Kılıç Ali Paşa (Uluç Ali Reis) Kimdir?

Abdullah Sert Hocaefendi, Hace Musa Topbaş Efendi’nin İslam Kahramanları 3 eserinden Kılıç Ali Paşa (Uluç Ali Reis), Murat Reis ve Kara Hasan Ağa’nın hayatlarını ve kahramanlıklarını anlatıyor.

KILIÇ ALİ PAŞA (ULUÇ ALİ REİS) KİMDİR?

Büyük Türk denizcisi, Kaptân-ı  Derya Kılıç Ali Paşa, 1500 yıllarında doğmuş. 21 Haziran 1587 (H.995)’de doksan yaşına yaklaşmış iken İstanbul’da vefat etti.

Deniz Savaşlarında Birçok Kahramanlıklar Gösterdi

Genç yaşta Turgut ve Barbaros Hayreddin Paşaların yanında leventlik yapan Uluç Ali, 1520, 1566 seneleri arasında yapılan deniz muharebelerine katıldı. Gösterdiği kahramanlıklar üzerine 1550’de Sisam adası malikâne olarak kendisine verildi.

1565’de İskenderiye beylerbeyi olarak Mısır donanması ile Malta seferine katıldı. Turgut Reis’in şehit olması üzerine Trablusgarp beylerbeyi oldu.

1568’de Barbaroszade Hasan Paşa’nın yerine tayin edildi.

1569’da Tunus’u ve kalesini İspanyollardan iki defa aldı.

1570’de yolda rastladığı Malta filosunu yendi. Girit yakınlarında donanmaya katılıp Kıbrıs’ın fethinde bulundu.

1571’de haçlı donanması ile yapılan İnebahtı deniz muharebesinde sağ cenaha kumanda etti. Osmanlı donanmasının yenilmesine rağmen düşmanın sol kanadını meydana getiren Malta donanmasını yok edip, kayıp vermeden İstanbul’a döndü.

İnebahtı savaşında hemen hemen yok olan Osmanlı donanması, padişahın emri, Sokullu Mehmet ve Piyâle Paşaların da gayretli yardımları ile bir sene içinde 158 gemi inşa edildi.

1572’de donanma ile İstanbul’dan ayrıldı. Bu sefer de düşman donanması kaçtığından ufak çarpışmalar sonunda İstanbul’a döndü.

1573’de Kılıç Ali ve Piyâle Paşaların kumanda ettiği Donanma-yı Hümâyûn İstanbul’dan ayrılıp Akdeniz seferine çıktı. İtalya kıyıları vuruldu. Birçok esir ve ganimet alındıktan sonra İstanbul’a dönüldü.

Tunus Seferi

1575 Mayıs’ında, Kılıç Ali Paşa donanmanın başında Tunus seferine çıktı. Mora’nın güneyindeki Navarin’e, oradan da Mesina’ya geldi. Sicilya kıyılarını bombardıman ettikten sonra Temmuz’da Tunus’a vardı. Tunus’un en müstahkem kalesi olan Galetta (Halkulvad) otuz günlük şiddetli muhasaradan sonra üçüncü defa fethedilerek Kılıç Ali Paşa tarafından yıktırıldı. Bundan sonra İspanyolların Tunus şehrine gelip tutunmaları imkânsız hâle geldi.

Osmanlı donanması bu sefer sonunda Akdeniz’e tamamen hâkim olmuş, İspanyollar kıyılarını savunma durumunda bırakılmış, Portekizliler de Fas’ı terk etmek zorunda kalmışlardı.

Bu sırada ikinci Selim Hân vefat etti. Yerine üçüncü Murat Hân tahta geçti.

Osmanlı Donanmasının Karşısına Çıkacak Kuvvet Kalmadı

1581’de İspanyollarla, Osmanlı devleti arasında anlaşma imzalanınca, Akdeniz’deki Kılıç Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı donanmasının karşısına çıkacak hiç bir kuvvet kalmadı.

1585’de Suriye ve Lübnan’daki derezi (dürzü) âsîlerinin yola getirilmesi için İskenderiye’ye gitti.

1587 senesinde İstanbul’da vefat etti. Tophane’de Mimar Sinan’a yaptırdığı o muhteşem camiin yanındaki türbesine defnedildi. 16 senelik kaptan-ı deryalık zamanında büyük harp gemilerinin yapılmasına ehemmiyet vermiştir.

1586’da Yeni Saray’da padişah için bir hamam, boğaziçi kıyılarında iki cami yaptırdı. Hanımı Selime hâtun da Fındıklı deresinde bir mescit yaptırdı. Her ikisi de, ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını giderir, ihtiyaç sahiplerine muntazam olarak aylık verirdi.

İşte onlar öyle fedakâr, vatanını milletini seven insanlardı. Hatta şu tarihini, dikkatlice okuduğumuz Kılıç Ali Paşa’nın evinde bir hafta olsun oturup istirahat etmediğini anlarız.

Rabbımız Teâlâ hazretleri, bizlere intibah versin de onların şerefli tarihlerini ibretle okuyalım ve onların şerefli hayatlarından hisse alalım.

Kaynak: Sâdık Dânâ, İslam Kahramanları 3, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

KILIÇ ALİ PAŞA CAMİÎ TARİHİ

Kılıç Ali Paşa Camiî Tarihi

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.