Sahabelerin Hadis Rivayet Etmesine Sebep Olan Ayet

Sahabelerin çok hadis rivayet etmelerine sebep olan ayet hangisidir? Bu ayette Allah bizlere ne buyurur? Bu ayetten ne anlamalıyız? Dr. Murat Kaya anlatıyor... 

Ebû Hüreyre (r.a) şöyle buyurur:

“İnsanlar: «Ebû Hüreyre çok hadîs rivâyet ediyor.» deyip duruyorlar. Hâlbuki Kitâbullâh’ta şu iki âyet olmasaydı hiçbir hadîs nakletmezdim:

«İndirdiğimiz açık delillerimizle baştanbaşa hidâyet olan âyetlerimizi -Biz kitapta insanlara apaçık bildirdikten sonra- söylemeyip saklayanlar yok mu, işte onlara Allah lânet eder ve bütün lânet şânından olanlar da lânet eder.

Ancak tevbe edip hallerini ıslah edenler ve hakîkati açıkça bildirenler başkadır. Ben onları bağışlarım. Ben tevbeleri çokça kabul eden ve çokça merhamet edenim.» (el-Bakara, 159-160)

BU AYETTEN NE ANLAMALIYIZ?

Muhâcir kardeşlerimiz çarşılarda alış-verişle, Ensâr kardeşlerimiz de malları (ve toprakları) için çalışmakla meşgûl olurken Ebû Hüreyre karın tokluğuna Rasûlullâh (s.a.v)’in yanında durur, O’ndan hiç ayrılmaz ve onların hazır bulunamadıkları meclislerde hazır bulunur, onların belleyemedikleri sözleri bellerdi.” (Buhârî, İlim, 42)

Ebû Hüreyre (r.a) çokça hadîs-i şerîf ezberlemiş, bu âyet-i kerîmelere bakarak ilmi gizlemenin haram olduğunu bilmiş ve mümkün olduğu kadar bildiklerini neşretmeye çalışmış, bu sebeple de rivayetleri herkesten çok olmuştur.

Ebû Hüreyre (r.a) şöyle buyurur:

“İnsanlar, «Ebû Hüreyre çok fazla (hadîs) rivâyet ediyor» diyorlar. Hâlbuki bunun sebebi, karın tokluğuna devamlı Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in yakınında bulunmamdır. Hiç mayalı ekmek yemez, gösterişli elbise giymezdim. Bana kadın veya erkek hiç kimse de hizmet etmezdi. Ve sık sık açlıktan karnıma taş bağlardım. Bir kimseden, sadece beni eve götürüp karnımı doyursun diye, ezberimde olan bir âyeti, (sanki bilmiyormuşum gibi) bana okutmasını isterdim. Fakirlere karşı insanların en hayırlısı Câfer bin Ebî Tâlib (r.a) idi; o bizi eve götürür ve evinde ne varsa bize yedirirdi. Hattâ çoğu zaman boş yağ tulumunu bile bize ikrâm ederdi. Onu yarardı, bizde içinde kalanı yalardık…” (Buhârî, Ashâbu’n-Nebî, 10. Krş. Buhârî, İlim, 42)

Yine Ebû Hüreyre (r.a) şöyle anlatır:

“İnsanlar, «Ebû Hüreyre, Peygamber Efendimiz’den çok hadîs-i şerîf rivayet ediyor!» diyorlar. Bir kişiyle karşılaştım:

«‒Rasûlullah (s.a.v) dün akşam yatsı namazında ne okudu?» diye sordum.

«‒Bilmiyorum!» dedi.

«‒Sen o namazda hâzır bulunmadın mı?» dedim.

«‒Evet, bulundum» dedi.

«‒Ama ben biliyorum, şu şu sûreleri okudu» dedim. (Buhârî, el-Amel fi’s-salâh, 18)

İlmi ezberlemek ve ömrün sonuna kadar ilim öğrenmeye devam etmek lâzımdır.

İlim öğrenmeye öncelik ve ağırlık vermek daha faziletli bir davranıştır.

EBU HUREYRE'NİN GÜÇLÜ HAFIZASININ SIRRI

Ebû Hü­rey­re (r.a) şöyle anlatır:

Fahr-i Kâ­inât (s.a.v) Efen­di­miz’e:

“–Yâ Ra­sû­lal­lâh! Siz­den pek çok ha­dîs işi­ti­yo­rum fa­kat on­la­rın bir­ kısmını hâ­fı­zam­da tu­ta­mı­yo­rum.” dedim.

Bu­nun üze­ri­ne Pey­gam­ber Efen­di­miz (s.a.v):

“–Ridânı (elbiseni) ye­re ser! bu­yur­dular. Ben de ser­dim.

Ra­sû­lul­lâh (s.a.v) mü­bâ­rek el­le­riy­le bir şey avuç­la­yıp ri­dâ­nın içi­ne atı­yor gi­bi yap­tılar. Ar­dın­dan:

“–Ri­dâ­nı top­la!” bu­yur­dular.

Topladım ve ondan sonra hiç­bir şe­yi unut­ma­dım. (Buhârî, İlim, 42, İ’tisâm, 22; Tir­mi­zî, Me­nâ­kıb, 46)

Yine Ebû Hüreyre (r.a) şöyle buyurmuştur:

Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’den iki kap (ilim) ezberledim. Birisini insanlara neşrettim. Diğerine gelince, eğer onu yaysaydım şu boynum kesilirdi.” (Buhârî, İlim, 42)


İLİM ÖĞRENMEK İÇİN GECE ÇALIŞMAK DOĞRU MU?

İLİM ÖĞRENMEK İÇİN GECE ÇALIŞMAK DOĞRU MU?

İLİM ÖĞRENENLERİN ÜZERİNDEKİ VAZİFE

İLİM ÖĞRENENLERİN ÜZERİNDEKİ VAZİFE

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.