Peygamberimizin Bıraktığı Maddi Miras Neydi?

Hz. Muhammed’in (s.a.v.) bıraktığı maddî mîrâsı neydi?

Fâni dünyaya, âhiret hayatının kazanıldığı bir yer olarak bakan ve ebedî fayda verecek olanın sâlih ameller olduğu inancıyla bir hayat süren Habîb-i Ekrem Efendimiz; “Biz Peygamberler mîrâs bırakmayız, bıraktıklarımızın hepsi sadakadır.” buyurmuşlardır. (Buhârî, Nafakât, 3) Bu bakımdan onun bıraktığı mirasın zarurî birkaç eşyadan başka bir şey olmayacağı âşikârdır.

PEYGAMBERİMİZİN BIRAKTIĞI MADDİ MİRAS

Cüveyriye vâlidemizin haber verdiğine göre; Resûlullah vefat ettiğinde, geride bindiği beyaz katırı, silâhı ve yolcular için vakfettiği arâzisi dışında, herhangi bir altın, gümüş, köle, câriye veya başka bir şey bırakmamıştır. (Buhârî, Vesâyâ, 1)

Nitekim yukarıdaki miras hadisinden hareketle, Resûlullah’ın gayr-i menkul mallarının vakıf hükmünde olduğu belirtilmiştir. Onun bu tür malları ise yukarıda işâret edilen arâzileri ile hanımlarının oturduğu odalardan ibârettir. Ancak bir başka hadiste, Resûl-i Ekrem “…Zevcelerimin geçimi ve âmilimin maaşı dışında, geride bıraktığım mallar, sadaka (vakıf)tır.[1] buyurarak dâr-ı bekâya irtihâlinden sonra arkada kalan hanımlarının nafaka ve mesken imkânlarının karşılanması gerektiğini bildirmiştir. Zaten Allah Resûlü hayâtta iken, elindeki arâzileri, intifâ hakkı kendinde kalmak şartıyla kamunun istifâdesi için vakfetmişti. Yani bu arazilerin bir kısmından hanımlarının yıllık nafakasını ayırıp diğer gelirleri, devletin ve halkın ihtiyaçlarına harcamaktaydı. (Nevevî, Şerhu Sahîhi Müslim, XII, 82) Bununla birlikte vefatından sonra zevceleri mağdur edilmemiş, Resûlullah’ın tavsiyesine uyularak bu arâzilerden vâlidelerimizin nafakaları karşılanmış ve vefâtlarına kadar, vaktiyle kendilerine tahsis edilen hücre-i saâdetlerinde ikâmet etmişlerdir. (Mâverdî, 217-221)

SEVABI KESİLMEYEN ÜÇ AMEL

Efendimiz’in İslâm uğruna elindeki arâzilerini vakfetmesi ve; “İnsan ölünce, üç ameli dışında bütün amellerinin sevâbı kesilir: Sadaka-i câriye, kendisinden istifâde edilen ilim, arkasından duâ eden hayırlı evlât.” (Müslim, Vasiyye, 14) buyurması, tarihte önemli bir çığırın açılmasına vesile olmuştur. Binâenaleyh, bidâyetten günümüze kadar birçok Müslüman, imkân nisbetinde onun nurlu yoluna tâbi olarak çeşitli vakıflar ve hayır müesseseleri kurmuş veya bu gibi müesseselere katkıda bulunmuşlardır. Böylece, manevî kazançlarının devam etmesini sağlamışlar ve insanlığa eşsiz bir vakıf medeniyeti takdim etmişlerdir.

Netice itibariyle Resûl-i Ekrem Efendimiz, yokluk anlarında büyük bir metânet ve sabırla, varlık anlarında da elindeki imkânları Allah yolunda harcamak sûretiyle sâde, mütevâzî, fakir ve onurlu bir hayâtı tercih etmiştir. Zîra o, ümmetine dünyâlık elde etme yarışı üzerine kurulmuş bir hayât tarzı değil, bilâkis âhiret azığı biriktirme esâsına dayanan zâhidâne bir hayât tarzı tavsiye ediyordu. Onlara aşırı hırs ve dünya düşkünlüğünün insanı her çeşit kötülüğe sürükleyebileceğini anlatarak, İslâmî bir hayâtın nasıl yaşanması gerektiğini en güzel şekilde göstermiştir. Nitekim irşâd edici mübârek tavsiye ve sözleriyle birlikte ev düzeni, yemesi, içmesi, giyim kuşamı ve sonuçta bıraktığı maddi mîrâsı bu duruma şâhitlik etmektedir.

Onun zâhidâne hayâtından istifâde edenlere ne mutlu!…

[1]  Buhârî, Vesâyâ, 32; Müslim, Cihâd, 55. Ayrıca hadiste zikredilen “âmil” ile Efendimiz’in arazilerine bakan ve bizzat çalışan vazîfeli kimse kastedilmiştir. Nitekim bâzı rivâyetlerde Resûlullâh’ın hurmalıklarıyla ilgilenen böyle bir şahıstan bahsedilmektedir. (Müslim, Müsâkât, 99-100)

Kaynak: Üsve-i Hasene, Erkam Yayınları

 

PEYGAMBER EFENDİMİZİN HAYATI

Peygamber Efendimizin Hayatı

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.