Mekke Tarihi

Mekke’nin kuruluşundan putperestlerin hâkimiyetine, Hâşimoğullarının yükselişinden İslam’ın doğuşuna ve fethine kadar merak edilen sorular… İşte Mekke’nin bilinmeyen tarihi.

Mekke, dünyanın en eski yerleşim merkezlerinden biri kabul edilir. İslam’da kutsal kabul edilen üç şehirden biridir ve “Beytullah: Allah’ın Evi” olan Kâbe’ye ev sahipliği yapar.

MEKKE’NİN BİLİNMEYEN TARİHİ

Mekke Nerede ve Nasıl Bir Yer?

Mekke, Arap Yarımadası’nın kuzeyinde, denizden 280 metre yükseklikte, Batnımekke (Bekke) adı verilen vadide kuruldu. Merkezinde İslam’ın kalbi Kâbe yer alır. Şehri doğuda Ebû Kubeys, batıda Kuaykıân, güneybatıda Sevr, kuzeydoğuda ise Hira ve Sebîr dağları kuşatır.

Mekke, dünyanın en eski yerleşim merkezlerinden biri kabul edilir. İslam’da kutsal kabul edilen üç şehirden biridir ve “Beytullah: Allah’ın Evi” olan Kâbe’ye ev sahipliği yapar.

İlk Yerleşim ve Kutsallığı

Rivayetlere göre Mekke’nin ilk sakinleri Hz. İbrahim (a.s.) ve ailesidir. Hz. Hacer ve oğlu Hz. İsmail’in (a.s.) susuzluk çektiği bir anda çıkan Zemzem suyu, burada kalıcı yerleşimin başlamasına vesile oldu. Zamanla Mekke, ticaretin merkezi haline geldi.

Kur’an-ı Kerim’de Mekke’nin farklı isimleri geçer: Mekke, Bekke, Ümmü’l-Kurâ (şehirlerin anası), El-Beledü’l-Emin (güvenli şehir) bunlardan bazılarıdır.

Tarihte Mekke

Mekke, Kâbe’nin bulunduğu kutsal şehir olmasının yanı sıra, tarih boyunca ticaretin de merkezi oldu. Hac ibadeti için her yıl farklı kabileler buraya gelir, aynı zamanda ticaret yaparlardı. Böylece şehir milletlerarası bir ticaret merkezi haline geldi.

Putperestliğin Yayılması

Hz. İsmail’in (s.a.v.) öğrettiği tevhid inancı zamanla bozuldu. Cürhümlüler ve ardından Huzâa kabilesi Mekke’ye hâkim oldu. Huzâa lideri Amr b. Lühay, putperestliği şehre getirdi. Ardından Mekke’nin yönetimi Kureyş kabilesine geçti.

Ebrehe’nin İşgal Girişimi

Hz. Peygamber’in (s.a.v.) doğumundan önce Yemen valisi Ebrehe, Kâbe’yi yıkmak için büyük bir orduyla Mekke’ye yürüdü. Ancak Fil suresinde anlatıldığı üzere Allah’ın gönderdiği ebabil kuşları orduyu bozguna uğrattı. Bu olay, Mekke’nin kutsiyetini daha da artırdı.

İslam’ın Doğduğu Şehir

Hz. Muhammed’e (s.a.v.) peygamberlik Mekke’de verildi. İslamiyet burada doğdu, Kur’an-ı Kerim’in birçok ayeti bu şehirde nazil oldu. Kâbe, Müslümanların kıblesi oldu.

Dünya’nın Merkezi

İslam coğrafyacılarına göre dünya, merkezinde Kâbe’nin bulunduğu bir daire gibidir. Kâbe’nin etrafında yapılan tavaf, dünyanın kendi ekseni etrafında dönüşünü sembolize eder.

Hâşimoğulları’nın Yükselişi

Hz. Muhammed’in (s.a.v.) doğduğu yıllarda Mekke’de Benî Abdümenâf’ın dört kolu —Hâşim, Muttalib, Abdüşems ve Nevfel oğulları— şehirde etkin konumdaydı. Bu dönemde Hâşimoğulları’nın lideri Abdülmuttalib, Zemzem Kuyusu’nu yeniden hizmete açması ve Ebrehe ile görüşmelere Mekkeliler adına katılmasıyla öne çıktı. Onun vefatından sonra oğlu Zübeyr öncülüğünde Mekke’de mazlumların hakkını korumak amacıyla “Hilfü’l-Fudûl” adıyla bilinen adalet antlaşması yapıldı.

Henüz peygamber olmadan önce ticaretle uğraşan Hz. Muhammed (s.a.v.), bu antlaşmanın işleyişine katkıda bulundu ve haksızlığa uğrayanların hakkını savundu. 35 yaşında Kâbe yeniden inşa edilirken Hacerülesved’in yerine konulmasında hakem seçilerek muhtemel bir çatışmayı önledi.

İslam’ın Doğuşu ve Mekke’de Mücadele

Peygamberlik geldikten sonra Hz. Muhammed (s.a.v.), Mekke’de tevhid inancına aykırı geleneklere karşı çıktı. İlk yıllarda gizli yürütülen davet, Müslümanların sayısı artınca açıktan yapılmaya başlandı. Ancak bu durum, şehir aristokrasisinin tepkisini çekti. Ümeyyeoğulları ve Mahzûmoğulları başta olmak üzere birçok kabile, İslam’a karşı cephe aldı.

Baskılar sonucunda bazı Müslümanlar Habeşistan’a hicret etti. Mekke’de kalanlar ise üç yıl süren ağır bir boykota maruz bırakıldı. Akabe Biatları’ndan sonra Medine’ye hicretin yolu açıldı ve Hz. Peygamber (s.a.v.) de ashabıyla birlikte şehri terk etti.

Mekke – Medine Çekişmesi

Hicret sonrası mücadele iki şehir arasında devam etti. Bedir Gazvesi, Mekkeliler’in otoritesini sarsarken; Uhud ve Hendek savaşlarında da sonuç alamadılar. 6/628 yılında imzalanan Hudeybiye Antlaşması ise Mekke’nin Medine’yi resmen tanıması anlamına geldi.

Mekke’nin Fethi

Hudeybiye’den sonra Benî Bekir kabilesi, Kureyş’in desteğiyle Huzâa kabilesine saldırınca antlaşma bozuldu. Hz. Peygamber (s.a.v.), Kureyş’e haber göndererek saldırganlıktan vazgeçmelerini istedi. Olumsuz cevap alınca hazırlıklara başladı. Gizlilik içinde yürütülen sefer sonucunda 10 bin kişilik İslam ordusu Mekke önlerine ulaştı.

Mekkeliler direnecek güç bulamadı. Ebû Süfyân başta olmak üzere bazı ileri gelenler İslam’ı kabul ederek teslimiyeti ilan etti. 20 Ramazan 8 (11 Ocak 630) tarihinde Hz. Peygamber (s.a.v.) dört koldan şehre girilmesini emretti. Savaş neredeyse çıkmadan Mekke fethedildi, sadece kısa bir çatışmada az sayıda kayıp verildi.

Hz. Peygamber (s.a.v.), Kâbe’yi şirk izlerinden temizledi, orada namaz kıldı ve Bilâl-i Habeşî’ye (s.a.v.) Kâbe’nin damına çıkarak ezan okumasını emretti. Ardından umumi af ilan edildi. Mekke’nin ileri gelenleri ve halkı İslam’ı kabul etti. Bu kişiler “tulekâ” yani “serbest bırakılanlar” olarak anıldı.

Fethin Anlamı

Fetihle birlikte hicret zorunluluğu sona erdi. Mekke’nin harem statüsü devam ettirildi, şehirde yeni bir idari düzen kuruldu. Mekke’nin fethi yalnızca bir şehrin alınması değil, aynı zamanda kalplerin İslam’a açılması olarak görüldü. Bu sebeple “fethü’l-fütûh” yani “fetihlerin en büyüğü” kabul edildi.

Yeni Dönemin Başlangıcı

Mekke’nin fethinden sonra şehirde köklü bir dinî hayat başladı. Hz. Peygamber (s.a.v.), Câhiliye dönemine ait müesseseleri kaldırdı, yalnızca sikāye (hacılara su temini) ve hicâbe (Kâbe’nin hizmeti) görevlerini muhafaza etti. Mekke valiliğine Attâb b. Esîd’i tayin etti; Saîd b. Saîd’i çarşı düzeniyle, Muâz b. Cebel’i ise yeni Müslümanlara İslam’ı öğretme ve imamlıkla görevlendirdi. Mekke Haremi’nin sınır taşları da yenilendi.

9. yılda (631), müşriklerin Mescid-i Harâm’a yaklaşamayacağı Kur’an’da bildirildi (Tevbe 9/28). 10. yılda (632) ise Hz. Peygamber’in (s.a.v.) önderliğinde düzenlenen hac, yalnızca Müslümanların katılımıyla yapıldı.

İlk Siyasi Çekişmeler

Hz. Osman’ın (r.a.) şehadetinden (656) sonra hilafet tartışmaları Mekke’ye sıçradı. Cemel Vakası’nın hazırlıkları burada yapıldı. Buna rağmen Mekke halkı, hilafeti süresince Hz. Ali’ye (r.a.) bağlı kaldı.

Muâviye’nin ölümünden sonra ise şehir yeni bir döneme girdi. Hz. Hüseyin ve Abdullah b. Zübeyr (r.a.), Yezîd’e biat etmeyerek Mekke’ye sığındı. Kerbelâ faciasından sonra İbnü’z-Zübeyr (r.a.), Mekke merkezli bir hilafet ilan etti. Yezîd’in orduları şehri kuşattı, mancınıklarla Kâbe taşlandı (683). Ancak Yezîd’in ölümüyle kuşatma kaldırıldı.

İbnü’z-Zübeyr’in Hilafeti ve Sonu

İbnü’z-Zübeyr (r.a.) dokuz yıl Mekke’de hüküm sürdü. Ancak Emevî Halifesi Abdülmelik’in gönderdiği Haccâc b. Yûsuf’un uzun kuşatması (692) sonunda öldürüldü. Böylece Mekke yeniden Emevî hâkimiyetine geçti.

Emevîler döneminde Mekke, genellikle Medine’ye bağlı valilerce yönetildi. Ancak şehir zaman zaman muhalefetin merkezi oldu. Hâricîler’in isyanı sırasında Ebû Hamza eş-Şârî 747’de Mekke’yi ele geçirip hutbe okudu, fakat kısa süre sonra Emevî kuvvetlerince öldürüldü.

Abbâsîler ve Yerel Çekişmeler

Abbâsîler döneminde Mekke’de hilafet adına hutbeler okunmaya devam etti. Ancak şehrin kontrolü çoğu zaman Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in (r.a.) soyundan gelen şeriflerin elindeydi. Abbâsîler, valiliklere kimi zaman Türk komutanları da atadı. Şehir, muhalif hareketlerin merkezi olmayı sürdürdü.

Hacerü’l-Esved’in Çalınması

Mekke tarihinin en çarpıcı olaylarından biri 930 yılında yaşandı. Karmatîler hac mevsiminde Mekke’ye saldırdı, çok sayıda hacıyı öldürdü ve Hacerü’l-Esved’i çalarak götürdü. Taş ancak yıllar sonra yerine getirilebildi.

Şiî Etkisi ve Fâtımîler Dönemi

10. yüzyıldan itibaren Mekke, Abbâsîler’in yanı sıra Fâtımîler ve Yemen’deki devletlerin rekabet alanı haline geldi. 969’da Mekke’de hutbeler Fâtımîler adına okunmaya başladı. Bu dönemde şehirde Şiî etkisi arttı; ezan ve ibadetlerde mezhebin alâmetleri görülmeye başladı. Ayrıca ilk kez hacılardan vergi alınmaya başlandı.

Mekke’nin Yeniden Sünnîleşmesi ve İlim Merkezi Olarak Yükselişi

Abbâsîler’in zayıflamasıyla birlikte Haremeyn bölgesi Fâtımîlerin eline geçti. Bu dönemde Selçuklular, Mekke’yi yeniden Sünnî hâkimiyetine katmak için harekete geçti. 1069 yılında Mekke Emîri Ebû Hâşim Muhammed b. Ca‘fer, Sultan Alparslan’a bağlılığını bildirdi. Hutbelerde Abbâsî halifesinin ve kendi adının okunmasını sağladı. Bunun üzerine Sultan Alparslan, Mekke emîrine hil’atler ve 30 bin dinar gönderdi, ayrıca yıllık tahsisat bağladı. Böylece şehirde yeniden Sünnî bir çizgi hâkim oldu.

Eyyûbîler döneminde Mekke’de Şâfiîlik güç kazandı. Selâhaddin Eyyûbî’nin kardeşi Tuğtegin, onun adına sikke bastırdı. Selâhaddin ayrıca hacılardan alınan ağır vergileri kaldırarak Mekke halkının yükünü hafifletti. Bu destek, şehrin Eyyûbîler’e bağlılığını pekiştirdi.

Memlükler devrinde Mekke, Mısır merkezli Abbâsî hilâfetinin nüfuzu altına girdi. Sultan Baybars, Kâbe’ye ilk kez mahmil ve örtü gönderdi. Sonraki Memlük sultanları da hac için Mekke’ye giderek halka ihsanlarda bulundu. Haremeyn’e yapılan yardımlar arttı; Mekke’deki yapılar yenilendi, halk için vakıflar oluşturuldu. Bu dönemde hutbelerde zaman zaman Altın Orda ve İlhanlı sultanlarının isimleri bile Memlükler’den sonra zikredildi.

Mekke’nin Genişlemesi ve İmar Faaliyetleri

Kusay döneminde dağınık yaşayan Kureyş kabileleri Mekke’de bir araya getirildi. Zamanla şehirde mahalleler oluştu, Hz. Ömer döneminde Mescid-i Harâm duvarla çevrilerek merkez haline getirildi. Muâviye b. Ebû Süfyân, Mekke’de mülk satın alıp yapılaşmayı başlattı. Emevî ve Abbâsî dönemlerinde Mescid-i Harâm başta olmak üzere pek çok inşaat yapıldı.

Mekke’nin en büyük sıkıntılarından biri su idi. Zemzem Kuyusu en önemli kaynak olarak varlığını sürdürürken, farklı dönemlerde yeni kuyular açıldı. Zübeyde Hatun’un yaptırdığı “Ayn-ı Zübeyde” su yolu, Arafat ve Mekke’nin ihtiyacını uzun yıllar karşıladı. Zamanla su kanalları ve yollar onarıldı, şehre ulaşımı kolaylaştırmak için büyük yatırımlar yapıldı.

İlim ve Kültür Hayatının Merkezi

Mekke, Hz. Peygamber’in Dârü’l-Erkam’da başlattığı eğitim faaliyetlerinden itibaren önemli bir ilim merkezi haline geldi. Tefsir, hadis, fıkıh ve siyer gibi ilimlerde Abdullah b. Abbas ve öğrencileri şehrin öncüleriydi. Mekke kıraat ekolü de buradan yayıldı.

Kadın âlimler de Mekke’nin ilim hayatına katkıda bulundu. Özellikle Kerîme bint Ahmed, Sahîh-i Buhârî rivayetiyle tanındı.

Memlükler döneminde medreseler hızla çoğaldı. Zencîliyye, Şerâbiyye, Mücâhidiyye, Gıyâsiyye, Bâsıtıyye ve Kayıtbay Külliyesi bunlar arasında öne çıktı. Mescid-i Harâm Kütüphanesi en eski kütüphane olarak büyük önem taşıdı.

Emevîlerden itibaren Mekke, şiir ve mûsikide de öne çıktı. İbn Miscah, İbn Süreyc, İbn Muhriz ve Garîz gibi isimler Arap mûsikisinin kurucu şahsiyetleri kabul edildi.

Sonuç;

Siyasi iktidarların değişmesine rağmen Mekke, hem İslâm dünyasının kalbi olarak dini önemini korudu hem de ilim ve kültür hayatında eşsiz bir merkez haline geldi. Selçuklu, Eyyûbî ve Memlüklerin desteğiyle şehir, siyasi ve sosyal bakımdan sürekli yeniden inşa edildi. Mekke, sadece ibadetin değil; ilmin, kültürün ve medeniyetin de merkezi olarak tarihte yerini aldı.

Not: Haber içeriği DİA’dan derlenmiş, görseller yapay zekâdan faydalanılarak hazırlanmıştır.

 

İslam ve İhsan

ÜMMÜL KURA: MEKKE

Ümmül Kura: Mekke

KABE TARİHİ

Kabe Tarihi

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

  • kabe ne demek
    içinde ne var
    bana yazarmısın

    mekkenin ortasında nevar

    peygamberlerin yaşayan torunları varmıdır

Yorum Ekle