Hristiyan âlemi ile muhârip bir durumdaki Osmanlı Devleti hakkında Batılılar, bugün de olduğu gibi hemen her safhada müşterek bir husûmet hâlinde idi.
Sultan Abdülazîz Han, tahta çıktığında Osmanlı Devleti’nin durumu son derece karışık idi. Mâlî sıkıntı son haddindeydi. Karadağ’da çıkan isyan, Sırplar’la savaş
Ashâb-ı kirâm, Efendimiz’e karşı duyulması îcâb eden hürmet ve edep hissiyâtının en mükemmel numûnelerini sergilemişlerdir.
Eski Türklerde “Evini cennet yapan, dişi kuştur!” tâbiri meşhurdu.
Sultan Abdülazîz Han, cesur, hamleci, fikren ve rûhen sağlam bir pâdişahtı. Nitekim kötü bir vaziyette devraldığı devleti, içine düşmüş bulunduğu bâdirelerden
Mûsâ Topbaş Efendi, çocukluk yıllarında şâhid olduğu son Osmanlı toplumunun ahlâk, nizam ve seciyesini şu şekilde nakleder:
Meşhur Fransız edîbi Pierre Loti, dîni, kültürü ve ırkı başka olduğu hâlde İstanbul’da yaşayan Türkler’in, İslâmî, nezih ahlâk ve âdâblarının hayranı olmuş dâim
Azîz Mahmûd Hüdâyî’nin himmeti, 1. Ahmed Han üzerinde ömür boyu devam etmiştir. İşte şu hâdise onlardan biri olarak tarihe geçmiştir.
Osmanlılar, tevâzû ve mahviyetleri kadar ağırbaşlılık, ciddiyet ve vakarları ile de tebârüz etmişlerdir. Bu güzel hâlin neticesi olarak da kahkahalarla gülmek,
Edirne'nin düşman işgalinden kurtuluşu dolayısıyla verilen ilk kutlama yemeğinin menüsü, 93 yıl sonra gün yüzüne çıktı.