Peygamber Efendimiz Hataları Nasıl Düzeltirdi?

Peygamber Efendimiz’in hataları tashih üsûlü nasıldı? Peygamber Efendimiz’in hataları ıslahta takip ettiği belli başlı usuller...

Cenâb-ı Hak, insanı bütün mahlukâtın en şereflisi ve zirvesi olarak yaratmıştır. Yaratılışındaki bu mükemmellikle beraber o, maddesi ve mânası itibariyle pek çok zafiyetler taşımaktadır. Bunlar acelecilik, hırs, hased, ebedi kalma arzusu, menfaatine düşkünlük ve benzeri mezmûm hasletlerdir. Bu tür hasletler insanın hata yapabilme ihtimalini artırmaktadır. Bunun ilk misalini beşeriyetin babası Hz. Âdem’de müşâhede etmekteyiz.

Allah Teâlâ, Hz. Âdem ile Havva’yı yaratıp cennete yerleştirdi. Her türlü cennet nimetlerinden yemelerini serbest bıraktı, sadece bir ağaca yaklaşmayı yasakladı. Şeytanın da kendileri için apaçık bir düşman olduğunu bildirdi. Şeytan da Hz. Âdem ve Havvâ’yı kandırabilmek için türlü hîlelere başvurdu. Bu hakikat âyet-i kerîmelerde şöyle beyan buyrulmaktadır:

 “Derken şeytan bunlara, kendilerinden örtülmüş olan çirkin yerlerini açmak için ikisine de vesvese verdi ve:

Rabbınız, başka bir şey için değil, ancak iki melek veya ebedi kalanlardan olmamanız için bu ağaçtan yemenizi yasaklamıştır, dedi. Ardından da:

Her halde ben sizin hayrınızı isteyenlerdenim, diye ikisine de yemîn etti. Böylece onları hîle ile aldattı. (Onlar) ağacın meyvesini tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü. Cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar. Rabbleri onlara:

Ben sizi o ağaçtan menetmemiş miydim? Şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim? diye nidâ etti.” (el-A’râf 7/20-22)

“Doğrusu bundan önce Âdem’e (bu ağaçtan yeme diye) emrettik, fakat unuttu ve biz onda bir azim (bir kararlılık) bulmadık.” (Tâhâ, 115)

“İnsan” kelimesinin iki ayrı kökten müştak olduğu söylenmiştir. Birincisi, unutma anlamındaki “nisyan”dır. Nitekim âyette ifâde edildiği gibi Hz. Âdem Allah’a olan ahdini unutmuştur. İkincisi ise “ünsiyet”tir ki insan bulunduğu yere ve hâle çabucak alışır, ülfet eder ve o yerin rengine boyanır. Her iki hususiyeti de insanın hata yapma ve günahlara düşme ihtimalini artırmaktadır.

İnsan yapısını çok iyi tanıyan ve onun hata yapma hususiyetini çok iyi bilen Allah Resûlü, muhataplarının hatalı davranışlarına karşı çok hassas ölçüler içinde muamelede bulunmuş ve onları en güzel usullerle ıslah etmeye çalışmıştır. Âlemlere rahmet olan Efendimiz’in yegâne gâyesi insanları hidâyete eriştirmekti. Bu sebeple ulaştığı her insanı kazanmak için gayret gösterirdi. Hiçbir insanı, herhangi bir hatası sebebiyle dışlama yolunu tutmazdı. Bilakis onları nebevî terbiye usulleri ile eğitirdi.

Fahr-i Kâinât Efendimiz’in hataları ıslahta takip ettiği belli başlı usulleri şu şekilde izah etmek mümkündür:

1- RIFK VE MÜLÂYEMETİ ESAS ALMASI

Rıfk ve mülâyemet; söylenen sözde, yapılan işte, gösterilen davranışta kolay geleni tercih etmek, insanlara karşı nâzik ve yumuşak olmak demektir. Rıfk ve mülâyemet, Allah ve Resûlü’nün râzı olduğu ve methettiği güzel ahlâkî vasıflardan biridir. Âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulmaktadır:

“İyilik ve kötülük müsâvî değildir. Sen kötülüğü en güzel bir tarzda önlemeye çalış. O zaman (göreceksin ki) seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki candan ve sıcak bir dost oluvermiştir. Bu mükemmel davranışı, ancak sabredenler gösterebilir. Bu mertebeye ancak (hayırdan yana) büyük bir nasibi olanlar erişebilir.” (Fussılet 41/34-35)

“O vakit Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi.” (Âl-i İmrân, 3/159)

İnsanlara rıfk ve mülâyemetle muameleyi tebliğ ve terbiye vazifesinin esası olarak kabul edip uygulayan Allah Resûlü, ümmetine de bu güzel ahlakla süslenmelerini tavsiye ederek şöyle buyurmaktadır:

“Allah Teâlâ kullarına lütufkârdır. Onlara kolaylık gösterilmesine memnun olur. Zorluk çıkaranlara ve başkalarına vermediği sevabı, kolaylık gösterenlere verir.” (Buhârî, Edeb, 35; Müslim, Birr, 77)

Diğer bir hâdis-i şerîflerinde de Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Nerede yumuşaklık ve kolaylık varsa, orada güzellik vardır. Kolaylığın bulunmadığı her şey çirkindir.” (Müslim, Birr, 78; Ebû Dâvûd, Edeb, 10)

2- HATALARA KARŞI SABIR VE TAHAMMÜL GÖSTERMESİ

Fahr-i Kâinât Efendimiz hatalı davranış sahiplerine rıfk ve mülâyemetle muâmele ettiği gibi, onlara karşı büyük bir sabır ve tahammül de gösterirdi. Asla sabırsızlık etmez ve fevrî hareketlerde bulunmazdı. Her hususta onda sabır ve tahammül zirve noktadaydı. Efendimiz’in sâdece bu hususiyetini nazar-ı dikkate alarak bile Müslüman olanlar vardı.

3- HATA İŞLEYENİ TOPLUM İÇİNDE RENCİDE ETMEMESİ

Resûlullâh, gördüğü hatalı davranışlarda hatayı işleyen kişiyi bizzat muhatap almaksızın sanki herkese söylüyormuşcasına genel ifadeler kullanırdı. Böylece hata işleyen kişinin toplum içinde rencide olmadan yanlışını düzeltmesini sağlardı.

4- MUHATABINI AKLÎ VE MANTIKÎ İZAHLARLA İKNÂ ETMESİ

Resûlullâh, öğretmek istediklerini sadece tebliğle kalmaz, muhatabın durumuna göre aklî ve mantıkî delillerle onu iknâ ederdi. Efendimiz bu usulle, yanlış olan bir şeyi doğru zanneden kimsenin kalbinden bâtılı söküp atmayı hedeflerdi.

5- ALTERNATİF GÖSTERMESİ

Peygamber Efendimiz’in doğru davranışı öğretme hususunda alternatif göstermesinin en güzel misallerinden birini Râfî bin Amr (r.a.) anlatmaktadır:

Ben çocukken Ensâr’ın hurma ağaçlarını taşlardım. Bu sebeple beni tutup Peygamber Efendimiz’e götürdüler. Allah Resûlü bana:

“– Yavrucuğum! Hurma ağaçlarını niçin taşlıyorsun?” diye sordu. Ben:

– Yâ Resûlallah! (Açtım) yemek için taşladım, dedim. Fahr-i Kâinât:

“– Bir daha taşlama! Altlarına düşenlerden al, ye!” buyurdu ve başımı sıvazladı. Daha sonra da “Allahım! Onun karnını doyur” diye bana dua etti. (Ebû Dâvûd, Cihâd, 85/2622; İbn-i Mâce, Ticârât, 67)

6- GEREKTİĞİNDE ÖFKELENMESİ VE AZARLAMASI

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Fahr-i Kâinât son derece müşfik, merhametli, sabırlı ve tahammüllü idi. Yapılan pek çok kusuru görmezden gelir ve birçoğunu da affederdi. Fakat bazen öylesine durumlar vaki olurdu ki, Efendimiz bunlara kızardı. Daha doğrusu bu tür hataların tashihi için öfkelenmek ve hatta azarlamak gerektiğinden Allah Resûlü böyle davranırdı.

7- HATALARI AFFETMESİ

Cenâb-ı Hak günahkâr kullarını bağışladığı gibi, mü’minler de birbirlerini affetmeye çalışmalıdırlar. Zira insanlara karşı kin ve nefret duygusu beslemek mü’min kişinin sahip olacağı bir haslet değildir. Efendimiz’i ve bizleri affa teşvik eden âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulmaktadır:

“Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillere aldırma.” (el-A’râf 7/199)

“Onları bağışla, kendilerine güzel davran.” (el-Hicr 15/85)

8- BAZI ÖNEMLİ HATALARI HEMEN DÜZELTMESİ

Sevgili Peygamberimiz, her bir davranış karşısında aynı tepkide bulunmamıştır. Davranışın durumuna ve ait olduğu mevzuya göre muamele etmiştir. Bazı hususlar vardır ki, Efendimiz burada affedici ve müsamahakâr davranmamış; bilâkis hemen müdahalede bulunmuştur. Bunlar daha ziyade itikat, ibadet ve haramlarla ilgili konulardır.

9- ASHABIN TERBİYE VE TEZKİYESİ İÇİN DUA ETMESİ

Âlemlere rahmet ve bütün insanlara hidayet olan Sevgili Peygamberimiz, ümmetinin tezkiyesi, tâlim ve terbiyesi yolunda bütün imkânlarını seferber etmiştir. Onların hidayete ermesi ve sâlih kimselerden olmaları için gece gündüz gayret göstermiştir. Gıyablarında ve yüzlerine karşı onlar için hayırlı dualarını eksik etmemiştir.

Kaynak: Üsve-i Hasene 2, Erkam Yayınları

 

HZ. MUHAMMED (S.A.V.) KİMDİR?

Hz. Muhammed (s.a.v.) Kimdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.