Kalbin Mertebeleri

Kalbin mertebeleri nelerdir? Kalp ile ilgili ayet ve hadisler...

Ayetler ve hadisler ışığında kalbin beş mertebesi...

1- Ölü (mühürlü) Kalpler

Hayvanlardan daha aşağı olarak vasfedilen ve hiçbir mânevî meziyet taşımayan bu kalpler, dünyada yemek, içmek, eğlenmek gibi gelgeç hevesler peşinde ömür tüketmekle meşguldürler. İnsanda ve kâinatta bulunan ilâhî sır ve incelikleri keşfedebilecek basîret ve firâsetten uzaktırlar. Peygamberlerin ve Allah dostlarının kalpleri ile tam bir zıtlık içinde olan bu kalpleri taşıyan bedenler âdetâ mezardan farksızdır. Cesetler toprakta nasıl yok olup giderse, ölü kalpler de inkâr karanlığı içinde öylece kaybolup gider. Dalâlete (sapıklığa) düşerler. Yalnız kendilerini değil, kendilerine yakın olanları da hazîn bir âkıbete sürüklerler.

Böyle kalbe sâhip kişiler, Allah’ın ihsân ettiği nimetler içinde yaşadıkları halde bu nimetlerin sâhibini inkâr etmek, O’nun emir ve yasaklarını çiğnemek gibi büyük bir nankörlük ve ahlâksızlık içindedirler. Cenâb-ı Hak onlar için:

“Onlar, sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bunun için onlar (hakîkate) geri dönemezler.” (Bakara, 18)

“Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerine de bir çeşit perde gerilmiştir ve onlar için (dünya ve âhirette) büyük bir azap vardır.” (Bakara, 7) buyurmaktadır.

Âyette geçen mühürlü ve kilitli kalbe sâhip olanlar, hakîkat ve hayra karşı kapıları kapanmış, insanî ve mânevî hayatla alâkaları kesilmiş kimselerdir. Kalplerindeki kilitlerin açılması da ancak unuttukları Allah’a kalmıştır. Böyle bir duruma düşmemek için Allah kullarını îkaz eder:

“Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın! Onlar, yoldan çıkan kimselerdir.”(Haşr, 19)

ONLAR İÇİN ACI BİR AZAP VARDIR

2- Hasta Kalpler

Bunlar, sıhhatli ve ölü olan kalpler arasında bir mevkîdedirler. Kur’ân-ı Kerîm’de hasta kalpler husûsunda şöyle buyurulur:

“Onların kalplerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalığını çoğaltmıştır. Söylemekte olduğu yalanlar sebebiyle de onlar için elîm  bir azap vardır.” (Bakara, 10)

Böyle kalp sâhiplerinin hâli, bedenen hasta insanların ızdırap içindeki hâline benzer. Ne dünyevî hayatlarında bir âhenk, ne de iç âlemlerinde huzur vardır. İç âlemlerindeki belirsizlik dış âlemlerini, dış âlemlerindeki düzensizlik de iç âlemlerini menfî tesir altında bırakır. Allah bu kişilerin içine düştüğü durumu şöyle ifâde eder:

“İşte onlar, hidâyet karşılığında dalâleti satın almışlardır. Onların bu ticâreti kazançlı olmamış ve onlar doğru yolu da bulamamışlardır.” (Bakara, 16)

MANEVİ TEDAVİ NASIL YAPILIR?

3- Gâfil Kalpler

Allah’ı zikretmekten uzaklaşan bir insanın, insanlık haysiyetini kaybedeceğinin belirtildiği âyet-i kerîmede gâfil kalpler şöyle târif edilir:

“Allah’ı zikretmek husûsunda kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun! İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler.” (Zümer, 22)

Ayrıca “(şeytanların) dostlarına gelince, şeytanlar onları azgınlığa sürüklerler. Sonra da yakalarını bırakmazlar...” (A’râf, 202)

Şeytanların yakalarını bırakmadığı, hiçbir amel ve ibâdetinin kabul edilmediği insanlardan olmamak için mânevî bir tedâviye ihtiyaç vardır. Bunun yolu ise öncelikle şu beş prensibe dikkat etmekten geçer:

a) Helâl gıdâ ile beslenmek

b) Kur’ân’ı düşünerek okumak ve namazı huşû ile kılmak

c) Allah’ı devamlı zikretmek

d) Gecelerde seher vakitlerini uyanık geçirmek

e) Sâlihler ve sâdıklarla beraber olmak

ALLAH’I SEVMENİN ALAMETİ

4- Zâkir Kalpler

Allah buyurur:

“Allah’ı zikretmek; elbette en büyük (ibâdet)’tir.” (Ankebût, 45)

“İmân edenlerin, zikrullâh ve Hak’tan inen Kur’an sebebiyle kalple­ rinin huşû içinde ürperme zamanı henüz gelmedi mi?” (Hadîd, 16)

Kalbi dâimî bir zikir hâlinde olan kimselerin bedenleri de zikirle nurlanır. Nefslerine rûhâniyet hâkim olur. Kalpleri îmân cevheri ile birleşerek, onların îmânları itmi’nâna kavuşur. Nitekim Allah buyurur:

“Kalpler, ancak Allah’ın zikri ile itmi’nana erer!” (Ra’d, 28)

“Ey îmân edenler! Allah’ı çokça zikredin!..” (Ahzâb, 41)

“Rabbinin ismini zikret! Ve bütün varlığınla O’na yönel!..” (Müzzemmil, 8)

“Öyle (sâlih) kimseler vardır ki, onları, Allah’ın zikrinden ne ticâret alıkoyar, ne de alışveriş!..” (Nûr, 37)

“Onlar, ayakta iken, otururken, yanları üzerine yatarken, Allah’ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında inceden inceye düşünürler ve: “Ey Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın! Seni tesbih ederiz. Bizi ateşin azâbından koru!” derler.” (Âl-i İmrân, 191)

Peygamberimiz buyuruyor:

“Allah’ı sevmenin alâmeti, Allah’ı zikretmeyi sevmektir.” (Suyûtî, Câmiu’s-Sağîr, II, 52)

Nitekim zikirden uzak kimseler, Allah sevgisinden uzak oldukları için ilâhî îkâza mâruz kalmışlardır:

“Allah’ı zikretmek husûsunda kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun!..” (Zümer, 22)

5- Diri Kalpler

Diri kalpler, peygamberler ve büyük Allah dostlarının kalpleridir. Esmâ-i İlâhiyye, bu kalplerde kâmil mânâda tecellî eder. Diri kalpli olanlar, Kur’an ahlâkında kemâle ermiş kişilerdir.

Allah’ın zikriyle dolu olan kalpler, O’nun himâye ve kefâletine (muhâfazasına) girer. O zaman kalp, ilâhî esrâr âlemine doğru merhale kat etmeye başlar. İlâhî âlemin esrârı, eşyanın hakîkati, insanın ve kâinatın sırrı ortaya çıkar. Böylece kul ancak “kalb-i selîm”de meydana gelebilen tecellîlere mazhar olur.

Allah buyurur:

“Sizi huzûrumuza yaklaştıracak olan ne mallarınız, ne de evlâtlarınızdır! Îmân edip sâlih amel işleyenler (böylece kalb-i selîm sâhibi olanlar) müstesnâ... Onlara, yaptıklarının kat kat fazlası mükâfât vardır. Onlar (cennet) odalarında güven içindedirler.” (Sebe’, 37)

Bir başka âyet-i celîlede de şöyle buyurulmaktadır:

“O gün, ne mal fayda verir, ne de evlât! Ancak Allah’a kalb-i selîm (arınmış bir kalp) ile gelenler müstesnâ!” (Şuarâ, 88, 89)

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Nebiler Silsilesi 1, Erkam Yayınları

 

ZİKİR NEDİR? KALBÎ ZİKİR NASIL YAPILIR?

Zikir Nedir? Kalbî Zikir Nasıl Yapılır?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.