Zikir Nedir? Kalbî Zikir Nasıl Yapılır?

Zikir sadece dil ile tekrar mıdır? Kalbi gafletten uyandıran, gönlü arındıran hakikî zikir nasıl yapılır? Tasavvuf büyüklerinin izahlarıyla derinlemesine bir mânevî yolculuk sizi bekliyor.

Tefekkür zikirle birlikte olmalıdır…

ZİKİR VE KALBÎ ZİKİR NEDİR, NASIL YAPILIR?

Yusuf Hemedânî -kuddise sirruh- şöyle buyurur:

“Kalp ve zikir, ağaç ile su gibidir. Kalp ve tefekkür ise ağaç ile meyve gibidir. Ağaca su vermeden yeşermesini beklemek; yaprak ve çiçek açmasını beklemeden de ondan meyve istemek hata olur. İstense bile aslâ meyve vermez. Çünkü o vakit meyve zamanı değil, ağacı besleme ve îmar etme zamanıdır. Ona su vermek, sarmaşık otundan ve yabancı şeylerden arındırmak, sonra da güneşin ısısını beklemek gerekir. Bunlar gerçekleşince ağaç tâze ve neşeli olur, yeşil yapraklarla süslenir. Ağaç bu hâle büründükten sonra onun dalından meyve istemek doğru olur. Artık bu vakit meyve zamanıdır.” (Rutbetü’l-Hayât, s. 71)

Hasan-ı Basrî Hazretleri de şöyle der:

“Akıllı kişiler kendilerini zikirle tefekküre, tefekkürle de zikre alıştırmaya devam ederler. Neticede kalplerini konuştururlar. Bundan sonra artık onların kalbi hep hikmetle konuşmaya başlar.” (İmâm Gazâlî, İhyâ, VI, 46)

Hâsılı zikir ile tefekkür birbirinden ayrılmamalıdır. Zikirde en mühim husus da, onu şuurla ve mânâsını tefekkürle yapmaktır. Büyük velîlerden Muhammed Pârsâ Hazretleri’nin ifâdesine göre, kelime-i tevhîd zikrinde; “Lâ ilâhe” (başka ilâh yoktur) derken bütün mahlûkâtın fânî olduğunu düşünüp hepsini yok saymak ve Allah’tan gayri her şeyi zihinden ve gönülden uzaklaştırıp düşünce ve duyguları temizlemek gerekir. Kalp, Cenâb-ı Hakk’ın dışında hiçbir şeyin kulu olmama şuur ve idrâkiyle dolmalıdır. “İllâllah” (sadece Allah vardır) derken de Allâh’ın kadîm varlığının ebedî olduğunu ve muhabbetle yönelecek yegâne varlık olduğunu düşünmek gerekir. Bu sûretle Cenâb-ı Hakk’ın cemâlî sıfatları o kalpte tecellî eder.

Bahâuddîn Nakşibend -kuddise sirruh- da:

“Zikirden maksat, sadece «Allah» ve «Lâ ilâhe illâllah» demek değildir. Belki sebepten müsebbibe (sebep olan asıl fâile, Allâh’a) gitmek ve nîmetin müsebbibden geldiğini görmektir.” der.

Yani zikrin hakîkati, gaflet meydanından müşâhede ufkuna yükselmektir.

Mevlânâ -kuddise sirruh- şöyle buyurur:

“…Tek olan, eşi benzeri bulunmayan Allâh’ımız; «اُذْكُرُوا اللّٰهَ: Allâh’ı zikredin!» diye bize izin verdi. Bizi ateş içinde gördü de, nûr ihsân etti… Hissetmeden, tefekkür etmeden sadece ağız ve dil ile yapılan zikir, noksan bir hayâldir. Padişahça, yani cân u gönülden, hayranlık duyularak yapılan zikir, sözlerden, kelimelerden arınmıştır.” (Mesnevî, c. 2, beyit: 1709, 1712)

Allâh’ın isim ve sıfatlarını tefekkürle zikreden kişide, zamanla Allah muhabbeti artar. Çünkü Al­lâh’ı zik­ret­mek, “Allah” laf­zı­nı sa­de­ce ke­li­me ola­rak tek­rarlamak de­ğil, O’nun muhabbetini idrak mer­ke­zi olan kalbe yerleştirmektir.

Zikir ve tefekkür sâyesinde insan önce muhabbetullâh’a ulaşır, sonra bu muhabbet sâyesinde mârifetullâh’a, yani Allah Teâlâ’nın isim ve sıfatlarını daha iyi tanımaya başlar. Hattâ o hâle gelir ki, onu gören, derhâl Cenâb-ı Hakkʼı hatırlar. Bunun neticesinde, Cenâb-ı Hak da onu sever ve kendisine dost edinir. Nitekim bir kudsî hadiste Hak Teâlâ:

“Kullarımdan velîlerim ve yarattıklarımdan sevdiklerim şu kimselerdir ki, Ben zikredildiğimde onlar hatıra gelir; onlardan bahsedildiğinde Ben hatıra gelirim!” buyurmaktadır. (Ahmed, III, 430)

Kalbî Zikir Üç Gruptur

Zikir, dille, bedenle ve kalple olmak üzere üç kısımda mütâlaa edilmiştir. Dilin zikri, Allah Teâlâ’yı güzel isim ve sıfatlarıyla yâd etmek, hamdetmek, tesbih edip yüceltmek, kitâbını okumak ve O’na duâ etmektir. Bedenin zikri de her bir uzvu ne ile emrolunmuş ise onunla meşgul etmek ve yasaklardan alıkoymaktır. Kalbin zikrini ise Elmalılı Hamdi Efendi şöyle izah eder:

“Kalbî zikir, Allâh’ı gönülden anmaktır ki başlıca üç gruptur:

  1. Allâh’ın zâtına ve sıfatlarına delâlet eden delilleri düşünmek ve O’nun mülkü hakkında kalbe gelen şüphelere cevap aramaktır.
  2. Rabbimizin üzerimizdeki haklarını ve kulluk vazifelerimizi tefekkür etmektir. Yani Allâh’ın emir ve yasaklarını, bunların delil ve hikmetlerini düşünmektir. (Zira insan, tekliflerin mâhiyetini ve ilâhî emirlere itaatin neticelerini bilince, sâlih amellere daha çok rağbet eder.)
  3. İç âlemdeki ve dışarıdaki mahlûkatı ve bunlardaki yaratılış sırlarını tefekkür ederek her zerrenin ilâhî âleme bir ayna olduğunu idrâk etmektir. Bu aynaya gereği gibi bakanların gözüne o cemâl ve celâl âleminin nurları yansır ve bundan bir şuur ânı içinde alınacak olan zevkin bir parıltısı bile dünyalara değer.

Zikrin bu mertebesinin nihâyeti yoktur. Bu noktada insan kendinden ve âlemden geçer. Bütün şuuru Hak’ta kaybolur. Hattâ zikir ve zâkirden (zikredenden) hiçbir nâm ve nişan kalmaz. Sadece mezkûr (zikredilen Hak) hissedilir. Gerçi bu makâmın lâfını edenler çoktur, fakat buna erenlerin lâf ile alâkası yoktur.” (Hak Dîni Kur’an Dili, [el-Bakara, 152])

Velhâsıl bütün varlıklar, insan idrak ve şuuruna kudret eliyle tutulmuş bir ilâhî tecellîler aynasıdır. Bu aynadaki sır ve hikmetleri sezebilmek ise gönül aynasının berraklığına bağlıdır.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Tefekkür, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

ZİKİR KALBİ NASIL ARINDIRIR?

Zikir Kalbi Nasıl Arındırır?

ZİKRULLAH VE SALAVAT İLE İLGİLİ ÖRNEKLER

Zikrullah ve Salavat İle İlgili Örnekler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.