Kurban Bayramınızı Tebrik Ederiz

Osman Nûri Topbaş Hocaefendi'nin Kurban Bayramı özel mesajı...

Muhterem Kardeşlerimiz!

Kurban bayramınızı tebrik ederiz. Bu mübârek günlerin sizlere, vatanımıza, milletimize, bütün âlem-i İslâmʼa, feyz, rûhâniyet, huzur ve saâdet olarak tecellî etmesini Yüce Rabbimizʼden niyâz ederiz.

Kıymetli Kardeşlerimiz!

Unutmayalım ki;

  • Bayram, din kardeşliğinin cemiyet plânında yaşandığı mübârek vakitlerdir, rızâ-yı ilâhîyi tahsil etme günleridir.
  • Bayram, dargınlık ve kırgınlıkları ortadan kaldırmak ve din kardeşleriyle kaynaşmak gibi nice içtimâî ibadetlerin îfâ edildiği, müşterek sevinç günleridir.
  • Bayram, Yaratan’dan ötürü bütün yaratılanlara sevgi, şefkat, nezâket ve muâvenettir.
  • Bayram, nefsânî bir zevk u safâ arayışı içinde gezip tozma ve tatile çıkma günleri değildir. Senenin herhangi bir gününde seyahate çıkılıp tatil yapılabilir. Fakat bir ibadet vecdiyle ihyâ edilmesi gereken mübârek bayramları, bu tip meşgalelerle ziyan etmemek gerekir.
  • Bayram, bir gönül alma seferberliğidir. Bilhassa mahzunların, kimsesizlerin ve muzdariplerin gönlünü almakla bayram yaşanabilir. Zira merhamet ede­ne merhamet edilir. Hak rızâsı için bir kulu sevindireni, Hak Teâlâ sevindirir.

Dünya, ezel ile ebed arasında rûhun bir gurbet diyârıdır. Bayram, sevinç ve ıztıraplarla dolu bu gurbet âleminde, Rabbin kullarına ihsân ettiği bir sevinç günüdür. Bu günde bir mü’mine yakışan;

Gariplerin, mazlumların, çâresizlerin yanı başında olarak onların gönüllerini hoş etmek ve müʼminin müʼmine zimmetli olduğu şuuruyla, Cenâb-ı Hakk’ın lûtfettiği imkânları, din kardeşleriyle paylaşmaktır.

Bu bayram, bilhassa Medîneli Ensâr’ın nasıl Mekkeli Muhâcirlerle bir kardeşlik imtihanına tâbî tutulduğunu; tıpkı onlar gibi bizim de bütün imkânlarını geride bırakarak vatanımıza sığınan, mağdur ve mazlum din kardeşlerimizle imtihanda olduğumuzu tefekkür etmeliyiz.

Bu vesîleyle Kurban bayramı, bize infak fazîletini hatırlatan bir bayramdır. Garip ve muhtaç kardeşlerimize hâl-hatır sorma, mahzun gönüllerine ferahlık verme, din kardeşliğini kuvvetlendirme günleridir.

Unutmayalım ki din kardeşliği, üzerimize farzdır. Kıyâmet günü Arş-ı Âlâ’nın gölgesi altında gölgelenecek olan yedi sınıftan biri de, bilhassa zor zamanlarda “Allah için birbirini severek kardeş olanlardır.”

Bu itibarla;

  • Bayram, mü’minlerin kardeşlik imtihanından muvaffakıyetle ilâhî huzûra çıktıkları o mes’ûd vuslat gününden bir tecellîyi, daha bu dünyada iken yaşatan mübârek bir gündür.

Behlül Dânâ Hazretleri;

“Gerçek bayram, yeni elbise giyene değil, Allâh’ın azâbından emin olanadır.” buyurur.

Gerçek bayram huzuru da, Cenâb-ı Hakk’ın rızâsında gizlidir.

Diğer taraftan, kurban vesîlesiyle bilhassa şunu da düşünmeliyiz ki; Cenâb-ı Hak bu bayramda kesilen büyükbaş ve küçükbaş hayvanâtı bizler için yarattı. Bizler bir bedel ödemeden, tamamen Cenâb-ı Hakkʼın lûtfetmesiyle bir “insan” olarak yaratıldık. Cenâb-ı Hak dileseydi bizi kesilecek bir kurbanlık olarak dünyaya gönderebilir, insanlar da bizi kurban edebilirlerdi. Bu itibarla, kurbanlara Hâlıkʼın şefkat ve merhamet nazarıyla bakmalı, onlara karşı son derece hassas davranmalıyız.

Nitekim Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in bu hususta pek çok şefkat ve merhamet tâlimâtı vardır:

Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir gün koyun kesen birini gördü. Adam, kesmek üzere koyunu yere yatırdıktan sonra bıçağını bilemeye çalışıyordu. Bu duygusuz ve düşüncesiz davranış karşısında, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şu îkazda bulundu:

“–Hayvanı defalarca mı öldürmek istiyorsun?! Bıçağını, onu yere yatırmadan önce bilesen olmaz mıydı?!” (Hâkim, IV, 257, 260/7570)

Kurbanlık hayvanlara güzel davranmak, onları ürkütmemek îcâb eder. Yani; “Nasıl olsa bu, bir müddet sonra can verecek bir hayvandır.” deyip de ona karşı kaba bir davranışta bulunarak eziyet vermek, bir müslümana aslâ yakışmaz.

Sâmi ve Mûsâ Efendilerimiz, kurbanda gözetilecek edep ve hassâsiyeti, bizzat hâl ve davranışlarıyla tâlim ve telkin ederlerdi:

  • Bir çukura iki kurban kestirmezlerdi. Ya da çukur temizlendikten sonra ikinci kurbanı kestirirlerdi.
  • Kesilmeden evvel su içirilmesini tavsiye ederler, kurbanın gözünü muhakkak bağlatırlardı.
  • Hayvanı, kesileceği yere iterek kakarak sürükletmezler, şayet küçükbaş bir kurban ise, kucağa alınarak, şefkat ve mülâyemetle götürülmesini isterlerdi.
  • Hayvana eziyet vermeyecek şekilde, güzelce kesilmesini arzu ederlerdi.
  • Kurban kesilirken getirilen sandalyeye oturmaz, Allâhʼın emrine tâzim maksadıyla, hayvanın kanı tamamen akıncaya kadar, derin bir ibadet vecdi içinde, pür-edep ayakta beklerlerdi.
  • Cenâb-ı Hakkʼın ihsân ettiği nîmetlerin tefekküründe derinleşerek, ubûdiyet şuuru içinde bulunurlardı.

Böylece kurbanın; mânâ ciheti yüksek bir ibadet olduğunu ve büyük bir edeple îfâ edilmesi gerektiğini, bizlere hâlleriyle telkin ederlerdi.

  • Yine unutmayalım ki bu dünya, fedakârlık diyarıdır. Bu fedakârlığın mükâfâtı olarak Cenâb-ı Hak; biz kullarını Dâruʼs-Selâmʼa, yani saâdet ve selâmet yurdu olan Cennet’e davet etmektedir.

Bu Cennet davetine liyâkat için de, fânî bayramları ebediyet bayramının sermayesi kılabilme firâsetiyle yaşamamız istenmektedir.

Cenâb-ı Hak, kurbanlarımızı İbrahim -aleyhisselâm-ʼın gönlündeki fedakârlık, teslîmiyet, takvâ ve muhabbetten hisse alarak kesebilmeyi, mazlum ve muhtaç din kardeşlerimize ikramlarda bulunarak onların gönüllerine de bayram huzuru tevzî edebilmeyi, cümlemize nasip ve müyesser eylesin.

Gerçek bayramların huzur ve saâdetiyle vatanımızın, milletimizin ve bütün İslâm âleminin yüzünü güldürsün…

Âmîn!..

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.