Mâruf Nedir? Mâruf Çizgisinde İtaat

Kur’an’ın emrettiği mâruf çizgisi nedir? İtaatin sınırını belirleyen bu çizgi, sahih bir kulluk ölçüsü sunuyor.

İslam toplumu, düzen ve birlik anlayışıyla ayakta durur. Fakat dinin özü sadece “emir almak” değildir. Kur’an’a göre asıl olan, insanın akleden bir fert olması; yani iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı ayırt edebilmesidir. Cenâb-ı Hak, Mümtehine sûresinde Peygamber’e (s.a.s) biat eden kadınlardan bahsederken şöyle buyurur: “…Ve mâruf olan işlerde sana isyan etmemek üzere biat ederlerse, biatlarını kabul et.” (Mümtehine, 12) Bu ayet, itaatin bile bir sınırı olduğunu gösterir.

MÂRUF NEDİR? İTAATİ AHLAKLA SINIRLANDIRAN İLÂHÎ ÖLÇÜ

İtaat, mâruf olan -yani Allah’ın razı olduğu, adaletli, hikmetli ve güzel- bir şey için geçerlidir. Aksi halde, itaat şekil olarak dindarlık görünse de ruhen zulme kapı aralayabilir. “Maruf” kelimesi, Arapça “bilinen, tanınan, herkesçe doğru kabul edilen” anlamındadır. Kur’an’da bu kelime, iyilik, adalet, insaf ve merhamet anlamlarını taşır.

Nisa sûresinde “Onlarla mâruf üzere geçinin.” (Nisa, 19) buyurularak, insan ilişkilerinde bile güzellik ve ölçü emredilir. Demek ki maruf, sadece dinî bir terim değil; vicdanla aklın buluştuğu ortak ahlak zeminidir. Bir davranış, din adına söylense bile eğer adalet ve merhametten uzaksa, o mâruf değildir. Bu yüzden itaat de o noktada anlamını yitirir.

Ashab-ı kiram, Peygamber Efendimiz’e (s.a.s) tam bir teslimiyet göstermiştir. Fakat bu teslimiyet, düşünmeden boyun eğmek değil, bilinçli bir imanın tezahürü idi.

Bedir Savaşı öncesi bir sahabe Sevgili Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’e: “- Yâ Rasûlallah, bu yeri vahiy mi belirledi, yoksa kendi görüşünüz mü?” diye sordu. Rasûlullah (s.a.s) “Kendi görüşüm” deyince, sahabe farklı bir yer önerdi; Rasûlullah da kabul etti. Bu olay, itaatin içinde aklın, istişarenin ve hikmetin yer aldığını gösterir.

Bir başka olayda Hz. Ömer, hutbede: “- Ben eğrilirsem ne yaparsınız?” diye sorduğunda, bir sahabe kılıcını kaldırıp: “- Seni doğrulturuz!” dedi. Hz. Ömer memnun oldu ve: “- Elhamdülillah, doğru yoldayız.” buyurdu.

İşte mâruf çizgisinde itaat budur: İyilikte destek, haksızlıkta uyarı. Bunun içindir ki; mâruf, itaati akılla ve vicdanla dengeleyen ilahî mihenk taşıdır.

Ahlâkın Yerine Biat Kültürü Geçerse

Ahlak, ferdin kendi vicdanıyla Allah arasında kurduğu ölçüdür. Ancak zamanla bu ölçü unutulup yerine kör sadakat geçtiğinde, itaat kültürü ahlakın önüne geçer. Artık ölçü “Bu doğru mu?” değil, “Üstüm öyle dedi mi?” olur. Bu durum sadece dinî yapılarda değil, modern siyasî ve toplumsal sistemlerde de görülür.

Bugün birçok alanda iş hayatında, cemiyetlerde, hatta dijital dünyada sorgulamadan onaylayan, düşünmeden paylaşan bir itaat psikolojisi oluşmuştur. Böyle bir ortamda ferdi irade körelir; insanlar doğruyu değil, çoğunluğun kabul ettiğini savunur. Oysa Kur’an, “Onların çoğuna uyarsan seni Allah’ın yolundan saptırırlar.” (En‘âm, 116) buyurarak, çoğunluk psikolojisine karşı uyarır.

Mâruf çizgisinde kalmak hem kalabalıklara hem otoriteye karşı vicdanî bir dengeyi korumaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “İtaat, ancak mâruf olan şeydedir.” (Buhârî, Ahkâm 4) Bu hadis, Mümtehine ayetinin kısa bir özeti gibidir. Yani itaat, sadece iyilik ve adalet üzere olursa değerlidir.

Bir başka hadiste ise şöyle buyurur: “Yaratıcıya isyan olan yerde mahluka itaat yoktur.” (İbn Mâce, Cihad 40) Bu ölçü, itaatin sınırını netleştirir: Emir, Allah’ın koyduğu ahlakın dışına taşarsa, itaat edilmez. Çünkü İslam’da itaatin değeri, hakkın korunmasıyla ölçülür. Bunun içindir ki; “İtaat, emredene değil, emredilenin haklılığına bağlıdır.”

Günümüz İçin Bir Denge Arayışı

Bugünün Müslümanı, iki uç arasında sıkışmıştır: Bir yanda otoriteye mutlak itaat talep eden yapılar, diğer yanda hiçbir otorite tanımayan bireycilik anlayışı. İslam bu iki uç arasında mâruf çizgiyi gösterir. Yani hem disiplinli hem de özgür; hem teslimiyet sahibi, hem de düşünen fert yetiştirir. Toplumsal huzur da ancak bu dengede mümkündür. Zira ahlaksız itaat, zulmü meşrulaştırır; itaatsiz özgürlük ise anarşiyi doğurur. Mâruf, bu iki aşırılığın arasındaki ilahi denge noktasını temsil eder.

Mâruf, Vicdanın Dili

Hz. Ebû Bekir’in (r.a.) şu sözü, İslam toplumunun temelidir: “Ben doğru olduğum sürece bana itaat edin; eğrilirsem beni doğrultun.” Bu, “

وَلَا يَعْصٖينَكَ فٖى مَعْرُوفٍ

” (Mümtehine, 12) ayetinin hayata geçmiş hâlidir. Yani itaat, ahlak ve adaletle sınırlıdır. Mâruf dışına çıkan itaat, ibadet değil, zulmün kılıfı olur. Gerçek mümin, sadece emri yerine getiren değil; emrin doğruluğunu maruf terazisinde tartan kimsedir.

Mâruf, ferdin içindeki ilahî pusuladır: Doğruyu gösterir, zulme sessiz kalmaz, iyiliği canlı tutar. Bunun içindir ki; mâruf, itaati ibadet kılar; mârufsuz itaat insanı köleleştirir.

Kaynak: Hidayet Erdoğan, Altınoluk Dergisi, Sayı: 478

İslam ve İhsan

MÜMİN NEFSİNE VE DÜNYAYA KARŞI NASIL MÜCAHEDE EDER?

Mümin Nefsine ve Dünyaya Karşı Nasıl Mücahede Eder?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle