Müʼmin, âdeta kalbinin kapısında bekçilik edip o kapıdan içeriye, gurur, kibir ve enâniyetin kırıntısını bile sokmamaya gayret etmelidir. Derin bir tefekkür ve
Hizmet insanı, keyfiyetli bir hizmet sunabilmek için, kendi gelişimini de ihmâl etmemelidir. Sürekli bir tekâmül (olgunlaşma) gayreti, onun tabiî vasfı olmalıdı
İnsan dünyevî bir diploma aldığında, o diploma, hayatı boyunca geçerliliğini korur. Fakat mânevî hayatta durum böyle değildir.
Ashâb-ı kirâm, hidâyet nîmetinin şükür borcunu ödeyebilmek ve tebliğ mesʼûliyetinin gereğini îfâ edebilmek için, o zamanın zor şartları altında, Dünyaʼnın dört
Sâlihlerle beraberlikten maksat; kalbî bir beraberliktir. Zira fiilî beraberlik, her zaman mümkün olmayabilir. Yahut fiilî beraberlik olsa bile kalbî beraberlik
İmâm Mâlik Hazretleri buyurur: “Mescide girip de kalbinde nifak alâmeti olan kimse, kafesteki serçe kuşlarına benzer. Kafesin kapısı açılır açılmaz uçup kaçar.
Bedenimiz, rûhumuz ve hayatımız, bizlere verilmiş mukaddes bir emanettir. Emanetin sahibi de Allahʼtır. Bize düşen; sahibinin istediği istikâmette onları en güz
Garip ve kimsesizlere acı; fakat zâlimlere daha fazla acı!.. İnsanlığa veda eden kapitaliste, işçisinin ve emri altındakinin hak ve hukukunu çiğneyen gaddar pat
Bu fânî âlemde, ömrü îmansızlık, vücudu ahlâksızlık, serveti vicdansızlık batağında ziyan etmek kadar kötü bir âkıbet olamaz. Akıllı insan, ömür şeridi üzerinde
Hazret-i Mevlânâ buyurur: “Bir kabahatin dolayısıyla seni azarladığı zaman baban bile, senin gözünde bir canavar gibi saldırıcı ve ısırıcı görünür...” “Bu hâ