Beş Vakit Namaz Gibi Beş Vakit Tefekkür

Beş vakit tefekkür nasıl yapılmalı? Sabah ümidi, öğle muhasebesi, ikindi faniliği, akşam farkındalığı ve yatsı ölüm tefekkürü üzerine.

Bize beş vakit namaz gibi beş vakit tefekkür lazım. Nasıl her namaz vaktinde eda edilir, beş vakit tefekkür de kendine ait vakitlerde ihmal edilmemelidir. Her vaktin namazı, o vaktin manevi rızkı ise her vaktin tefekkürü de o vaktin renginde olmalıdır.

BEŞ VAKİT TEFEKKÜRDE İNSAN KENDİNİ NASIL MUHASEBE ETMELİ?

Öğle tefekkürü günahlar, hatalar ve pişmanlıkları konu edinmeli. Gün ortası, insanın kendine dönüp “Bugüne kadar neyi yanlış yaptım, kimi incittim, hangi emanete ihanet ettim, hangi nimetin hakkını veremedim?” diye sorması gereken vakittir. Öğle, nefsin muhasebe vaktidir.

İkindi tefekkürü bitip giden ömrün akıbetini dert edinmeli. Çünkü ikindi, günün yaşlandığı vakittir. Güneş hâlâ vardır ama inişe geçmiştir. İnsan bu vakitte kendi ömrünün ikindisini düşünmeli: “Bana verilen zaman nereye aktı? Geriye ne kaldı? Akşam yaklaşırken elimde ne var?” sorular sormalı.

Akşam tefekkürü anı nazara almalı. Elindeki sermayesi eriyen adam gibi insan, güneşi batan gün gibi şu an olana odaklanmalı. Geçmiş gitmiştir. Gelecek henüz verilmemiştir. İnsanın elindeki tek hakiki sermaye, içinde bulunduğu andır. Akşam tefekkürü insana bunu hatırlatmalı: Şimdi buradasın. Bu nefes sana verildi. Bu anı zayi etme.

Yatsı tefekkürü ölüm tefekkürü olmalı. Çünkü uyku küçük ölümdür. İnsan her gece yatağına girerken dünyadan geçici olarak çekilir. Uyku küçük ölümdür. Bu yüzden yatsı, ölümü hatırlamanın en münasip vaktidir. “Bir gün gerçekten uyanamayacağım. O hâlde bugünümü neyle kapatıyorum?” sorusu yatsı tefekkürünün merkezinde durmalı.

Sabah tefekkürü ise umut ve heyecan tazeleme tefekkürü olmalı. Çünkü sabahı ışıyan gün, insana yeniden verilmiş bir ömürdür. Gözünü açan insan sadece yeni bir güne değil, yeni bir imkâna uyanır. Dün bitti. Gece geçti. Ölümün küçük kardeşinden geri döndük. O hâlde sabah tefekkürü şöyle başlamalı: “Bana bir gün daha verildi. Sanki bir ömür daha verildi.”

HAKİKİ TEFEKKÜRÜN ŞARTLARI NELERDİR?

Namazın dışındaki farzları gibi tefekkürün de dışında bir takım farzları olmalı. Farz derken, fıkhî bir hüküm koymayı kastetmiyoruz, tefekkürün sahiciliğini temin edecek, sıhhatini kolaylaştıracak vazgeçilmez şartları ifade ediyoruz.

Namazın abdesti vardır. Tefekkürün abdesti de gözyaşı olmalı. Gözyaşı kalbin yumuşaması, pişmanlığın içe işlemesi, nefsin katılığının çözülmesidir. Gözyaşı yoksa bile, gözyaşına layık bir mahcubiyet olmalı. Çünkü kuru bir zihinle yapılan tefekkür sadece bilgi üretir, kalp gözyaşıyla dâhil olunca, hakiki tefekkür hâsıl olur.

Namaz kılınacak yerin, elbisenin ve bedenin temiz olması gibi tefekkürün de sekînete ihtiyacı vardır. Tefekkür ortamı sükûnet ister. Gürültülü bir zihin, dağınık bir kalp ve sürekli bölünen bir dikkatle hakiki tefekkür zorlaşır. İnsan bazen dış sesleri kısmadan iç sesini duyamaz. Sekînet, tefekkürün temiz mekânıdır.

Namazda örtülmesi gereken yerler örtüldüğü gibi tefekkürde kalbin, ruhun, sırrın ve bütün letâifin açılması gerekir. Buna feth-i letâif denebilir. İnsan tefekküre sadece aklıyla girerse eksik girer. Kalbi kapalı, ruhu ilgisiz, sırrı uykuda olan bir insan düşünür ama derinleşemez. Tefekkür, insanın bütün iç varlığıyla hakikate açılmasıdır.

Namazda kıbleye yönelmek gerekir. Tefekkürde de istikbâl-i himmet gerekir. Tefekkürün adresi Rabbimizdir. İnsan tefekkürü kendini yüceltmek, başkasını mahkûm etmek, zihinsel üstünlük kurmak veya nefsini tatmin etmek için yapmamalıdır. Tefekkürün himmeti Allah’a yönelmelidir. Maksat kendini ispat değil, hakikate teslimiyettir.

Namazın vakti vardır. Tefekkürün de vakti olmalıdır. Her vaktin kendine mahsus bir dili, ruhu ve çağrısı vardır. Öğle muhasebeye, ikindi faniliğe, akşam ana, yatsı ölüme, sabah ümide çağırır. Vakte riayet eden insan, günün akışı içinde kalbinin eğitimini de düzenlemiş olur.

Namazda niyet vardır. Tefekkürde de niyet olmalıdır. İnsan neyi aradığını, neyin peşinde olduğunu, hangi maksada yöneldiğini bilmelidir. Tefekkürün mahsulü nedir? Pişmanlık mı? Şükür mü? İstiğfar mı? Karar mı? Dua mı? Amel mi? Niyet olmadan tefekkür dağılır. Niyet, tefekkürü iç konuşma olmaktan çıkarıp kulluğa bağlar.

Namazın içindeki farzları gibi tefekkürün de içindeki farzları olmalıdır. Tefekkürün içindeki farzlar, dış şartlar temin edildikten sonra lazım olan, tefekkürün kıvamını ve kalitesini belirleyecek iç şartlardır.

Tefekkürün iftitahı, kulluk idrakini telaffuzdur. O Rabbimizdir, biz O’nun kuluyuz. Bu cümle kurulmadan tefekkür sahih bir zemine oturmaz. Çünkü insan kendini merkeze alarak düşünmeye başladığında, hakikati de kendine göre büker. İftitah, merkezin merkezini bulmasıdır.

Tefekkürün kıyamı, temadiyeti temin etmektir. Yani insanın düşüncede sebat etmesi, dağılmaması, kaçmaması ve hakikat karşısında ayakta durmasıdır. Tefekkür kolay değildir. Nefis sıkılır. Zihin başka yere kaçar. Kalp bahane üretir. Kıyam, bütün bu dağılmalara rağmen insanın kendini hakikatin huzurunda tutmasıdır.

Tefekkürün kıraati, ayetleri, hadisleri, ibretleri, hikmetleri ve hayatın içindeki işaretleri hatıra getirmektir. İnsan sadece kendi düşüncelerini döndürüp durursa tefekkür derinleşmez. Tefekkürün bir vahiy, bir sünnet, bir ibret, bir hikmet, bir ölüm, bir doğum, bir ayrılık, bir nimet, bir musibet aynasına ihtiyacı vardır. Kıraat, tefekküre malzeme değil, istikamet verir.

Tefekkürün rükûu, hakikat karşısında enâniyetin eğilmesidir. İnsan burada kendini savunmayı bırakır. Hatasını örten perdeleri indirir. Mazeretlerini susturur. Bildiğini sandığı şeylerin önünde değil, Rabbinden gelen hakikatin önünde eğilir. Rükû, mahcubiyet, tevazu ve tazim hâlidir. Kıyamda toparlanan insan, kıraatte hatırlar; rükûda ise kırılır.

Tefekkürün secdesi, aczini ve fakrını bütün varlığıyla idrak etmektir. Rükûda eğilen benlik, secdede yere kapanır. İnsan burada sahiplik iddiasından vazgeçer. Ömrünün, bedeninin, malının, vaktinin, nefesinin ve bütün imkânlarının emanet olduğunu anlar. Secde, tefekkürün bilgi olmaktan çıkıp kulluğa dönüştüğü yerdir.

Tefekkürün ka‘de-i ahîresi ise ahd, karar ve duadır. İnsan tefekkürün sonunda oturup gördüğü hakikati bağlamalıdır. “Ne anladım? Neden pişman oldum? Neye karar verdim? Hangi duaya sığındım? Hangi amele yöneleceğim?” soruları burada sorulur. Çünkü tefekkür, insanı değiştirmelidir. Pişmanlık istiğfara, idrak duaya, dua da amel azmine dönüşmelidir.

BEŞ VAKİT TEFEKKÜRLE HER GÜNÜ YENİ BİR ÖMÜR GİBİ YAŞAYABİLİR MİYİZ?

Böyle bakıldığında tefekkür dağınık bir düşünme faaliyeti olmaktan çıkar. Günün içine yerleşen bir kulluk terbiyesine dönüşür. Sabah umutla başlar. Öğle muhasebeyle derinleşir. İkindi faniliği hatırlatır. Akşam anı korur. Yatsı ölümü öğretir. Sonra insan uyur. Eğer uyanırsa, kendisine bir ömür daha verilmiş gibi yeniden başlar.

Her yeni gün, yeni bir ömürdür. Her gün uyandığımız bir sabah varsa, yeniden dirilmişiz demektir. Beş vakit namaz, beş vakit tefekkürün zemini olmalıdır. Dirilişimizin anlam bulması için tefekküre ihtiyacımız var. Tefekkürsüz geçen gün, yaşanmış görünse de idrak edilmemiş gündür. İdrak edilmeyen gün ise kazanç değil kayıp, ötede hesabı verilmesi vebaldir.

Kaynak: Mehmet Köprülü, Altınoluk Dergisi, Sayı: 485

İslam ve İhsan

TEFEKKÜR 3 ŞEY İÇİNDİR

Tefekkür 3 Şey İçindir

TEFEKKÜR NASIL YAPILIR?

Tefekkür Nasıl Yapılır?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle