Peygamberimize İlk İnananlar

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz ilk tebliği kime yapmıştır? Peygamberimizin (s.a.v.) İslam’a davetini ilk kabul edenler ve gizli tebliğ dönemi.

Rasûlullâh (s.a.v) Efendimiz, ilk üç sene İslâm’ı gizli bir şekilde teblîğ etmişler, dâveti kabûl etmeyenlerden bu mevzûyu kimseye açmamalarını istemişlerdir.

PEYGAMBERİMİZİN İSLAM’A DAVETİNİ İLK KABUL EDENLER

Allah Rasûlü (s.a.v) Efendimiz, tabiî olarak evvelâ âilelerinden başladılar, daha sonra dostları, arkadaşları ve kendisine yakın olan insanlara tebliğ ve dâvette bulundular. Bunların bir kısmı şöyle sıralanabilir:

  1. Hz. Hatîce (r.a).
  2. Hz. Ali (r.a), 10 yaşında.
  3. Hz. Zeyd bin Hârise (r.a).
  4. Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz’in Muhterem Kızları (r.a). Örnek âile… Âilenin ehemmiyeti…
  5. Hz. Ebûbekir (r.a) ve âilesi.
  6. Hz. Osman (r.a), 34 yaşında.
  7. Abdurrahmân bin Avf (r.a), 30 yaşında.
  8. Saʻd bin Ebî Vakkâs (r.a), 17 yaşında.
  9. Zübeyr bin Avvâm (r.a), 17 yaşında.
  10. Talha bin Ubeydullah (r.a), 13 yaşında.
  11. Hâlid bin Saîd (r.a).
  12. Abdullah bin Mesut (r.a), bülûğa yaklaşmış bir çocuk idi.

Abdullah bin Mesut (r.a) şöyle buyurur:

“Erginlik çağına yaklaşmış bir çocuktum ve müşriklerden Ukbe bin Ebi Muayt’ın koyunlarını güdüyordum. Bir gün Rasûlullah (s.a.v) ile Ebubekir (r.a) yanıma geldiler, müşriklerden kaçıyorlardı. Bana:

«‒Delikanlı! Yanında bize içirebileceğin süt var mı?» diye sordular. Ben de:

«‒Ben kendisine güvenilerek mal emânet edilen bir emânetçiyim, bu sebeple size süt içiremem!» dedim. Nebiyy-i Ekrem Efendimiz (s.a.v):

«‒Henüz koça gelmemiş (hiç kuzulamamış) bir koyun var mı?» buyurdular. Ben de:

«‒Evet, var» dedim ve henüz bir yaşını doldurmamış bir koyunu onlara götürdüm.

Nebiyy-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) onu tuttular; mübarek elleriyle memesini meshedip dua edince, koyunun mememleri sütle doldu. Ebûbekir (r.a) O’na oyuk bir taş getirdi. Efendimiz (s.a.v) de ona süt sağıp içtiler. Sonra Ebûbekir (r.a) da içti. Ondan sonra da ben içtim. Daha sonra Peygamber Efendimiz (s.a.v) koyunun memesine «Büzül!» diye emrettiler, o da büzülüp eski hâlini aldı.

Bu hâdiseden sonra Efendimiz (s.a.v)’e varıp:

«‒Bu sözlerden bana öğret!» dedim. O da:

«‒Sen, Allah Teâlâ tarafından öğrenmeye muvaffak kılınacak bir delikanlısın!» buyurdular. Mübârek ağızlarından yetmiş sûre aldım. Onlar hakkında kimse benimle münâzaa edemez (çekişemez).” (Ahmed bin Hanbel, Müsned, I, 462, 379, Ebu Ya’la el-Mevsılî, Müsned (Esed) VIII, 402-403/4985)

  1. Habbâb bin Eret (r.a)
  2. Bilâl-i Habeşî (r.a)
  3. Yâsir âilesi (r.a)
  4. Amr bin Abese (r.a)
  5. Suheyb-i Rûmî (r.a)
  6. Mikdâd bin Esved (r.a)

GİZLİ TEBLİĞ DÖNEMİ

İslâm, önce Efendimiz (s.a.v)’in kabilesi olan Benî Hâşim arasında, sonra da diğer kabilelerde yayılma seyri göstermedi. Böyle olsaydı, kabile asabiyetiyle yürüyen bir dâvâ gibi görünürdü. İslâm, Mekke’deki bütün kabileler arasında aynı seviyede yayıldı, dengeli bir açılım gösterdi. Benî Hâşim’den Müslüman olanlar, diğer kabilelerden Müslüman olanlara nisbetle daha fazla değildi. Hattâ Mekke hâricindeki kabilelerden bile pek çok sahâbî vardı.

İslâm’a ilk girenler arasında, kavimlerinin en hayırlıları ve şereflileri de yer alıyordu. Müslümanlar sadece fakir, zayıf, köle ve yabancılardan ibâret değillerdi. Zayıf-kuvvetli bütün insanlar Efendimiz (s.a.v)’in doğru söylediklerine inanıyordu. Zayıflar O’na kolaylıkla cevap verebilirken, kuvvetlilere kibirleri ve makamları mânî oluyordu.

Bazı sahâbîler, kaçıncı müslüman olduklarını söylerler. Ama sözleri birbiriyle teâruz hâlindedir. Bunun sebebi, gizli tebliğ senelerinde kimlerin müslüman olduğunu tam olarak bilemeyişleri ve Efendimiz (s.a.v)’in yanında gördükleri insanlara göre kendilerine bir sıra tayin etmeleridir.

Dâvetin gizli yapılması, Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in herhangi bir eziyet ve meşakkate mâruz kalma korkusu taşıdıklarından değil, dînî maslahatı muhâfaza etmek içindi. Korku sebebiyle ve kaçmak için yapılan bir gizlenme değil, hazırlık ve antrenman için tercih edilen Rabbânî bir terbiye metodu idi. Zîrâ henüz teblîğin açıkça îlân edilmesi yönünde bir emr-i ilâhî vâkî olmamıştı. Şâyet bu dönemde İslâm açıkça îlân edilseydi, henüz yeni îmân etmiş olan çoğu fakir ve zayıf müslüman tehlikeye düşer, onların helâki ise dînin başlamadan yok olmasına yol açabilirdi.

Eğer Cenâb-ı Hak, ilk günden dâvâsını insanlar arasında alenen açıklamasını emretseydi, Allah Rasûlü (s.a.v) bir an bile durmaz, bedeli ne olursa olsun bunu derhal gerçekleştirirdi. Ama Cenâb-ı Hakk’ın murâdı, ilk yıllarda dâvetin gizli yapılmasıydı.

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v), yeni Müslüman olanlardan birbirine destek olacak ve yeni gelen vahiyleri birbirlerine öğretecek küçük gruplar, hücreler teşkil ediyorlardı.

İlk Müslümanlarda büyük bir gizlilik, tedbir, ihtiyat ve gayret gözleniyordu. Üç sene devam eden bu gizli dâvet müddetince tebliğ ferdî oluyordu. Bu zaman zarfında kardeşlik ve yardımlaşma üzerine binâ edilen kuvvetli bir mü’minler cemaati teşekkül etti. Muâhât (kardeşleşme) ilk olarak burada yapıldı. Risâletin teblîği iyice gelişti ve yerleşti.

Kaynak: Dr. Murat Kaya, Siyer-i Nebi.

İSLAM’DA GİZLİ DAVET DÖNEMİ

İslam’da Gizli Davet Dönemi

HZ. MUHAMMED (S.A.V.) KİMDİR?

Hz. Muhammed (s.a.v.) Kimdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.