Kur’an’ın Farklı Kıraatlerle Okunması Metnin Değiştiği Anlamına Gelir mi?
Kur’an’ın farklı kıraatlerle okunması metnin değiştiği anlamına gelir mi? Sahabe Efendilerimiz arasındaki okuyuş farklılıkları nelerdir?
Hazırlayan: Dr. Enes TEMEL
Kur’ān-ı Kerîm, sadece insanlara doğru yolu göstermesi bakımından değil kendisinin okunması (tilāvet, edā, kırāat) ile namaz gibi bazı ibadetlerin gerçekleştiği bir kitaptır. İbadet dili olmasının yanında Allah Teâlâ ile doğrudan irtibat kurmanın kendisi ile mümkün olabildiği bir kitaptır. Zira bir hadis-i şerif’te “Sizden biriniz Allah ile sohbet etmek isterse Ḳur'ān-ı Kerīm okusun” buyurulmaktadır. (Muttaḳî el-Hindî, Kenzu’l-ʿUmmâl, 1/510) Ḳur'ān-ı Kerīm’in dilinin de “apaçık, pürüzsüz, hatasız ve anlaşılır Arapça bir dil olduğu (Şu‘arā 26/195, Yūsuf 12/2, Zümer 39/28) ayetlerde ifade edilmektedir. Nüzulünden itibaren nesilden nesile hafızlar ve daha ileri ihtisas sahibi olan kurrâlar vesilesiyle farklı okuyuşlarıyla değişmeden nakledilmiştir.
Kuran'da Okuyuş Farklılıkları "Teleffuz ve Lafız"
Sahabe Efendilerimiz arasındaki okuyuş farklılıkları telaffuz ve lafız olmak üzere iki farklı şekilde gerçekleşmektedir.
- Sadece ses (telaffuz) değişikliği ifade eden okuyuş farklılıkları. Bilindiği üzere vahyin, Peygamberimize (s.a.s) nazil olduğu coğrafyada farklı kabileler bulunmaktaydı. Bu kabilelerin aynı anlamı ifade eden lehçe düzeyinde seslendirme (fonetik) farklılıklarına sahip olmaları nedeniyle kendi lehçelerinde okumalarına izin verilmişti. Böylelikle kelimenin anlamı değişmemesine rağmen seslendirmede esneklik sağlandığından dolayı her kabilenin telaffuz şekli doğru kabul edilir hale geldi. Bu esnekliklere örnek olarak iḫtilās, revm, işmām, imāle, beyne(taḳlīl), iḫfā, medd vb. konularda farklılıklar yalnızca ses değişikliği ifade eden okuyuşlar örnek gösterilebilir. Bu tabirlerin sesi değiştirme biçimlerine bakıldığında iḫtilās, telaffuzu gizli ve hafif olacak şekilde harekenin çoğunu veya üçte ikisini seslendirmek; revm, yalnızca kesre ve zamme harekeli harflerde harekenin azının seslendirilmesi; işmām, harekeye sessizce dudaklarla işaret etme; imāle, (Temīm, Esed, Ḳays, ‘Aylān kabileleri ve Necid ahalisinde görülen [Hicaz’da yoktur]) sesin fetḥadan doğup, dahil olmayacak şekilde esreye yaklaştırılması şeklinde olduğu görülür. Dolayısıyla değişiklik sesin tonlaması ve yönlendirilmesinde varken anlamda değişiklik bulunmamaktadır. Bir örnek olarak Yûsuf 12/11’deki “لَا تَأْمَنَّۭۖا” Kıraat imamlarından Ebū Ca‘fer haricindekiler bu ifadede iki vecih (okuyuş şekli) uygulamışlardır:
- İlk nūn harfinin diğerine idğām edilmesi ve bu esnada nūn’un ötresine işaret ederek işmām kuralını uygulamak,
- İlk “nūn” izhar edilirken iḫtilās etmektir. Ancak ses değişikliği ifade eden bazı okuyuş biçimlerinin doğrudan olmasa da dolaylı olarak anlama tesir ettiği söylenebilmektedir.
Diğer bir misal “وَيَخْلُدْ فيه مُهَانًا” (fīhī mühānen [onda (azapta) alçaltılmış olarak devamlı kalır.]) (Furkan 25/69) ifadesindeki hū zamirinin kıraat/okuyuş farklılığı ve bu farklılığın manaya yansımasıdır. Bazı kıraat âlimleri hū zamiri uzatılarak okunduğunda ayette geçen azaba ilave bir vurgu yapıldığını ifade etmekteler; مَجْرَاهَا ifadesindeki rā harfi fetḥ ve imāle ile okunduğunda geminin dalgalar üzerinde gitmesini andırırcasına bir kıraat ortaya çıktığını ve dinleyen kimsenin bu tasavvuru zihninde canlandırdığını belirtmektedirler. Bu durum “lafız-mana uyumunun ötesinde” ayetleri telaffuz biçimlerinin manaya olan etkisini artırması ve dinleyen kimsenin kendini o sahnenin içinde bulunmasını temin eden bir portre ortaya koymaktadır. Kur'ân-ı kerimde de bu türlü misaller oldukça fazladır.
- Yazıda değişiklik ifade eden okuyuş farklılıkları. Bu tür farklılıklar harekesiz ve noktasız yazılan bazı ayetlerin farklı kıraate müsaade etmesiyle ortaya çıkan bir çerçeveyi ifade etmektedir. Bu farklılıkları üç grupta incelenmektedir:
- Lafız farklı, anlamı aynı olan ayetler. Bu grupta lafızda farklılık olmasına rağmen anlamda bir değişiklik bulunmamaktadır. Örnek olarak Fātiḥa suresi 6. ayetindeki الصِرَاط ifadesinin السِرَاطَ şeklinde س ile (Ḳunbül ve Ruveys’in) kıraati ve ṣād’ın zā’ya işmāmı ile (ez-zırâda) (Ḥamza’nın Ḫalef rivayeti) kıraati örnek olarak gösterilebilir. Okuyuş farklılığı olmasına rağmen anlamda herhangi bir değişiklik bulunmamakta ve gerek الصِرَاط okuyuşu gerekse de السِرَاطَ ve ṣād’ın zā’ya işmāmı ile (ez-zırâda) okuyuşları yol anlamına gelmektedir. Aradaki farklılık lehçe değişikliğinden ibarettir. Lafız farklı, anlamı aynı olan ayetler için başka örnekler de vardır. (bkz. Ra‘d 13/4)
- Lafzı ve anlamı farklı olup her iki anlamın da aynı noktada birleştiği ayetler. Bu tür ayetlerin lafzı ve manası farklı olduğu için aralarında bir çelişki var gibi algılanmaktadır; ancak aralarında herhangi bir çelişki bulunmamaktadır. Bu tür okuyuş farklılıklarında lafız değişmekle birlikte aynı anlamı ifade etmektedir. “مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِ” “Ceza gününün mâlikidir.” (Fâtiha 1/4) ayetindeki مَالِكِ ifadesini ‘Āṣım, Kisā’ī, Ya‘ḳūb ve Ḫalef مَالِكِ şeklinde ve sahib anlamında okurken; diğer mütevâtir kıraat imamları مَلِكِ şeklinde ve hükümdâr anlamında okumuşlardır. Her iki durumda da kastedilen Allah Te’âlâ’dır ve lafız farklı olsa da anlam bozulmamaktadır. (Başka bir örnek için Bakara 2/10)
- Lafız ve anlamı farklı olan, ancak bu iki anlamın aynı noktada birleşmesi mümkün olmayan ayetler. Bu gruptaki ayetlerde anlamın ve lafzın farklı olması herhangi bir çelişkiye neden olmamakta, bilakis anlam zenginliğini ortaya koymaktadır. Örnek olarak “لَقَدْ عَلِمْتَ مَٓا اَنْزَلَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اِلَّا رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ بَصَٓائِرَ”“(Musa Firavun'a:) «Pek âlâ biliyorsun ki, dedi, bu aşikâr mucizeleri, birer ibret olmak üzere, ancak, göklerin ve yerin Rabbi indirdi.” (İsrâ 17/102) ayetindeki لَقَدْ عَلِمْتَ ifadesini Kisā’ī hariç mütevatir kıraat imamları ت’nin fetḥasıyla okurken Kisā’ī لَقَدْ عَلِمْتِ şeklinde ت’nin esresiyle okumaktadır. لَقَدْ عَلِمْتَ şeklindeki kıraat anlam bakınımdan “sen bilirsin ki…” manasına gelmekte ve Hz. Mūsā’nın (a.s) Firavun’a hitaben bu cümleyi söylediği anlaşılmaktayken diğer bir kıraat olan لَقَدْ عَلِمْت ُ şeklindeki kıraat “Ben bilirim ki…” manasına gelmekte ve bununla Hz. Mūsā’nın (a.s) kendisini kastettiği anlaşılmaktadır. Yani ayette vurgulanan aşikâr mucizeleri, birer ibret olmak üzere, göklerin ve yerin Rabbinin indirdiğini bilen bir kıraatte Hz. Mûsa iken diğer kıraat şeklinde Firavun olduğu vurgulanmaktadır. Her iki kıraat de -mütevatir olmaları nedeniyle- müstakil bir ayet olarak değerlendirilir.
Sonuç
Kur’an’ın farklı kıraatlerle okunması, metninin değiştiği veya tahrif edildiği anlamına gelmemektedir. Kıraat farklılıkları genel olarak lafız ve telaffuz farklılıkları şeklinde iki grupta ele alınabilir. Bu farklılıkların bir kısmı anlamı değiştirmeyen seslendirme biçimlerinden oluşurken bir kısmı da birbirini tamamlayan ve Kur’an’ın anlam zenginliğini ortaya çıkaran farklı manalar ifade etmektedir. Dolayısıyla kıraatler arasındaki lafız veya anlam farklılığı, Kur’an metninde bir çelişki ya da bozulma bulunduğunu göstermemektedir.
Bu farklılıkların tahrif olarak değerlendirilememesinin temel sebebi, sahih kıraatlerin Hz. Peygamber’den itibaren kesintisiz bir nakille aktarılması ve resm-i mushafa uygunluk ile tevâtür şartlarını taşımasıdır. Farklı okuyuşların her biri Hz. Peygamber’in öğretimi ve onayıyla sahâbeye aktarılmış; daha sonra kıraat imamları ve râvileri aracılığıyla nesilden nesile hem şifahî hem de yazılı olarak nakledilerek günümüze ulaşmıştır. Bu bakımdan kıraat imamları Kur’an metnine yeni okuyuşlar eklememiş, kendilerine ulaşan sahih okuyuş biçimlerini belirli nakil zincirleri içerisinde muhafaza ederek aktarmışlardır.
Bu aktarım sırasında nakledilen okuyuş biçimleri, harekesiz ve noktasız resm-i mushafın gelişigüzel biçimde farklı okunmasından doğmuş değildir. Aksine bunlar, önceden şifahî olarak nakledilen ve mushafın yazım biçiminin de kendilerine imkân verdiği sahih okuyuşlardır. Bu nedenle farklı kıraatler, Kur’an metninin sonradan değiştirilmesinin değil, vahyin Hz. Peygamber’den itibaren birden fazla sahih okuyuş biçimiyle korunarak aktarılmasının bir göstergesidir.
KAYNAKÇA
- Çollak, Fatih. “Revm”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 35/31-32. İstanbul: TDV Yayınları, 2008.
- Dağ, Mehmet. “Kırâat İlminde Şâzz Kavramı-Kavramın Anlamsal Dönüşümü ve Gerçek Anlamının Tespitine Dair –”. Marife Dini Araştırmalar Dergisi 7/2 (01 Eylül 2007): 57-110. https://izlik.org/JA89ZK44MB.
- Ḫaṭîb el-Bağdādî, Ebû Bekr Aḥmed b. ʿAlî b. Sābit el-Bağdādî. Tārîḫu Bağdād. thk. Beşār Avvād Maʿrûf. 16 Cilt. Beyrut: Dāru’l-Ğarbi’l-İslāmî, 1422/2002.
- Muttaḳî el-Hindî, ʿAlâʾu’d-Dîn ʿAlî b. Ḥisâmi’d-Dîn b. Ḳâḍî Ḫân el-Ḳâdirî eş-Şâẕelî el-Hindî el-Burhânfûrî el-. Kenzu’l-ʿUmmâl. thk. Bekrî Ḥayyânî. b.y.: y.y., 1401/1981.
- Özbek, Ömer. “Kıraat Farklılıklarının Anlama Etkisi”. Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 1/39 (01 Aralık 2015): 163-181. https://izlik.org/JA42YG63UA.
- Sarı, Mehmet Ali. “İmâle”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 22/177. İstanbul: TDV Yayınları, 2000.
- Rāciḥ, Muḥammed Kerīm. el-Ḳırāātü’l-‘aşaratü’l-mütevātira min ṭarīkayi’ş-Şāṭıbiyye ve’d-Dürre. 1414/1994
- https://islamqa.info/ar/answers/395192/الاختلاف-بين-القراءات-اصولًا-وفرشًا،-واثره-في-المعنى











YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!