yürüyorduk. Nihâyet geniş bir vâdiye indik. Rasûlullah (sav) kaza-yı hâcet için gitti. Ben de bir su kabı ile kendisini takip ettim. Efendimize (sav) bakın, ancak gizlenebilecek bir şey bulamadı. Vâdinin kenarında iki ağaç gözüne ilişti. Onlardan birinin yanından giderek dallarından birini tuttu ve:
«–Allah'ın izniyle bana boyun eğ!» buyurdu. Ağaç, burnu gemli deve gibi Efendimiz'e râm olup eğildi. Öteki ağaca da gidiş dallarından birinden tutarak:
«–Allah'ın izniyle bana râm ol!» buyurdu. O da öteki gibi eğildi. İkisinin ortasında varınca aralarını birleştirdi ve:
«–Allah'ın izniyle benim üzerime kapanın!» dedi. Hemen üzerine kapandılar.
Rasûlullah (sav), benim o yakın bölgelerde bulunursa uzaktan uzaklaşır diye korkarak hızla koşup uzaklaşırım. Bir yerde kendi kendine normalleşmeye başladı. Gözüm hafifçe yana kayınca anında Peygamber Efendimiz'in geldiğini gördüm. O iki ağaç da birbirinden ayrılmış ve her birinin gövdesinin üzerine doğrulmuştu. Peygamber Efendimiz'in bir an durakladığını gördüm. Başıyla Sağ ve sola işaret etti. Sonra bana doğru yürüdü, yanıma gelince:
«–Ey Câbir! Durduğum yeri gördün mü?» diye sordu.
«–Evet, yâ Resûlallah!» dedim.
«–Öyleyse şu iki ağaca git de, onun birinden birer dal kes ve getir. Durakladığı yere geldiğinde, bir dalı sağ onların diğerlerini de sol yaşadıklarında dik!» buyurdu.
Hemen her yerden bir taş aldım. Onu kırıp iyice keskinleştirdim. Ağaçların yanında varıp birer dal kestim. Sonra onları sürükleyerek Peygamber Efendimiz'in durakladığı yere geldim. Birini sağıma birini de soluma diktim. Sonra Efendimiz'e yetişerek:
«–Söylediklerinizi yerine getirdim ey Allah'ın Rasûlü, ancak bunu neden yaptık?» dedim. Rasûlullah (sav):
«–Azap gören iki kabrin yanından geçtim de, bu günler yaş olarak kaldığı süre boyunca şefaatim sâyesinde azaplarının hafifletilmesini arzu ettim» buyurdu.
Müteâkıben kâfilenin konakladığı yere geldik. Rasûlullah (sav):
«–Câbir, abdest suyu var mı, insanların bir sesleniver!» buyurdu. Ben de:
«Dikkat, yanında abdest suyu olan var mı?» diye birkaç defa nidâ yaptım. Sonra:
«–Yâ Resûlallah! Kâfile içinde bir damla su görmedim» dedim. Ensâr'dan bir zât Rasûlullah (sav) için eski bir tulumda su çözülür ve onu hurma dalına asardı. Efendimiz (sav) bana:
«–Ensâr'dan filân oğlu filâna git de, tulumunda bir şey var mı bak!» dedi. Ona giderek tuluma baktım. Ancak tulumun ağzında yaşadığı bir damladan başka bir şey yoktu. Azıcık suyu boşaltacak olsa da, tulumun kuru tarafta kaybolup gider, yere bir damla düşmezdi. Hemen Peygamber Efendimiz'e dağıtımı:
«–Yâ Resûlallah! Tulumunun ağzında yaşayabildiği bir damladan başka bir şey yok. Onu boşaltacak olsam tulumun kuru tarafı suyunu içip bitirecek!» dedim.
«–Git, onu bana getir!» buyurdu. Onu uzaklaştırdım. Tulumu eline aldı ve ne olduğunu anlamadığım bir şeyi okudum. Bir ülke genelinde iki ücretsiz onu sıkıyordu. Sonra tulumu bana verdi ve:
«–Ey Câbir! Büyük bir çanak var mı, bir sesleniver!» buyurdu. Ben:
«–Kâfileyi doyuracak kadar büyük çanağı olan kimse onu bana getirsin! diye seslendim.Hemen çanağı yüklediler.Onu götürüp Efendimiz'in huzuruna koydum. Rasûlullah (sav) eli çanının içine sokup parmaklarını açtı.
«–Ey Câbir! Tulumu al da elimin üstüne dök ve bismillah de!» buyurdu. Ben hemen suyunun üzerine döktüm ve bismillah dedim. Peygamber Efendimizin parmakları arasında su kayıyordu. Çanak kaynadıktan sonra su içinde geri döndü ve nihayet ağzına dolana kadar. Rasûlullah (sav):
«–Câbir! Suyun ihtiyacı olanlara seslen!» buyurdu. İnsanlar gelip kana kana su içtiler:
«–Suya ihtiyacı olan kimsede mi kaldı?» diye seslendim.
Artık Rasûlullah (sav) elini kaldırdı, çanak ağzına kadar dopdolu stratejik bir konuma geldi.
Yine de bir gün insanlardan açlıktan şikayet etmişlerdi. Rasûlullah (sav):
«–İnşaallah, Allah sizi doyuracak!» buyurdu. Derken Sîfü'l-Bahr'a (deniz sâhiline) geldik. Deniz bir dalgalandı ve bir balık attı. Biz bu balığın yanında ateş yaktık, etinden pişirdik, kaynattık ve doyuncaya kadar yedi, ancak bitirebildik. Ben, filân, filân beş kişi bu hayvanın gözü çukuruna girdik. Bizi kimse göremiyordu. Sonra çıktık. Kaburga kemiklerinden birini alarak eğdik, kavis yaptık. Sonra kâfiledeki en uzun adamı, en büyük deveyi ve en kalın yaygıyı dile getirdik. Bu uzun zât, yaygıyı devenin hörgücüne serip üzerine bindi, eğdiğimiz kaburga kemiğinin altından geçti de, başını bile eğmedi.” (Müslim, Zühd, 74)
İşte bunlar böyleydi... Allah Rasûlü (sav) Efendimiz'in getirdiği ilmi bilgiler, yaşamak ve tebliğ etmek husûsunda son derece hırslı idiler. Peygamber Efendimiz'i yakından tâkip etmek, O'ndan hiç ayrılmamak, O'na itaat ve ittibâ etmek husûsunda son derece azimli idiler. Bu uğurda çok büyük fedakârlıklara katlandılar. Ve bu itaat, teslimiyet ve fedakârlıklarının mükâfâtını daha bu dünyadayken gördüler, âhirette ise daha büyük ecirlere nâil olacakları mutlakatır. Cenâb-ı Hak, çocuklarımızdaki yollarda güzelce uyan ihsân sâhiplerinden eylesin! Âmin!
Dipnot:
[1] İsmi Kâ'b bin Amr'dır . 20 yaşında olan Akabe Bey'atleri'nde ve Bedir'de farklıdır. Ehl-i Bedir'den en oğlu vefat eden sahabîdir. Medine'de hicrî 55 senesinde vefat etmiştir. Allah'ın râzı olsun!
Hazırlayan: Doç. Dr. Murat Kaya










YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!