Kur’an ve Hadislerde Cihad

İslam'da cihad nedir? Kur'an'da ve hadislerde cihad nasıl geçiyor? İslam'da cihadın önemi ve şartları nelerdir? İşte cevaplar...

Belki de son zamanlarda Kur’anî daha genel anlamda İslâmî kavramlar içerisinde en fazla üzerinde oynanan ve kavramsal alanının dışarısına çıkartılmak istenen kelime “cihad” sözcüğüdür. İslam dinini terör, Müslüman’ı terörist gibi göstermeye çalışan çevreler, bunlar ister Batı menşeli ilim, fikir ve siyaset adamlarından oluşsun isterse doğu kökenlilerden teşekkül etsin temel hedef, bir algı operasyonu ile müminleri potansiyel bir terörist ve onların inandıkları Kur’an’ı ve mensup oldukları İslam dinini terör kaynağı olarak göstermektir. Takat, güç, kuvvet, meşakkat, zorluk, gayret sarf etmek, bir işi başarmak için elinden gelen bütün imkânları kullanmak manasını ihtiva eden “cühd-cehd” kökünden türeyen “cihad”, düşmana karşı savunma yaparken, bütün takatini, gücünü, kuvvetini harcamak, kullanmak anlamına gelir.[1]

MÜSLÜMAN OLMAYANLARLA SAVAŞ

İslam istilahında cihad, “dini emirleri öğrenip ona göre yaşamak ve başkalarına öğretmek, iyiliği emredip kötülükten sakındırmaya çalışmak, İslam’ı tebliğ, nefse ve dış düşmanlarına karşı mücadele vermek” şeklinde genel kapsamlı anlamın yanında fıkıh terimi olarak daha çok Müslüman olmayanlarla savaş, tasavvufta ise nefs-i emmâreyi yenme çabası için kullanılmıştır.[2]

Rağıb el-İsfehânî’nin belirttiğine göre cihad üç çeşittir. Birincisi, görünürdeki açık düşmana karşı bütün güç ve kuvvetini harcamaktır. İkincisi, şeytana karşı gücünü sarf etmektir. Üçüncüsü, nefse karşı bütün takatini kullanmaktır. Allah Teâlâ’nın şu sözünün kapsamına bu üçü de girer.[3]

“Allah uğrunda hakkıyla cihad edin…”[4]“…Mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.”[5] “İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin velileridir…”[6] Hadislerde de “cihad” sözcüğü çeşitli türevlerde zikredilmiştir.[7]

KUR'AN'DA CİHAD

Cihad kelimesi Kur’an’da, “cihad etti, cihad ettiler, cihad edenler, cihad ediyorsunuz, cihad eder, cihad ederler, cihad edin, cihad eden” şeklinde isim, fiil, emir ve ism-i fâil sığalarıyla 35 yerde geçmektedir.[8]

Söz konusu âyetlerin bir kısmında[9] doğrudan savaşın kastedildiği anlaşılmakta, bir kısmında da cihad “Allah’ın rızasına uygun bir şekilde yaşama çabası” şeklinde özetlenebilecek olan genel anlamlarıyla geçmektedir.[10]

Genel anlamda cihaddan ve faziletinden bahseden hadislerin yanında kime karşı ve nasıl yapılacağına dair çeşitli hadisler de vardır. “Mücahid, nefsiyle cihad edendir.”[11] “Mümin, kılıcı ve eliyle cihâd eder”[12], “Müşrikyere karşı mallarınız, canlarınız, nefisleriniz ve dillerinizle cihad edin”[13], “Cihadın en faziletlisi, zalim sultanın yanında hakkı söylemektir”[14], “Hac, bir cihaddır”[15] anlamındaki hadisler, emrolundukları şeyleri yapmayan nesiller hakkında Hz. Peygamber’in “Kim onlarla eliyle cihad ederse o, mümindir, kim onlarla diliyle cihad ederse o mümindir, kim onlarla kalbiyle cihad ederse o, mümindir”[16] demesi, yine Hz. Peygamber’in, anne-babası hayatta olup savaşa katılmak isteyen bir sahâbiye “O halde onlar hakkında cihat et (onlara hizmet et)”[17] buyurması, Allah Rasûlünden cihada katılmak için izin isteyen Hz. Aişe’ye “Sizin için cihadın en faziletlisi makbul hactır”[18] şeklinde cevap vermesi, cihadın gerek kapsamını gerekse yöntemlerini göstermesi bakımından önemlidir. Buna göre cihad, hayatın gayesi olarak Allah’a kulluk etmek, Allah ve Rasûlü’nün koyduğu ölçülerin fert ve toplum hayatına uygulanmasına çalışmaktan İslam’ı diğer insanlara tebliğe, İslam ülkesini ve Müslümanları her türlü tehlike ve saldırılara karşı savunma ve bu konuda gerektiğinde savaşmaya kadar kapsamlı bir anlam taşımaktadır. Kalp, dil, el ve silah gibi beşerî aksiyonun ortaya konulduğu her vasıta ile yapılabilmektedir.[19]

Hukukçular, bu anlamların yanında genel olarak cihadın “gayrimüslimlerle savaş” şeklinde özel manasını ön plana çıkararak “Allah yolunda can, mal, dil ve diğer vasıtalarla savaşta elden gelen güç ve gayreti sarf etmek” anlamında tarif etmişlerdir.[20]

Biz burada yukarıdaki açıklamalarla yetinerek daha fazla teferruata girmek istemiyoruz. Fakat kısaca şunu belirtmekte fayda vardır kanaatindeyiz. Gerek âyetlerde ve gerekse hadislerde cihadın sadece savaş anlamına gelmediği de açıktır. Ancak gerektiğinde Müslümanların, yurtlarını, canlarını, mallarını korumak ve fitnenin bertaraf edilmesini sağlamak için savaşmalarının da bir zorunluluk olduğunu belirtmeliyiz.

İSLAM'DA CİHADIN TEMEL KURALLARI

İslam dininde düşmanla cihadın yani sıcak savaşın temel kuralları vardır. Dış görünüş itibariyle en kanlı ve en vahşiyâne hareket olan harp, İslâmiyet sayesinde ulviyet kazandı ve Müslümanlar cihadı bir ibadet telakkisiyle anladılar ve gerçekleştirdiler. Bu noktada cihadın gayesini şöyle özetleyebiliriz: Birincisi; mazlumları zulümden kurtarmak. İkincisi; zayıfları kuvvetlilerin gadrinden kurtarmak. Üçüncüsü, güven ve asayişi temin etmek. Dördüncüsü; Allah’a, âhirete, hesap vermeye inanmadıkları için her zulmü irtikâp eden, her rezaleti pervazsızca işleyen müşrikleri-inkârcıları yola getirmek.[21]

Müslümanlar, zulüm ve vahşetin, hunharlık ve tahripkârlığın karşılığı olan harbi, güven ve asayişi temin, zulmü ve tecavüzü önleme, mazlumlara yardım, Allah’ın nizamını yükseltmek için bir vasıta haline getirmişlerdir.[22]

Kur’an, genel olarak çeşitli âyetlerinde Allah yolunda cihadı emretmiş, tavsiye ve teşvik etmiş, mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri övmüştür.[23] Hususi olarak da Hz. Peygamber’e cihad emredilmiş ve ondan müminleri cihada teşvik etmesi istenmiştir.[24]

KUR'AN'IN MEŞRU KILDIĞI SAVAŞ

Hz. Peygamber, risâletinden vefatına kadar, batıl ve batıl ehli ile mücadelesini en kesif şekilde sürdürmüştür. Kur’an, Hz. Peygamber’in en başta bir peygamber ve komutan olarak bir kısım savaşlara katıldığını ve orduyu idare ettiğini bildirmiştir. Bunların başında Bedir, Uhud, Hendek savaşları, Tebük Seferi, Mekke’nin ve Hayber’in Fethi ve Huneyn gazveleri gelmektedir.[25]

Kur’an’ın meşru kıldığı savaş anlamındaki cihadın, yukarıda da beyan edildiği gibi saldırganlara, zalimlere, fitne, fesat çıkararak kargaşa ortamını hazırlayanlara ve hakkın yayılmasına mani olanlara karşı bir faaliyet içerdiği ve tedbirî bir eylem olduğu anlaşılabilir.

Kur’an, cihadı en son çare olarak görmüş ve barışı esas almıştır.[26] Müfessir Beydâvî’nin belirttiğine göre, kıtale/savaşa izin veren ilk âyet, “Kendilerine savaş açılan Müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle cihad için izin verildi. Şüphe yok ki Allah’ın onlara yardım etmeğe gücü yeter”[27] âyetidir. Hicretten sonra bu âyet inmiştir. Bundan önce sabrı ve tahammülü emreden ve savaşı yasaklayan yetmişe yakın âyet vardır. Müşrikler, müminlere eziyet ediyorlardı. Hz. Peygamber, dövülmüş, yaralanmış olarak kendisine gelen zulme maruz kalan müminlere hep sabrı tavsiye etmiş, daha kıtalle emrolunmadığını bildirmiştir.[28]

Kur’an, kitâli/savaşı, “Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın. Ancak aşırı gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez”[29] âyetinde ortaya koyduğu ilkeye bağlı olarak meşru görmüştür. Buna göre, Müslümanlarla antlaşma yapmış bir kavme/topluluğa sığınanlara, ne Müslümanlarla ne de kendi toplumlarıyla savaşmak istemeyip Müslümanların himayesine girenlere karşı[30] savaşılmaz. Keza, Kur’an, Müslümanlarla din uğrunda savaşmayan ve Müslümanları yurtlarından çıkarmayanlara iyilik yapılmasını ve onlara âdil davranılmasını yasaklamaz.[31] Öte yandan İslam devletinin himayesine girerek cizye evermeyi kabul edenlere karşı da savaş açılmaz.[32] Bütün bunlar, Kur’anın öncelikle barışı tercih ettiğini ve müntesiplerine de bu şekilde hareket etmelerin tavsiye ettiğini göstermektedir.

PEYGAMBERİMİZ'İN CİHADI

Kendisine Kur’an indirilen Hz. Peygamber de bizzat katıldığı savaşlarda bu ilkelere uymuş, savaşa hazırladığı birliklerin ve seriyyelerin komutanlarına Kur’an’ın bu hassasiyetini bildirmiştir. Kur’an’ın ilkeleri doğrultusunda o, savaşta çocukların, kadınların, ileri derecedeki yaşlıların, ruhbanların, manastırlara sığınanların, savaş hazırlığında olmayanların/eline silah almamış olanların öldürülmesini yasaklamıştır. Meyveli ağaçların kesilmesini, mamur yerlerin tahrip edilmesini, koyunların, develerin kesilmesini, hurmalıkların yakılmasını istememiştir. Hatta o, savaş meydanlarındaki ölülerin burnunun, kulağının ve organlarının kesilmesini de men etmiştir.[33]

Kur’an, onun canlı şahidi olan Hz. Peygamber ve dolayısıyla İslam dini, savaşa ancak Müslümanların can ve mal güvenliğini sağlamak, hak ve hürriyetlerini korumak, İslam’a ve İslam ülkelerine yönelik saldırıları önlemek amacıyla başvurulacağını hükme bağlamış ve meşru gördüğü bu savaşı, diğerlerinden (istilâ, işgal vs) ayırmak için ona da cihad adını vermiştir. Bütün bunları göz ardı ederek cihadı, gayrimüslimleri zorla Müslüman yapmanın bir vasıtası olarak takdim etmek ve “Ey insanlar! Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin, Allah’tan âfiyet dileyin. Fakat düşmanla karşılaşınca da sabredin ve bilin ki cennet, kılıçların gölgesi altındadır”[34] buyuran Rahmet Peygamberini dünyaya savaş ilan etmiş gibi göstermek ilmi gerçekler yanında ahlâkî ölçülerle de bağdaşmaz.[35]

MUKADDES SAVAŞ

Batılı araştırmacıların cihadın anlamı ve mahiyetiyle ilgili olarak gerçeği yansıtmayan görüşleri yanında cihadı, “mukaddes savaş” şeklinde tercüme etmeleri de doğru değildir. Cihad kelimesi, her zaman savaş anlamını ifade etmediği gibi pratikte savaşın mukaddes sayılması da hayat anlayışından kaynaklanmaktadır.[36]

Hz. Peygamberimiz, gazalarının birçoğunda kılıç ve kalkan kuşanmış, zırh ve miğfer giymiş, ancak bununla birlikte onun fâtih değil, Peygamber olduğu apâşikardır. Onun, savaşın en şiddetli zamanlarında, düşman kuvvetlerinin sel gibi akın ettiği sıralarda bile, ellerini açarak semaya kaldırdığı ve Allah Teâlâ’ya tazarruda bulunduğu görülmüştür. İki tarafın savaşçıları, ölüm kalım mücadelesini verirken Rasûl-i Ekrem, secdeye kapanarak Allah’tan yardım istemiştir. Huneyn Savaşında on bin kişilik düşman okçusunun kendisini hedef seçmesi esnasında bile en yüksek sesiyle “Peygamber benim, bunda yalan yok” diye seslenmiştir. Muharebelerin en şiddetli anlarında dahi namaz vakti yaklaştığında namaz safları hazırlanır, kumandan imamlık yapar, feza tekbirle inler, müminler huşû ve alçak gönüllülükle vecd ve istiğrak içinde namazlarını edâ ederlerdi. Savaşın en dehşetli anlarında irşad, nasîhat ve hidâyet ve tezkiye vazifelerini ifadan bir an geri kalmazdı.[37]

Bütün bunlar, Hz. Peygamber’in cihadını, bu husustaki emir ve tavsiyelerini, ibadet ve taatlarını ve kısaca her şeyini Allah için planladığını ve yaptığını göstermektedir. Gerek Kur’an’ın gerekse Hz. Peygamber’in, cihadı emretmesini bu çerçevede anlamak gerekir.

Dipnotlar: 1) İsmail b. Hammad el-Cevherî, Es-Sıhâh, Daru’l-Marife, Beyrut, 2008, s. 194; Ebu Mansûr Muhammed b. Ahmed, el-Ezherî, Tehzîbü’l-Luğa, tahkik, Riyad Zeki Kasım, Dâru’l-Marife, Beyrut, 2001, I, 675-676; Rağb el-İsfehânî, Müfredâtü Elfâzi’l-Kur’ân, Dâru’l-Kalem-Dâru’ş-Şâmiye, Beyrut, 2011, s. 208.  2) Ahmed Özel, Diyanet İslam Ansiklopedisi (DİA), Cihad, İstanbul, 1993, VII, 527. 3) İsfehânî, Müfredâtü Elfâzi’l-Kur’ân, s. 208. 4) Hac, 22/78. 5) Tevbe, 9/41. 6) Enfâl, 8/72. 7) Bkz. Buhârî, İman, 18, Cihad, 31, Daavât, 18, Rikâk, 34; Müslim, İman, 80, İmâret, 122; İbn Mâce, Cihad, 38; Ahmed b. Hanbel, III, 456 vb. 8) Muhammed Fuad Abdulbaki, el-Mu’cemü’l-Müfehres li Elfâzi’l-Kur’ani’l-Kerîm, Çağrı Yayınları, İstanbul, ts., s. 182-183. 9) Bkz. Tevbe, 9/41, 44, 81, 86.  10) Özel, Ahmet, Cihad, DİA, VII, 527. 11) Tirmizî, Fezâilü’l-Cihâd, 2; Ahmed b. Hanbel, VI, 20. 12) Ahmed b. Hanbel, III, 456, 460, VI, 387. 13) Ahmed b. Hanbel, III, 124; Ebû Dâvûd, Cihad, 17. 14) Ebû Dâvûd, Melâhim, 17; Tirmizî, Fiten, 13. 15) İbn Mâce, Menâsik, 44. 16) Müslim, İman, 80. 17) Buhârî, Cihâd, 138; Müslim, Birr, 5, 6. 18) Buhârî, Cihad, 1. 19) Özel, Ahmet, Cihad, DİA, VII, 528. 20) Özel, Ahmet, Cihad, DİA, VII, 528. 21) Mevlânâ Şiblî, Asr-ı Saadet, mütercim, Ömer Rıza Doğrul, günümüz Türkçe’sine uygulayan, Osman Zeki Mollamehmedoğlu, Eser Neşriyat, İstanbul, 1997, I, 397. 22) Şiblî, Asr-ı Saadet, I, 398. 23) Bakara, 2/190, 218, 244, Nisâ, 4/74, 95; Mâide, 5/35, s54; Enfâl, 8/74; Tevbe, 9/20, 41, 86, 88; Nahl, 16/110; Ankebût, 69; Hac, 22/78; Hadîd, 57/10 vb. 24) Nisâ, 4/84; Enfâl, 65; Tevbe, 9/73; Furkân, 25/52; Tahrîm, 66/ 9 vb. 25) Âl-i İmrân, 121-126; Enfâl, 8/5-18, 41-48, 66-71; Âl-i İmrân, 151-156, 165-175; Ahzâb, 33/9-27; Tevbe, 9/25-26, 80-96, 117-118; Fetih, 48/1-20 26) Enfâl, 8/61; ayrıca bkz. Nisâ, 4/91 vb.  27) Hac, 22/39. 28) Beydâvî, Envâru’t-Tenzîl, Beyrut, ts. (Mecmûatü’n-Mine’t-Tefâsîr içinde), IV, 310. 29) Bakara, 2/190. Ayrıca bkz. Tevbe, 9/36. 30) Nisâ, 4/90. 31) Mümtehıne, 60/8. 32) Tevbe, 9/29. 33) Müslim, Cihad, 3, 24; Ebû Dâvûd, Cihad, 90; Tirmizî, Diyât, 14, Siyer, 48; İbn Mâce, Cihad, 30, 38; İmam Malik, Muvatta, Cihad, 3, 11; Dârimî, Siyer, 5, Ahmed b. Hanbel, I, 300, IV, 240; Beyhakî, Sünenü’l-Kübrâ, cüz, 9, s. 90; ayrıca bkz. Hazin, Lübâbu’t-Te’vîl, Beyrut, ts. (Mecmûatü’n-Mine’t-Tefâsîr içinde), I, 276-277, 34) Buhârî, Cihad, 112; Müslim, Cihad, 19-20; Ebû Dâvûd, Cihad, 89. 35) Özel, Ahmed, Cihad, DİA, VII, 531. 36) Öezel, Ahmed, Cihad, DİA, VII, 531. 37) Mevlânâ Şiblî, Asr-ı Saadet, I, 398.

Kaynak: Kerim Buladı, Altınoluk Dergisi, Sayı: 385

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.