Peygamber Efendimiz Hangi Konularda Biat İstemiştir?

Akabe biatı nedir? Rasûlullâh Efendimiz, sahabelerden hangi konularda biat istedi? Fitne zamanlarında ne yapmamız gerekir? Dr. Murat Kaya anlatıyor.

Birinci Akabe gecesinde bey’at eden ve on iki nakîbin biri bulunan, Bedir ashâbından Ubâde bin Sâmit -radıyallâhu anh- şöyle buyurur:

“Rasûlullâh Efendimiz, etrâfında ashâbından bir cemâat olduğu halde şöyle buyurdular:

«Allâh’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zinâ etmemek, evlâdınızı öldürmemek, kendiliğinizden uyduracağınız hiçbir yalanla (kimseye) bühtân etmemek, mârûf olan hususlarda (idâreciye) isyân etmemek üzere bana bey’at ediniz (yâni söz veriniz!) İçinizden sözünde duran olursa ecri (ve mükâfâtı) Allâh’ın zimmet-i fazl u keremindedir (O’na âittir). Kim de bu dediklerimden birini yapıp ondan dolayı dünyâda cezâya çarptırılırsa bu cezâ ona keffârettir. Kim de bunlardan birini yapar, ancak Allâh Teâlâ (dünyada günâhını) örterse onun işi Allâh’a kalır: (Âhirette) dilerse onu affeder, dilerse cezâlandırır.»

Biz de bu şartlar üzere O’na bey’at ettik.” (Buhârî, Îmân, 11)

BU HADİSTEN NE ANLAMALIYIZ?

Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“Ey Peygamber! Mü’min kadınlar sana şu şartlar üzerine bey’at etmeye geldiklerinde: Allah’a hiçbir şey şirk koşmayacaklar, hırsızlık yapmıyacaklar, zina etmeyecekler, evlâdlarını öldürmeyecekler, elleriyle ayakları arasında bir bühtân uydurup getirmeyecekler ve sana hiç bir mârufta âsî olmayacaklar, bu sûretle onlara bey’at ver ve kendileri için istiğfar ediver! Çünkü Allah Ğafûr’dur, Rahîm’dir.” (el-Mümtehine, 12)

Bu şartlarla mükellef olma husûsunda erkekler ve kadınlar müsâvîdir. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu hususlarda ashâbından muhtelif zamanlarda bey’at almıştır.

Ensâr-ı kirâm, İkinci Akabe bey’atinde, evlâd ü ıyallerini nasıl müdâfaa ve himâye ediyorlarsa Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’i de öylece müdâfaa ve himâye etmek üzere bey’at etmişler ve ahidlerini bihakkın îfâ ederek kendilerinden sonra tâ kıyamete kadar İslâm’a girmiş ve girecek bütün insanlara velî nimet olmuşlardır. Burada bahsedilen bey’atin ise daha sonra Medîne devrinin sonlarına doğru yapıldığı anlaşılmaktadır.

Bu hadîs-i şeriften anlaşıldığına göre günahlardan sakınmak son derece ehemmiyetli bir husustur. Nitekim Cenâb-ı Hak büyük günahlara yaklaşmamak üzere mü’minlerden bey’at alınmasını emretmiştir.

Diğer tarftan bu hadîs-i şerîf, büyük günah işleyenlerin kâfir olduğunu veya Cehennem’de ebedî kalacağını iddia edenleri reddetmektedir.

İleride meydana gelecek bir ayıp ve âr korkusuyla kızları; fakr u zaruret korkusuyla da hem kızları hem oğlanları diri diri gömmek, Araplar arasında yaygın olan bir câhiliye âdeti idi. Günümüzde de bu câhiliye âdeti kürtaj kasapları tarafından devam ettirilmektedir. Hâlbuki hem âyet-i kerîmelerde hem de hadîs-i şeriflerde evlâtların öldürülmesi şiddetle yasaklanmıştır.

FİTNELERDEN KAÇMAK DİNDENDİR!

Ebû Saîd el-Hudrî’den -radıyallâhu anh- nakledildiğine göre Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Çok sürmez (öyle fenâlıklar meydana gelecek ki) bir Müslümanın en hayırlı malı, kendi dînini fitnelerden selâmete çıkarmak için dağ başlarında gezdirip (birikmiş) yağmur suyu başlarında güttüğü davarları olacaktır.” (Buhârî, Îmân, 12)

BU HADİSTEN NE ANLAMALIYIZ?

Fitnelerden kaçmak, dindendir, îmândandır.

Fitneyi ortadan kaldırmaya gücü yetmeyen kimse için uzlet daha faziletlidir. Fitne olmadığı zamanlarda ise günaha düşme korkusu olmayanlar için insanlara karışmak daha hayırlıdır. Zira bunda cemaate devam etmek, Müslümanların karaltısını çoğaltmak, muhtaçlara yardım etmek, hasta ziyâretinde bulunmak, cenâze teşyî etmek, selâmı yaymak, emr bi’l-mâruf ve nehy ani’l-münker, iyilik ve takvâda yardımlaşmak gibi faydalar vardır.

AKABE BİATI NEDİR?

Akabe Biatı Nedir?

EBÛ LÜBÂBE (R.A.) KİMDİR?

Ebû Lübâbe (r.a.) Kimdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.