Oruçla İlgili Temel Bilgiler

Kur’an’da oruç geçiyor mu? Kaç çeşit oruç vardır? Orucun vakti ne zamandır? Oruç ve bayram konusunda İslam ülkeleri arasındaki gün ve zaman farkı neden olur? Oruçla ilgili hadisler nelerdir? İşte oruçla ilgili temel bilgiler.

“Kuran-ı Kerim -Yüce Meal ve Tefsiri” kitabından, Allahu Teâlâ Bakara Sûresi’nde şöyle buyurur:

183-184- “Ey inananlar! Oruç, korunmanız için, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de sayılı günlerde farz kılınmıştır. O halde, içinizden kim hasta olur veya yolculukta bulunursa, tutamadığı günler sayısınca, başka günlerde oruç tutsun. Oruç tutmakta zorlananların, fidye olarak bir yoksulu doyurmaları gerekir. Kim, gönüllü olarak fazladan iyilik yaparsa, bu kendisi için daha hayırlıdır; ama oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır, keşke bilseydiniz!”

186- “(Sayılı günler), insanları doğru yola ulaştırmak, doğru yolu ve hakla batılı ayıracak ölçüyü açıklamak üzere, içinde Kur’an’ın indirildiği Ramazan ayıdır. Öyleyse, sizden kim bu aya erişirse, onda oruç tutsun; ancak kim hasta olur veya yolculukta bulunursa, tutamadığı günler sayısınca, başka günlerde oruç tutsun. Allah size kolaylığı diler, zorluğu dilemez. Ama O, sayıyı tamamlamanızı, sizi doğru yola ulaştırmasından dolayı, Allah’ı yüceltmenizi diler. Belki şükredersiniz!”

Oruç: Hz. Peygamber (s.a.s) Medine’ye hicret edince, her ay üç gün ve bir de aşûre günü oruç tutulmasını emretmişti. Ramazan orucu, hicretten bir buçuk yıl sonra, Şaban ayının onunda farz kılınmıştır. Bununla, daha önceki oruçlar konusunda inananlar serbest bırakıldı, başka bir deyimle, Ramazan ayı dışında da Recep ve Şabân aylarında olduğu gibi, inananlar fazla oruca teşvik edildi. Ancak bunlar mendup oruçlar olarak kaldı (bk. Buhârî, Tefsîr, 1/24).

RAMAZAN ORUCU YAHUDİLERE VE HRİSTİYANLARA FARZ KILINDI MI?

Bir rivâyette Ramazan orucu Yahudilere ve Hristiyanlara da farz kılınmıştı. Yahudiler bunu terk ederek, yılda bir güne indirmişlerdi. Hristiyanlar da, bu orucu çok sıcak olan bir yılda kilise adamlarının görüş birliği ile bahar mevsimine almış, bu değişikliğe kefâret olmak üzere on gün, hastalanan hükümdarlarının iyileşmesi veya salgın hastalığın önlenmesi için de on gün ekleyerek, gün sayısını elliye çıkarmışlar ve adına da “perhiz” demişlerdir.

Ramazan ayının önemi; Kur’ân-ı Kerim’in, ilk olarak bu aydaki Kadir gecesinde topluca dünya semasına indirilmiş olmasından ve o gecede, Alak Sûresi’nin ilk âyetlerinin Hira Mağarası’nda Allah’ın elçisine indirilmeye başlanmış olmasından dolayıdır. Ramazan orucu, Kur’ân’ın indirilişini bir çeşit kutlama, vahyin gelişini melek yaşamına benzer biçimde karşılama anlamına gelir. Çünkü melekler yemez ve içmezler (bk. Duhan, 44/3; Kadr, 97/1).

İSLAM’IN BEŞ ŞARTINDAN BİRİSİ

Oruç, İslâm’ın beş şartından birisidir. Hadiste şöyle buyurulmuştur: “İslâm beş esas üzerine kurulmuştur: a) Allah’tan başka ilâh bulunmadığına ve Muhammed’in, O’nun kulu ve elçisi olduğuna inanıp ilân etmek, b) Namaz kılmak, c) Zekât vermek, d) Ramazan orucunu tutmak, e) Gücü yetenlerin hac yapması (Buhârî, İmân, 1, 2; Müslim, İmân, 19-22; Tirmizî, İmân, 3; Nesâî, İmân, 13).

Hadislerde şöyle buyurulmuştur: “Oruç, ateşten koruyan bir kalkandır.” (Buhârî, Savm, 2; Nesâî, Sıyâm, 43; İbn Mâce, Sıyâm, 1). “Oruç benim içindir, Onun mükâfatını da ancak ben veririm.” (Buhârî, Savm, 9; Müslim, Sıyâm, 160, 162; Nesâî, Sıyâm, 41). “Bir kimse, inanarak ve mükâfatını Allah’tan bekleyerek Ramazan’da oruç tutarsa, onun geçmiş günahları bağışlanır.” (Beyhakî, es-Sünenu’l-Kübrâ, IV, 201, 202).

ORUCUN VAKTİ

Orucun vakti, ikinci fecrin yani tan yerinin ağarmaya başlamasından, güneşin batmasına kadar olan süredir. Ramazan orucu hava açık olunca hilali görmekle, bulutlu olunca ise Şaban ayını otuz güne tamamlamakla farz olur. Çünkü, “Sizden kim Ramazan ayına erişirse oruç tutsun.” (Bakara, 2/185), “..Hilâlin çeşitli şekillere girmesi insanlar ve hac ibadeti için vakit ölçüleridir.” (Bakara, 2/189) âyetleri, orucun farz olması için bu ayın girmiş olmasını öngörür. Hadiste şöyle buyurulur: “Hilali görünce oruç tutunuz, Şevval hilalini görünce de iftar edip bayram yapınız. Sizinle hilalin arasına bulut veya sis girerse, ayı otuza tamamlayın.” (bk. Buhârî, , Savm, 5, 11; Müslim, Sıyâm, 4, 7, 8, 17-20; Nesâî, Sıyâm, 8-11; Tirmizî, Savm, 5).

Günümüzde, kameri ayların başlangıç ve bitişlerinin astronomik hesaplarla belirlenmesi veya bulut, sis vb. engelleri tanımayan teknik âletlerle gözetlenmesi durumunda, Ramazan’ın başlangıcı, güneş battıktan sonra hilalin batı ufkunda ufuk çizgisinin üzerinde kalması esasına dayanır. Halbuki hilal çıplak gözle gözetlendiğinde, güneşin hemen arkasından 15-20 dakika içinde batarsa, güneş ışıklarının içinde kaybolur ve çıplak gözle görülemez. Bir gün sonra hilal yaklaşık 49 dakika kadar geç batacağı için, bir önceki günden olan fazla dakikalar da bu süreye ek olarak yansır. Buna göre; ufuk çizgisi hesabı yapan astronomi uzmanı ile, çıplak gözle gözetleme yapan arasında gün farkı ortaya çıkabilir. İşte oruç ve bayram konusunda İslâm ülkeleri arasındaki gün farkı buradan kaynaklanmaktadır. Bunun çözümü için ortalama bir yol izlenerek ayın ufuk çizgisinin üstünde gözle görülebilir bir noktada bulunması prensibi esas alınabilir.

ÜÇ ÇEŞİT ORUÇ VAR

Oruç; farz, vâcip ve sünnet olmak üzere üçe ayrılır.

a) Farz oruç: Ramazan orucu ile kaza ve keffâret oruçları bu niteliktedir.

b) Vâcip oruç: Adak orucu bu niteliktedir.

c) Sünnet ve nâfile oruçlar.

İlk iki çeşide girmeyen ve fazla ecir kazanmak için çeşitli vesilelerle tutulan oruçlar bu gruba girer. Diğer yandan, Ramazan bayramının birinci günü ile, kurban bayramının ilk dört gününde oruç tutmak harama yakın mekruh sayıldığı gibi, yalnız Cuma veya tek aşûre günü yahut hiç iftar etmeyip iki- üç gün üst üste oruç tutmak helale yakın mekruh sayılmıştır.

RAMAZAN AYINDA ORUÇ TUTMAK

Ramazan orucu; akıllı, ergen, sağlıklı olan ve yolcu bulunmayan inananların üzerine farzdır. Hasta veya yolcu olan oruç tutmayarak sonradan gün sayısınca kaza eder. Çok yaşlılığı veya ölüme götüren hastalığı yüzünden oruç tutmaya güç yetiremeyecek olanın, her gün için bir yoksul doyumu kadar fidye vermesi gerekir (bk. Buhârî, Tefsîru’l-Kur’an, Bakara, 25; İbnu’l-Hümâm, Feth, II, 276; Elmalılı, age, Azim Baskısı, I, 515 vd.).

Başlanmış Ramazan orucunu bir özrü olmaksızın, yemek, içmek veya cinsel ilişkide bulunmak suretiyle kasten bozan kimseye, bir gün kaza yanında ayrıca kefâret cezası gerekir. Kur’an’da doğrudan oruç kefâretinden söz eden bir âyet yoktur.

Hz. Peygamber; “Kim Ramazan ayında kasten orucunu bozarsa, onun üzerine zıhar yapan kimseye gereken şey (keffâret) vardır.” (İbnu’l-Hümâm, Feth, II, 70) buyurmuştur. Zıhar, karısını annesi gibi bir yakın hısımına benzetme yoluyla yapılan bir boşama türü idi. İslâm, Mücâdele sûresinin ilk dört âyeti ile bu konuyu düzenledi ve bu yola başvuran koca için, şu cezalar öngörüldü:

a) Köle azadı, buna imkân bulamazsa,

b) İki ay peş peşe oruç tutmak, buna da gücü yetmezse,

c) Altmış yoksulu doyurmak.

Bu konuda orucunu bilerek bozan karı- koca Allan’ın Rasûlüne gelerek hükmünü sormuş, yukarıda belirtilen kefâretin hiçbirisine güç yetiremeyeceklerini söyleyince, kendilerine Hz. Peygamber tarafından altmış yoksula dağıtılacak hurma verilmiştir. Ancak bu kimselerin, mahallelerinde kendilerinden yoksul kimse olmadığını söylemeleri üzerine de, Allah’ın Rasûlü, bunları evlerine götürüp âfiyetle yemelerini bildirmiştir. (Buhârî, Savm, 30, Hibe, 20, Nafakât, 13, Keffârât, 2-4; Müslim, Sıyâm, 81; Ebû Dâvud, Tahâre, 123, Savm, 37; Tirmizî, Savm, 28; İbn Mâce, Sıyâm, 14).

Cenab-ı Hak’tan Ramazan ayının, mü’minlerin namaz, oruç, zekât ve hac ile dirilmelerine vesile olmasını temenni ederiz.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Altınoluk Dergisi, Sayı: 248

İslam ve İhsan

RAMAZAN VE ORUCUN KAZANDIRDIKLARI

Ramazan ve Orucun Kazandırdıkları

ORUÇ NEDİR? ORUCUN FAYDALARI NELERDİR?

Oruç Nedir? Orucun Faydaları Nelerdir?

RAMAZAN VE ORUCUN FAZİLETİ

Ramazan ve Orucun Fazileti

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.