Nişanlıların Birlikte Yalnız Gezip Dolaşması Caiz midir?

Nişanlıların yalnız başlarına gezmesi ve evde yalnız başlarına oturmaları caiz midir?

Nişanlılık bir akit değil bir «evlenme va’di» nden ibarettir. Bu yüzden nişanlılara böyle bir va’d yalnız başlarına kalma ve gezip-dolaşma hakkı vermez. Ancak ailece veya başkalarının bulunduğu sırada nişanlıların görüşmesi ve belki kuracakları yuva ile ilgili karşılıklı görüş alışverişi yapmaları mümkün ve caiz olur. Bayramlaşma ve benzeri görüşmelerde de örtülü olmak şartıyla ailenin diğer fertleri yanında görüşme olabilir.

Ancak nişanlılar kimsenin gelmediği tenha yerlerde ve kapalı ve kilitli kapıların arkasında yalnız başbaşa kalamaz. Çünkü Allâh’ın elçisi; «Bir kimse yabancı bir kadınla yalnız kalınca üçüncüleri şeytan olur.» buyurmuştur.[1]

Nişanlıların başbaşa yalnız kalmalarında cinsel konuda serbest davranmalarına fırsat verilmiş olur. Nişanın bozulması durumunda ise özellikle bundan kadının telâfisi mümkün olmayan zararlar gördüğü bilinmektedir. Bunu dikkate alarak nişanlıların velilerinin çocuklarını uyarması ve ileride bunalıma yol açabilecek davranışlara girmekten onları sakındırmaları gerekir. Çünkü böyle bir durumda nişan atılınca geride haram, mekruh veya iffetsizlik sayılan fiiller kalır. Bu da geçmişi belleklerinden silmeye çalışan eski nişanlıları rahatsız eder. Kimi zaman bu hoş olmayan hatıralar ömür boyu onların peşini bırakmaz. Meşrû olmayan bir çocuğun dünyaya gelmesinin kadın ve ailesi için nasıl manevi bir yıkım meydana getireceğini tahmin etmek güç olmaz.

Dipnot:

[1]. Buhârî, Nikâh, III; Tirmizî, Radâ’, 15; Dârimî, İsti’zân, 46.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, Erkam Yayınları

İSLAM’DA NİŞAN VE NİKAH

İslam’da Nişan ve Nikah

İSLAM'DA NİŞAN VE NİŞANLANMANIN HÜKMÜ

İslam'da Nişan ve Nişanlanmanın Hükmü

NİŞANDAN ÖNCE ERKEKLE KIZIN BİRBİRİNİ GÖRMESİ CAİZ MİDİR?

Nişandan Önce Erkekle Kızın Birbirini Görmesi Caiz midir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.