Saffat Suresi 130-132. Ayetler Ne Anlatıyor?
Sâffât Suresi 130-132. ayetlerin Arapçası, meali ve tefsiri ile Hz. İlyas’ın (a.s.) putperestliğe karşı verdiği tevhid mücadelesini ve muhsinlerin mükâfatını idrak edin.
Ayet-i kerimede şöyle buyrulur:
SELAM OLSUN İLYAS’A!
Saffat Suresi 130-132. Ayetler Arapça:
سَلَامٌ عَلٰٓى اِلْيَاس۪ينَ
اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ
اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ
Saffat Suresi 130-132. Ayetler Meali:
İlyas’a selam olsun. Şüphesiz biz, muhsinleri işte böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandı. (Sâffât, 37/130-132)
Bilgi:
İlyas -aleyhisselâm-, İsrailoğullarına gönderilen peygamberlerden biridir. Bu kavim Allah’ı bırakıp Ba’l adını verdikleri bir puta tapmaya başlayınca onları uyarmış ve “Sizi en güzel şekilde yaratan Allah’ı bırakıp Ba’l adlı puta mı tapıyorsunuz?” diyerek kınamıştır. Bütün peygamberler, insanları tek olan Allah’a kul olmaya çağırır. Bu, onların en önemli görevidir. Hz. İlyas -aleyhisselâm- da bu görevini en güzel şekilde yapmış ve adı muhsinler hanesine yazılmıştır.
Mesaj:
Peygamberler bizim için en güzel örneklerdir. Bundan dolayı onların Kur’an’da anlatılan mücadelesini örnek almalıyız.
Kelime Dağarcığı:
Muhsin: İman edip sâlih amel işleyen, Allah’ın emrettiği şeyleri yapıp yasaklarından kaçınan, iyilikleri yapıp kötülükleri terk eden, yaptığı her işi ve görevi en iyi bir şekilde yapan kimse.
Kaynak: Diyanet, Kur'an-ı Kerim'den Serlevha Ayetler
TEFSİR
Saffat Suresi 130-132. Ayetler Tefsiri:
- İlyâs da şüphesiz peygamberlerimizden biriydi.
- O zaman kavmine şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
- “İlâh olarak Ba‘l’e yalvaracak da, her şeyi en güzel ve en uygun biçimde yaratanı terk mi edeceksiniz?”
- “Sizin de Rabbiniz, gelmiş geçmiş atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı?”
- Fakat kavmi onu yalanladı. Bu yüzden onların hepsi tutuklanarak cehenneme atılacaklardır.
- Ancak Allah’ın ihlâsa erdirdiği kulları başka!
- Sonra gelen nesiller arasında onun için güzel bir nâm bıraktık.
- Selâm olsun İlyâs’a ve onun yolundan gidenlere!
- Biz, iyilik eden ve işini güzel yapanları işte böyle mükâfatlandırırız.
- Gerçekten o bizim mü’min kullarımızdandı.
Hz. İlyâs, İsrâiloğulları’na gönderilen peygamberlerden biridir. Hârûn (a.s.)’ın neslindendir. İsrâîloğulları Filistin’i ele geçirince, kabîlelerden biri Ba‘lbek’e yerleşmişti. Başlarında zâlim bir hükümdar vardı. Rivayete göre, şehrin ismi önceleri Bek idi. Ancak bu zâlim kral, Ba‘l adında bir put yaptırdı ve halkı bu puta tapmaya zorladı. Ba‘l ile Bek ismi birleşerek, bu şehre Ba‘lbek veya Ba‘lebek denildi. İşte Hz. İlyâs, tevhîdden uzaklaşıp şirke düşenleri Hakk’a davet etmek üzere, bu beldeye peygamber olarak gönderildi.
Halkın taptığı Ba‘l adında put vardı. Aslında Ba‘l, o bölgelerde yaygın olarak kullanılan bir put ismi idi. Kelime olarak “efendi, sahip, lider ve bazan de koca” mânasına gelmektedir. Kur’ân-ı Kerîm bu kelimeyi “koca” mânasında kullanır. (bk. Hûd 11/72)
Daha çok bereket verme, yağmur yağdırma ve verimli kılma hususiyetleri bulunan bir put olarak kabul ediliyordu. İlyâs (a.s.) halkı bahsedilen puta tapmaktan vazgeçirmeye ve yalnızca her şeyin yaratıcısı olan Allah’a îman ve ibâdete çağırdı. Fakat İsrâîloğulları, Hz. İlyâs’ın nasihatlerini dinlemediler. Onu bulundukları beldeden dışarı çıkardılar. Bu sebeple başlarına türlü musîbet ve belâlar geldi. Bunun üzerine emr-i ilâhî ile İlyâs (a.s.) aralarından ayrıldı. Hepsi perişan oldular. Dünyada da âhirette de ceza ve azâba dûçâr kılındılar. Hulâsa İlyâs (a.s.) da “kubbede hoş bir sadâ” bırakarak yüce Rabbine kavuştu. İlâhî lutuf ve iltifâta mazhar oldu. (bk. Taberî, Câmi‘u’l-beyân, XXIII, 112-113)
Hz. İlyâs ile alakalı şu rivayet ne kadar câlib-i dikkattir: İlyâs (a.s.), ölüm meleği olan Azrâîl’i görünce dehşet içinde ürperdi. Azrâîl de, bunun sebebini merak ederek:
“−Ey Allah’ın Peygamberi! Ölümden mi korktun?” diye sordu. İlyâs (a.s.) cevâben:
“−Hayır! Ölümden korktuğum için değil, dünya hayâtına vedâ edeceğim için bu hâldeyim. Çünkü dünya hayâtında Rabbime kulluk yapmaya, iyilikleri emredip kötülüklerden sakındırmaya gayret ediyor, vaktimi ibâdet ve amel-i sâlihle geçiriyor, güzel ahlâk ile yaşamaya çalışıyordum. Bu hâl benim huzur kaynağım oluyor, gönlüm sürur ve mânevî neş’elerle doluyordu. Ölünce bu zevkleri ve lezzetleri yaşayamayacağım ve kıyâmete kadar mezarda rehin kalacağım için üzülmekteyim!” dedi.
Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri, kuranvemeali.com


YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!