Müekked Sünnetler Nelerdir?

Müekked sünnet nedir? Müekked sünnetler hangileridir?

Beş vakit namaza ve cuma namazına bağlı olarak kılınan namazların bir bölümü müekked sünnettir. Bunlar, Ümmü Habibe, Hz. Âişe, Ebû Hureyre, Ebû Musa el-Eş’ârî ve İbn Ömer (r. anhüm)’ün rivâyet ettikleri bir hadis-i şerifte şu şekilde bildirilmiştir: “Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Her kim bir gün ve gecede, farz namazlar dışında on iki rekât namaz kılarsa, Allah Teâlâ ona cennette bir ev bina edecektir. Bunlar şu namazlardır: Sabah namazından önce iki rekât, öğleden önce dört rekât, öğleden sonra iki rekât, akşamdan sonra iki rekât ve yatsıdan sonra iki rekât.” [1]

Abdullah İbn Şakîk (r.a)’ın sorusu üzerine Hz. Âişe, Rasûlullah (s.a.s)’in farz namazlar dışında günlük olarak kıldığı nâfile namazları şöyle açıklamıştır: “O, öğleden önce benim evimde dört rekât namaz kılıyor, sonra dışarı çıkarak insanlara namaz kıldırıyordu, sonra benim evime dönerek iki rekât daha kılıyordu. İnsanlara akşam namazını kıldırıyor, sonra benim evime dönerek iki rekât daha kılıyordu. İnsanlara yatsı namazını kıldırıyor, sonra benim evime girerek iki rekât daha kılıyordu. Geceleyin içlerinde vitir namazı da bulunan dokuz rekât namaz kılıyordu. Gece uzun zaman ayakta durur, uzun zaman oturur, ayakta iken Kur’an okur, rükû ve secde eder, ayakta namaz kılardı. Oturarak Kur’an okur, rükû ve secde eder, oturarak namaz kılardı. Sabah namazı vakti girince iki rekât namaz kılar, sonra dışarı çıkarak insanlara sabah namazının farzını kıldırırdı.” [2]

MÜEKKED SÜNNETLER

Namazlara bağlı müekked sünnetleri şu şekilde sıralayabiliriz:

1) Sabah namazından önce kılınan iki rekâtlık sünnet: Bu namaz en kuvvetli sünnetlerdendir. Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Sizi atlar kovalasa da sabah namazının iki rekât sünnetini terketmeyin.” [3] “Sabah namazının iki rekât sünneti dünyadan ve dünyada bulunan herşeyden daha hayırlıdır.” [4] Hz. Âişe (r. anhâ) şöyle demiştir: “Nebî (s.a.s), öğleden önce dört ve sabah namazından önce iki rekât namazı hiç terk etmezdi.” [5] Hz. Hafsa da, Nebî (s.a.s)’in sabaha doğru ortalık aydınlanınca, evde sabah namazının farzından önce iki rekât namaz kıldığını bildirmiştir.[6] Diğer yandan, Allah Elçisi’nin Hayber Gazvesi dönüşü, yolda konaklama yerinde güneş doğduktan sonra, önce iki rekât namaz kılıp, sonra farzı kıldırdığı nakledilmiştir.[7]

Bu gibi hadisler sebebiyle, sabah namazını kılamayan kişi aynı gün zevalden önce farzla birlikte, sabah namazının sünnetini de kaza eder.

Bir kimse sabah namazının sünnetini kılmadan cemaat farza başlasa, ikinci rekâtta bile olsa, farza yetişebilecekse sünneti kılar. Eğer farzın ikinci rekâtına bile yetişemeyeceğini anlarsa sünneti terkederek imama uyar ve artık farzdan sonra sünneti kaza etmez. Hanefîlere göre, sabah namazını ortalık aydınlandıktan sonra kılmak daha faziletlidir.

2) Öğle namazından önce kılınan dört rekât: Bu namaz da müekked sünnetlerdendir. Hz.Âişe (r. anhâ), Nebî (s.a.s)’in öğleden önce dört, sabah namazından önce de iki rekât namaz kılmayı hiç terk etmediğini bildirmiştir.” [8] Hz. Alî (r.a)’ten şöyle dediği nakledilmiştir: “Nebî (s.a.s) öğle namazından önce dört ve (farzdan) sonra da iki rekât namaz kılıyordu.” [9]

3) Öğle namazından sonraki iki rekât namaz: Bu iki rekât müekked sünnet olup, bunun dörde tamamlanması ise menduptur.

Abdullah İbn Ömer (r.a) şöyle demiştir: “Ben Nebî (s.a.s) ile birlikte öğleden önce iki ve öğleden sonra iki rekât namaz kıldım.” [10] Başka bir hadiste şöyle buyurulur: “Her kim öğle namazından önce dört, öğle namazından sonra da dört rekât namaz kılarsa Allah Teâlâ onun cesedini cehennem ateşine haram kılar.” [11]

4) Akşam namazından sonra iki rekât namaz: Bu da, Rasûlullah (s.a.s)’ın devam ettiği günlük oniki rekât müekked sünnet namazlardandır.

5) Yatsı namazından sonra kılınan iki rekât: Bunun delili, çeşitli sahabilerden nakledilen; “Gün ve gecede on iki rekât nâfile namaza devam edene cennette Allah Teâlâ’nın bir ev bina edeceğini bildiren” hadistir. Bu on iki rekâttan ikisi de yatsı namazının son sünnetidir.[12]

6) Teravih namazı: Teravih, Arapça tervîha kelimesinin çoğulu olup, sözlükte “rahatlamak, dinlenmek” demektir. Ramazan ayına mahsus olmak üzere yatsı namazından sonra kılınan bu namazın her dört rekâtının sonundaki oturuş, tervîha olarak adlandırılmış, sonradan bu kelimenin çoğulu olan “teravih” ramazan gecelerinde kılınan bu nâfile namazın adı olmuştur. Teravih namazı erkeklere ve kadınlara müekked sünnettir. Teravihin cemaatle kılınması kifâî sünnettir.

Hz. Peygamber teravih namazını birkaç gece dışında sürekli olarak tek başına kılmış ve ashab-ı kiramı bu namaza şöyle teşvik etmiştir: “Kim ramazan ayını  inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek ihya ederse geçmiş günahları bağışlanır.” [13] Hz. Âişe’den rivâyete göre şöyle demiştir: “Nebî (s.a.s), (Ramazan gecesinde yatsıdan sonra) mescitte namaz kıldı, insanlar da onun gibi namaz kıldılar. Sabah olunca insanlar birbirine bu namazdan söz ettiler. Ertesi gece daha büyük topluluk oldu ve O’nunla birlikte namaz kıldılar. Sabah olunca yine kendi aralarında bu namazı konuştular. Üçüncü gece cemaat daha da kalabalık oldu. Rasûlullah (s.a.s) çıktı ve namaz kıldı, insanlar da onun gibi namaz kıldılar. Dördüncü gece insanlar Hz. Peygamber’in çıkacağını umdukları için beklemişler, fakat o çıkmamıştı. Sabah namazını kılınca, cemaate dönerek şöyle buyurdu: “Dün akşam toplandığınızı gördüm, bu namazı size kıldırmam için bir engel de yoktu, fakat bunun size farz kılınıp da ağır gelmesinden korktum. Rasûlullah (s.a.s) vefat edinceye kadar uygulama bu şekil üzere devam etti.” [14]

Teravih namazı yatsı namazından sonra ve vitirden önce kılınır. Bu namazın gece yarısından veya gecenin üçte birinden sonraya geciktirilmesi müstehap olur. Kılınamayan bir teravih namazı kaza edilmez ve bu namaz tek başına kılınabilir. Fakat cemaatle kılınması daha faziletlidir.

Teravih namazı yirmi rekâttır. Her dört rekâtının sonunda, bir miktar oturarak istirahat edildiği için bu dört rekâta “terviha” denilmiştir. Bir teravih namazında beş terviha vardır.

Bu namaza; “Niyet ettim teravih namazına”, “vaktin sünnetine” veya “gece namazına” diye niyet edilir. Mutlak namaza veya nâfileye niyet edilmesi de birçok fakihe göre caizdir.

Teravih namazını her iki rekâtta bir selam vererek, on selam ile bitirmek daha faziletlidir. Dört rekâtta bir selam da verilebilir. Sekizde, onda, hatta yirmide bir selam vermek de caizdir. Fakat bu kerahetten hali bulunmaz.

Teravih namazı iki rekâtta bir selam verilirse, akşam namazının iki rekât sünneti gibi, dört rekâtta bir selam verildiği takdirde ise, yatsı namazının dört rekât sünneti gibi kılınır. Başlangıçta ve her iki rekât başlarında “sübhâneke”, “eûzü-besmele” ve her oturuşta “tehıyyât”, “salli-bârik..” duaları okunur. Cemaatle kılınınca, cemaat hem teravihe, hem de imama uymaya niyet eder. İmam teravihi sabah namazının farzı gibi sesli olarak kıldırır.

Hanefîler’e göre, teravih namazının rekât sayısı ve düzenli olarak cemaatle kılınması Hz. Ömer’in uygulamasına dayanır. Abdurrahman İbn Abdi’l-Kârî (r.a)’ten rivayete göre, şöyle demiştir: “Bir Ramazan gecesinde, Ömer (r.a) ile birlikte Mescid-i Nebevî’ye gittim,  İnsanlar dağınık bir halde idi. Kimileri tek başına, kimileri de küçük gruplar halinde namaz kılıyordu. Hz. Ömer; bunları bir imamın (kârî’) arkasında toplasam daha güzel olacak, dedi ve Übey İbn Ka’b’ı teravih kıldırmak için görevlendirdi. Başka bir gece yine Ömer (r.a) ile birlikte  çıktığımızda, insanları imamlarının arkasında namaz kılarken görünce şöyle dedi: “Bu ne güzel bir yeniliktir! Şu anda bu namaza katılmayıp uyuyanlar, namaz kılanlardan daha üstündür.” [15] Hz. Ömer bu son cümlesiyle, akşamdan uyuyarak, teheccüt namazı vaktinde teravihi kılacak olan sahabileri kastetmiştir.[16]

Bu duruma göre, gerek Hz. Ömer gerekse diğer Râşit halifeler döneminde ve sonrasında,  insanlara Mescid-i Nebevî’de, teravih namazlarının yirmi rekât olarak cemaatle kılınmasına karşı çıkan olmamıştır. Allah’ın Rasûlü şöyle buyurmuştur: “Benden sonra, benim sünnetimden ve raşit halifelerin sünnetinden ayrılmayın.” [17] Diğer yandan, İbn Abbas (r.a)’ın Ramazan ayında cemaat dışında teravih namazını yirmi rekât olarak kıldığı, arkasından da üç rekât vitir namazını eda ettiği rivâyet edilmiştir.[18] İmam Mâlik’in Yezîd İbn Rûmân’dan naklettiğine göre, Hz. Ömer döneminde teravih namazları, vitir namazı dışında yirmi rekât olarak kılınmıştır.[19]

Ebû Hanîfe’ye, Hz. Ömer’in yaptığı uygulama sorulunca şöyle demiştir: “Teravih kuvvetli bir sünnettir. Hz. Ömer onu kendiliğinden çıkarmış değildir. O bu konuda yeni bir şey de icad etmedi. O, ancak bunu kendi bildiği bir delile dayanarak yapmıştır. Rasûlullah (s.a.s.)’den bir ahid olarak yapmıştır”[20]

Bazı hadis âlimleri ise Rasûlullah (s.a.s)’ın Ramazan’da teravihi sekiz rekât olarak kıldığını tesbit etmişlerdir. Bunun dayandığı delil Buhârî’nin ve başkalarının Hz. Âişe (r. anhâ)’den naklettikleri şu hadistir: “Hz. Peygamber ne Ramazanda ne de Ramazan dışında on bir rekâttan fazla nâfile namaz kılmamıştır. Öyle bir dört rekât kılardı ki, onun güzellik ve uzunluğunu hiç sorma! Yine dört rekât daha kılardı ki, onun da güzellik ve uzunluğunu hiç sorma! Daha sonra üç rekât daha kılardı. Ben bir keresinde “Ey Allah’ın Elçisi! Vitir namazını kılmadan mı uyuyacaksın? dedim. Bana dedi ki: Ey Âişe! Benim gözlerim uyur, fakat kalbim uyumaz.” [21] Yine İbn Hıbban, Sahîh’inde Câbir (r.a)’den şu hadisi rivâyet etmiştir: “Hz. Peygamber (s.a.s) kendilerine sekiz rekât namaz kıldırdıktan sonra vitir namazını kıldırmıştır.” [22]

Bu duruma göre, teravih namazının sekiz rekâtının müekked sünnet olduğunda şüphe yoktur. İbnü’l-Humâm gibi bazı âlimler sekiz rekâttan fazlasının müstehap olduğunu söylemişlerdir. Bu durum, yatsı namazından sonra dört rekât nâfile namaz kılmanın müstehap oluşuna benzer ki, bunun ilk iki rekâtı müekked sünnet olur.[23]

7) Cuma namazından önce ve sonra kılınan dörder rekât ve zuhr-i ahîr namazından sonra kılınan iki rekâtlık vaktin sünneti de müekked sünnetler arasında sayılmıştır. Ancak bu namazların sürekliliği, rekât sayısı ve kılınma yeri ile ilgili farklı rivâyetler bulunmaktadır.

Dipnotlar:

[1] Tirmizî, Salât, 189, H. No: 415, Salât, 203, H. No: 433,; İbn Mâce, İkâme, 100, H. No: 1140-1142; Ebû Dâvud, Tatavvu’, 1, H. No: 1250, Nesâî, Kıyâmu’l-Leyl, 66, H. No: 1792-1801. Nesâî’nin naklettiği ilk hadiste, “bu namazları kılan cennete girer” ifadesi yer alır. [2] Ebû Dâvud, Tatavvu’, 1, H. No: 1251. [3] A. İbn Hanbel, II, 405; Ebû Dâvud, Tatavvu’, 3, H. No: 1258. [4] Müslim, Musâfîrîn, 96, 97; Tirmizî, Salât, 190. [5] Ebû Dâvud, Tatavvu’, 1, H. No: 1253. [6] Nesâî, Kıyâmü’l-Leyl, 57, H. No: 1758. [7] Ebû Dâvud, Salât, 11, H.No: 435, 443; Nesâî, Mevâkît, 54, 55; A. İbn Hanbel, IV, 444; Tehânevî, İ’lâü’s-Sünen, II, 126. [8] Ebû Dâvud, Tatavvu’, 1, H. No: 1253; Nesâî, Kıyâmü’l-Leyl, 56. [9] Tirmizî, Salât, 198, H.no: 424. [10] Tirmizî, Salât, 199, H. No: 425. [11] İbn Mâce, İkâme, 108; Nesâî, Kıyamu’l-leyl, 67. [12] Tirmizî, Salât, 189, H. No: 415; İbn Mâce, İkâme, 100, H. No: 1140-1142; Ebû Dâvud, Tatavvu’, 1, H. No: 1250, Nesâî, Kıyâmu’l-Leyl, 66, H. No: 1792-1801. [13] Buhârî, Salâtü’t-Terâvîh, 1; Müslim, Müsâfirîn, 174. [14] Buhârî, Salâtü’t-Terâvîh, 1; Müslim, Müsâfirîn, 178; Ebû Dâvud, Şehru Ramazan, 1, H. No: 1373; Mâlik, Muvatta’, Salât fî Ramazan, 2, H. No: 3. [15] Buhârî, Salâtü’t-Terâvîh, 1; Mâlik, Muvatta’, Salât fî Ramazan, 2, H. No:3. [16] Mâlik, Muvatta’, Salât fî Ramazan, 2, H. No:3 dipnot. [17] Ebû Dâvud, Sünnet, 5; Tirmîzî, İlim, 16; İbn Mâce, Mukaddime, 6; Dârimî, Mukaddime, 16; A. İbn Hanbel, IV, 126, 127. [18] Bu hadisi Beyhaki nakletmiş ve şöyle demiştir: Bu hadisi yalnız Ebû Şeybe İbrahim İbn Osman rivayet etmiştir. Ebû Şeybe zayıftır. bk. Şevkânî, age, III, 53. [19] Mâlik, Muvatta’, Salât fî Ramazan, 2, H. No:5. [20] Zühaylî, age, II, 44. [21] Buhârî, Teheccüd, 16, Terâvîh, 2; Müslim, Müsâfirîn, 125; Tirmîzî, Mevâkît, 208; Mâlik, Muvatta’, Salâtü’l-Leyl, 9. [22] Şevkânî, age, III, 53. [23] İbnu’l-Humâm, Fethu’l-Kadîr, I, 333, 334.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları

SÜNNET-İ MÜEKKEDE VE SÜNNET-İ GAYRI MÜEKKEDE NE DEMEKTİR?

Sünnet-i Müekkede ve Sünnet-i Gayrı Müekkede Ne Demektir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.