Peygamberimizin Çocuklarla İletişimi Nasıldı?

Peygamberimizin çocuklarla olan muhabbeti nasıldı? Peygamberimiz çocuklara nasıl davranırdı? Bu konuyla ilgili sahabeler neler anlatıyor? Peygamberimin çocuklara ettiği dualar nelerdir? Dr. Murat Kaya anlatıyor...

Abdullah bin Abbâs (r.a) şöyle buyurur:

“Rasûlullâh (s.a.v) Minâ’da sütresiz olarak namaz kıldırdığı sırada dişi bir merkebin üzerinde karşıdan geldim. O zaman bülûğ çağına yaklaşmıştım. Saflardan birinin önünden geçtim. Merkebi otlasın diye salıverdim. Ondan sonra safa girdim. Bu (yaptığıma) kimse ses çıkarmadı.” (Buhârî, İlim, 18)

Mahmûd bin Rebî’ (r.a) şöyle buyurur:

“Beş yaşımda iken Nebiyy-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz’in bir kere bir kovadan mübârek ağızlarına su alıp yüzüme püskürttüklerini hatırlarım.” (Buhârî, İlim, 18)

BU HADİSLERDEN ÖĞRENDİKLERİMİZ

Allah’ın Sevgili Rasûlü (s.a.v), ashâbıyla şakalaşır, onların arasına karışır, kendileriyle sohbet eder, çocuklarına takılır, onları kucağına alıp sever, hür, köle, câriye, fakir ayrımı yapmadan dâvetlerini kabul eder, Medîne’nin en uzak yerinde oturan hastaları bile ziyaret eder, herhangi bir konuda mâzeret ileri sürenlerin özrünü kabul ederdi. (Kâdî Iyâz, Şifâ, I, 264)

Câbir bin Semure (r.a) şunları anlatır:

“Ben Rasûlullâh (s.a.v) ile birlikte öğle namazını kıldım. Sonra Efendimiz ailesinin yanına gitmek üzere çıktı. Ben de onunla beraber çıktım. Derken bazı çocuklar Rasûlullah’ı karşıladılar. Peygamber Efendimiz onların yanaklarını birer birer sıvazlamaya başladı. Sıra bana gelince benim yanağımı da sıvazladı. Onun elinde hoş bir serinlik ve güzel bir koku hissettim. Sanki mübarek elini bir attâr sepetinden çıkarmıştı.” (Müslim, Fedâil, 80)

Enes (r.a) çocukların yanından geçerken onlara selâm verdi ve:

“Peygamber (s.a.v) de çocuklara böyle selâm verirdi” buyurdu. (Buhârî, İsti’zân 15; Müslim, Selâm 15)

Abbâd bin Şurahbîl (r.a) anlatıyor:

Bir zamanlar fakir düşmüştüm. Bunun üzerine Medîne bahçelerinden birine girdim. Başak ovup hem yedim hem de torbama aldım. Derken bahçe sahibi gelip beni yakaladı, dövdü, torbamı elimden aldı ve Rasûlullâh’a götürüp şikâyet etti.

Allâh Rasûlü (s.a.v), bahçe sahibine:

“−Câhilken öğretmedin, açken doyurmadın!” buyurdular.

Sonra bahçe sahibine torbamı iâde etmesini söylediler.

Daha sonra Rasulullâh Efendimiz (s.a.v) bana bir veya yarım sa’ miktarında yiyecek verdiler. (Ebû Dâvûd, Cihâd, 85/2620-2621; Nesâî, Kudât, 21)

PEYGAMBERİMİZİN ÇOCUK YAŞTA DUA ETTİĞİ SAHABİ

Râfî bin Amr (r.a) şöyle anlatır:

Ben çocukken Ensâr’ın hurma ağaçlarını taşlardım. Bu sebeple beni tutup Peygamber Efendimiz’e götürdüler.

Allah Rasûlü (s.a.v) bana:

“–Yavrucuğum! Hurma ağaçlarını niçin taşlıyorsun?” diye sordular. Ben:

“–Yâ Rasûlallah! (Açtım) yemek için taşladım.” dedim.

Fahr-i Kâinât Efendimiz (s.a.v)

“–Bir daha taşlama! Altlarına düşenlerden al, ye!” buyurdular ve başımı sıvazladılar. Daha sonra da:

“Allâh’ım! Onun karnını doyur.” diye bana dua ettiler. (Ebû Dâvûd, Cihâd, 85/2622; İbn-i Mâce, Ticârât, 67)

Ashâb-ı kirâmdan Ebû Mâlik el-Eş’arî (r.a) kavmini topladı ve:

“–Ey Eş’arîler! Toplanın, kadınlarınızı ve çocuklarınızı da toplayın ki bize Medîne-i Münevvere’de namaz kıldıran Rasûlullâh (s.a.v) Efendimiz’in namazını size öğreteyim.” dedi.

Bunun üzerine kavminin hepsi toplandı, kadınlarını ve çocuklarını da topladılar. Ebû Mâlik (r.a) abdest aldı, abdestin nasıl alınacağını onlara gösterdi ve abdest suyunu âzâlarına iyice ulaştırdı. Zevalden sonra öğle namazı için kalktı, ezan okudu, erkekleri öne saf tutturdu, onların arkasına (bülûğa ermeyen) erkek çocukları aldı, erkek çocukların arkasına da kadınları saf tutturdu. Sonra namaz için kâmet getirdi, öne geçti… Tâdil-i erkân üzere namaz kıldırdı. Namazı bitirince kavmine döndü ve şöyle dedi:

“–Namazdaki şu tekbirlerimi, ezberleyin, rükû ve secdemi öğrenin. Çünkü bu, gündüzün şu vaktinde bize namaz kıldıran Allâh Rasûlü’nün namazıdır… (Ahmed, V, 343)

PEYGAMBERİMİZİN ÇOCUK SEVGİSİ

Peygamberimizin Çocuk Sevgisi

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.