Kur’an’a ve Sünnete Göre Abdest Nasıl Alınır?

Abdest nedir? Abdestin tarifi ve abdest almanın hükmü nedir? Abdest neden alınır? Kur’an’a ve sünnete göre abdest nasıl alınır? Abdest almanın fazileti ile ilgili hadisler.

Abdest kelimesi Farsça âb (su) ve dest (el) kelimelerinden oluşan ve “el suyu” anlamına gelen bileşik bir sözcüktür. Abdeste, güzelliğinden ve temizliğe olan hizmetinden dolayı Arapça’da “vüdû” adı verilmiştir.

ABDEST NEDEN ALINIR?

Abdest başlı başına bir ibâdet değil, kimi ibâdetlerin yerine getirilmesi için yapılan ve kişinin bu ibâdetlerden ruhen tam olarak yararlanmasını sağlamaya yardımcı olan bir ibâdettir. Belirli uzuvları usulüne göre yıkamaktan, ya da meshetmekten ibarettir. Abdest ile bedenin el, yüz, ağız, burun, diş ve ayaklar gibi kirlenmeye ve dışarıdan gelecek mikroplara en açık olan yerleri günde birkaç kez yıkanmış olur. Sinir sistemi ve kan dolaşımı düzenli hale gelir. Böylece Yüce Allah’ın huzuruna sükûnetle çıkma imkânı doğar.

KUR’AN’DA ABDEST ALMA TARİFİ

Hz. Peygamber (s.a.s)’in abdest almadan hiçbir iş yapmadığı nakledilir.[1] Abdest, Kur’an-ı Kerîm’de namazın bir ön şartı olarak şöyle zikredilir: “Ey iman edenler, namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başınızı meshedin ve topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın… Eğer su bulamazsanız temiz toprakla teyemmüm edin.” [2] Bu âyet Medine’de inmiştir. Namazın hicretten bir buçuk yıl kadar önce Mekke’de, Mi’rac gecesinde farz kılındığı düşünülürse, abdestin başlangıçta mendup olarak uygulandığı, Medine döneminden itibaren de, özellikle namaz için farz kılındığı sonucuna varılır.

Abdestin hükmü farz, vacip ve mendup olarak üç çeşittir. Namaz kılmak, Kâ’be’yi tavaf etmek, tilâvet secdesi yapmak ve Kur’an’a dokunmak için abdestin gerekliliği konusunda mezheplerin çoğunluğu görüş birliği içindedir. Ancak Hanefîlere göre Kâ’be’yi tavafta abdestli bulunmak vacip hükmündedir. Yatmadan önce abdest almak, her vakit namazı için ayrı ayrı abdest almak ve ezan okurken abdestli bulunmak mendup sayılmıştır.

Hz. Peygamber birçok kez, fiilî olarak abdestin alınma şeklini göstermiş ve abdestsiz kılınacak bir namazın Allah tarafından kabul olunmayacağını açıkça belirtmiştir.[3] Akıllı ve ergen olan ve suyu kullanmaya gücü yeten her müslüman gerektiğinde abdestle yükümlü olur.

ABDEST ALMANIN FAZİLETİ

Abdest almakla dünyevî ve uhrevî birçok fazîlet ve güzellikler elde edilir. Allah’ın Rasûlü (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Kim, emrolunduğu gibi abdest alır ve emrolunduğu şekilde namaz kılarsa, geçmiş günahları mağfiret olunur.” [4] “Bir kimse abdest alıp, yüzünü yıkayınca, yüzündeki âzâlarının işlediği bütün günahları, el ve ayaklarını yıkadığında, bunlarla işlediği günahları su damlalarıyla birlikte akıp gider ve kendisi de tertemiz olur.” [5]

Dipnotlar:

[1] Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, II, 1583. [2] Mâide, 5/6 [3] Buhârî, Vudû’, 2; İbn Mâce, Tahâre, 47; Zeyd İbn Alî, Müsned, H. No:1, s. 47 vd. [4] Buhârî, Vüdû’, 28; Tevhîd, 24; Ebû Dâvud, Tahâre,, 51 [5] Müslim, Tahâre, 32,33; Tirmîzî, Tahâre, 2; Dârimî, Vudû’, 45; Nesâî, Tahâre, 107

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları

ABDEST NASIL ALINIR? VİDEO

ABDEST NEDİR?

Abdest Nedir?

ABDEST NASIL ALINIR?

Abdest Nasıl Alınır?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.