İslam’da Mübarek Gün ve Geceler

Dinimizde önemli bir yere sahip olan mübarek gün ve geceler nelerdir?

Hadis-i şerifler ışığında mübarek gün ve geceler:

MÜBAREK GÜN VE GECELER

1. Aşûre Günü:

Kamerî ayların ilki olan Muharrem’in onu, aşûre günüdür. Âşûr kelimesi İbranice aşûr’dan gelme olup, aşûre günü önceki semâvî dinlerde bilinen ve kutsal sayılarak oruç tutulan bir gündür. Yahudilerde kefâret günü için kullanılır.[1]

Hz. Peygamber Medine’ye gelince Yahudilerin aşûre günü oruç tuttuklarını gördü ve bunun ne orucu olduğunu sordu. Cevap olarak şöyle dediler: “Bugün hayırlı bir gündür. Allah İsrailoğulları’nı Firavun’un zulmünden bugün kurtarmış, bu yüzden Hz. Musa bugünde şükür için oruç tutmuştur. Biz de tutarız.” Bunun üzerine Hz. Peygamber: “Biz Musa’nın sünnetine sizden daha yakınız, dedi, o gün oruç tuttu ve ashabına da oruç tutmalarını bildirdi.” [2] Hz. Aişe (r. anhâ) aşûre orucu uygulamasını şöyle anlatır: “Cahiliye döneminde Kureyş, aşûre gününde oruç tutardı. Hicretten önce Allah’ın Rasûlü de oruç tutardı. Medine’ye hicret ettikten  sonra da bu oruca devam etti. Ertesi yıl Ramazan orucu farz kılınınca, aşûre günü orucunu bıraktı, isteyen bu orucu tuttu, dileyen de bıraktı.” [3]

Aşûre orucunun hükmü, İslâm’ın başlangıcında Hanefîlere göre vâcip, Şâfiîler’e göre müekked sünnet iken, Ramazan orucu farz kılındıktan sonra, bu oruç müstehap sayılmıştır. Diğer yandan Yahudilere benzememek için Muharrem’in ,9 10 ve .11 günleri oruç tutmak güzel görülmüştür.

Muharrem’in onuncu günüyle ilgili çeşitli tarihi olaylar nakledilmiştir. Hz. Âdem’in tevbesinin bugünde kabul edildiği, Hz. Nuh’un gemisinin bugünde karaya oturduğu, Hz. Yakub’un oğlu Yusuf’a bugünde kavuştuğu bu rivâyetler arasındadır. Aşûre adlı tatlının menşei de bu rivayetlere dayanır. Şöyle ki; Hz. Nuh’un gemisinde bulunanlar, karaya ayak basmanın sevinciyle, o günü kutlamak için geminin ambarında arta kalan erzakı karıştırıp bir yemek pişirmişler. İşte aşûre pişirme ve eşe dosta ikram etme âdeti buradan kalmıştır.

Şîa-İmâmiyye ekolünde olanlar Muharrem ayının onuncu gününü, Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehid edildiği güne rastladığı için “matem günü” sayarlar ve Muharrem’in biri ile onu arasında gülmez, et yemez, yeni bir elbise giymez ve yeni bir işe başlamazlar. Onlara göre on Muharrem dövünme ve yas günüdür.

İslâm’ın çıkışından önce, ölen bir kimsenin ardından yas tutma aşırı bir haldeydi. Yüksek sesle ağlayıp çığlık atmak, üst baş yolmak, profesyonel ağlayıcılar tutmak, ölenin karısının bir yıl süreyle evden dışarı çıkmaması, koku sürünmemesi ve yıkanmaması bunlar arasındaydı. İnsan yaratılışında olan yas tutmayı, İslâm dini makul hale getirdi ve aşırılıkları yasakladı. Bu konuda getirilen ölçü, hadislerde şöyle ifade edilir: “Yüzüne vurarak, üstünü başını yolarak ağlayan ve cahiliye adetini sürdüren bizden değildir.” [4] Hz. Peygamber oğlu İbrahim ve torunu öldüğünde ağlayıp gözlerinden yaşlar akınca, bu durumu soran sahabilere; “Bu, Allah’ın kullarının kalbine yerleştirdiği bir acıma duygusudur. Allah, kulları arasında şefkatli olanlara merhamet eder.” [5] “Göz yaşarır, kalp üzülür, fakat biz Rabb’imizin razı olmayacağı bir şey söylemeyiz.” [6] buyurmuştur. İslâm’a göre yasın süresi üç gündür. Ancak kocası ölen kadın 4 ay 10 gün, yas tutar, bu süreyi kocasının evinde geçirir.

2. Regâib Gecesi:

Üç aylardan ilki olan Recep ayının ilk cuma gecesi “Regâib gecesi”dir. Bu gecede Allah Rasûlü’nün çeşitli tecellilere mazhar olup, şükür için on iki rekât namaz kıldığı nakledilir. Hz. Muhammed’in bu gecede ana rahmine düştüğüne dair rivâyet, onun doğum tarihi ile tam uyumlu görülmemektedir. Ancak Allah Rasûlü’nün annesi Hz. Âmine’nin, bu gece hamileliğine muttali olması da muhtemeldir.

3. Mirac Gecesi:

Recep ayının 27. gecesi Mirac gecesidir. Bu gecede Hz. Muhammed (s.a.s) bir mucize olarak Mekke’den alınmış Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya, oradan da göklere yolculuk yaptırılmıştır. Bir çok tecellîlere mazhar olmuştur. Mirac olayı hicretten birbuçuk yıl kadar önce vuku bulmuş ve beş vakit namaz da bu gecede farz kılınmıştır.

Kur’an-ı Kerim’de Mirac olayının dünya üzerindeki ilk bölümü şöyle anlatılır: “Kuluna, bir gece, âyetlerimizden bir bölümünü gösterelim diye, Mescid-i Haram’dan, çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksa’ya yolculuk yaptıran (Allah), eksik sıfatlardan münezzehtir. Gerçekten O, her şeyi duyandır, görendir.” [7]

Beyt-i Makdis adını alan Mescid-i Aksa’nın ötesinde, o dönemde başka bir mescid yoktu. Nitekim İsrâ hadisinde de bu mescid adı kullanılır. “Burak’a bindim Beytü’l-Makdis’e vardım.” [8] “Allah Arîş ile Fırat arasına bereket vermiş ve özellikle Filistin’i kutsal kılmıştır.” [9] Mescid-i Aksâ’yı bina eden Dâvud (a.s) dır. Bu yöre ve çevresi peygamberlerin vahiy aldıkları, ibadet ettikleri, akarsulu ve meyve ağaçlı yerler olduğu için feyizli ve bereketli yerler sayılmıştır. Câbir İbn Abdillah’tan, “Nebî (s.a.s)’i şöyle derken işittim: Kureyş beni Mirac konusunda yalanlayınca, Hicr’de kalktım. Allah bana Beyt-i Makdis’i gösterdi. Onlara, ona bakarak Allah’ın âyetlerini haber vermeye başladım.” [10]

Mirac gecesinde Hz. Peygamber yedi kat semâlara yükselmiş ve yüce Allah ile doğrudan mükâlemede bulunmuş, beş vakit namazın farz oluşu bu gecede bildirilmiş ve Bakara Sûresi’nin son ik âyeti bu gecede indirilmiştir.

4. Berat Gecesi:

Şaban ayının 15. gecesi olup, berat; Arapça berâe-berâet kelimesinin Türkleşmiş şeklidir. Bu gecede; mahlûkatın bir yıl içindeki rızıklarına, zengin veya fakir, aziz veya zelil olacaklarına, ecellerine ve hacıların sayılarına ait bilgilerin Cenâb-ı Hak tarafından uygulanmak üzere görevli meleklere intikal ettirileceği belirtilmektedir.[11]

Duhan sûresi 3. âyette Kur’an’ın mübârek bir gecede indirildiği bildirilir. Çoğunluk, bu gecenin Kadir gecesi olduğunu söylemişse de, İkrime ve bir grup bilgin bunun “Berâet gecesi” olduğunu söylemiştir. Bu görüşte olanlara göre; Kur’an Berâet gecesinde Levh-i Mahfûz’dan topluca dünya semasına indirilmiş ve Ramazan’daki Kadir gecesinde de parça parça indirilmeye başlanarak, bu iniş 23 yılda tamamlanmıştır. Nitekim İbn Abbas bununla ilgili soruya şu cevabı vermiştir: “Kur’an toptan Levh-i Mahfûz’dan Beyt-i Ma’mûr’a indi ki, o dünya semasıdır. Sonra onun arkasından olayların çeşitlerine göre, durumdan duruma nâzil olmuştur.” [12]

Hz. Ali, Nebî  (s.a.s)’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Şaban’ın yarı gecesi olunca, onun gecesini ibadetle ve gündüzünü oruçla geçiriniz. Şüphesiz o gecede, güneş batınca, Allah Teâlâ  (rahmetiyle) dünya göğüne iner ve şöyle der: Yok mu, bağışlanma isteyen, bağışlayayım! Rızık isteyen yok mu rızık vereyim! Bir belaya uğrayana, kurtuluş vereyim! Bu böylece şafak sökünceye kadar sürer.” [13]

Aişe (r. anhâ)’den rivayet edildiğine göre; Hz. Peygamber, Şaban ayının 15 nci gecesi, evden çıkarak Bakî mezarlığına gitmiş, Hz. Âişe’nin kendisini izlediğini görünce, “Allah, Şaban ayının yarı gecesinde dünya göğüne iner. Kelb kabilesi koyunlarının tüyleri sayısından daha çok kişileri bağışlar.” [14] buyurmuştur. Sessizce çıkışının nedenini de şöyle açıklamıştır: Cebrail (a.s), bu gecenin önemini bildirmek üzere geldiğinde, Hz. Âişe’nin giysilerini çıkararak yatağa girdiğini, bu yüzden meleğin onun yanına girmek istemediğini, uyandırırsa heyecana kapılacağından korktuğunu bildirmiştir. Cebrail (a.s) mezarlıkta şöyle dua edebileceğini söylemiştir: “Ey mü’min ve müslimler diyarının insanları! Size selâm olsun! Allah, bizden önce gidenlere de, sonrakilere de merhamet etsin! İnşâallah yakında biz de sizlere kavuşacağız” [15]

Berâet gecesinde şu beş hasletin bulunduğu söylenmiştir: 1) Her hikmetli iş bu gecede ayrılır. 2) O gecede yapılacak ibadetin fazileti büyüktür. Bu gecede; kaza, teheccüd ve tatavvu’ namazı ile yoksullara yardım tavsiye edilir. 3) Allah’ın rahmeti iner. 4) Bağışlanma gecesidir. Hadis: “Cenab-ı Hak bu gecede bütün müslümanları bağışlar. Yalnız kâhin, büyücü, çok kin güden, içkiye düşkün olan veya ana- babasıyla ilişkisini kesen yahut zina düşkünü olan kimseler bunun dışındadır.” [16] 5) Bu gecede Hz. Muhammed’e şefâat makamının bütünü verilmiştir. Hadis: “Hz. Muhammed Şaban’ın 13. gecesinde dua etmiş, şefâatın üçte biri, 14. gecesinde üçte biri ve 15. gece yaptığı dua ile de şefâat makamının bütünü verilmiştir. Ancak Allah’tan devenin kaçması gibi kaçanlar bu şefâatın dışındadır.” [17]

5. Kadir Gecesi:

Kur’an-ı Kerîm’de Kadir gecesinin özellikleri şöyle anlatılır: “Biz o (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesi nedir, sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Ruh, o gece Rab’lerinin izniyle her bir iş için inerler. O gece, tan yeri ağarıncaya kadar bir esenliktir.” [18]

Bu sûrenin iniş sebebi ile ilgili olarak farklı rivâyetler gelmiştir. Şöyle ki: Mücâhid’ten rivâyete göre, Hz. Peygamber, İsrailoğulları’ndan bir askerin bin ay süreyle Allah yolunda silâh kuşandığını söyleyince, sahâbiler kendi amellerini küçümsemiş, bunun üzerine bu sûre inmiştir.[19] İmam Mâlik’e göre, Hz. Peygamber kendi ümmeti döneminin kısa ömürlü olduğunu düşünerek, amel eksikliğinden endişe edince bu sûre inmiştir.[20]

Hz. Peygamber, Kadir gecesinin Ramazan’ın son on gününün tek günlerinde aranmasını bildirmiştir.[21] Übey İbn Kâ’b (r.a), Allah Elçisi’nin bildirdiği belirtilerden hareketle, bu gecenin Ramazan’ın 27. gecesi olduğunu nakletmiştir. Bu konuda Muâviye’den de bir rivayet vardır.[22] Ebû Talha, Nuaym İbn Beşîr’in Humus minberinden şöyle dediğini nakletmiştir: “Biz, Rasûlullah (s.a.s) ile birlikte Ramazan ayının 23. gecesinin ilk üçte birine, 25. gecesinin yarısına ve 27. gecesinde ise neredeyse imsak vakti yaklaşıncaya kadar ibadetle meşgul olduk.” [23] Hanefîler bu görüşü esas almıştır. İmam Şâfiî ise, Ramazan’ın 21. gecesi ile ilgili rivâyeti daha sağlam görmüştür.[24] Bununla birlikte onun gizli tutulması başka gecelerin de ihyasını teşvik içindir.

Kadir gecesinin fazileti hakkında Allah’ın Elçisi şöyle buyurmuştur: “Kim, Kadir gecesini sevabına inanarak ve ecrini Allah’tan bekleyerek ihya ederse geçmiş günahları bağışlanır.” Bu hadisi, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Ebû Hüreyre’den; Nesaî, Hz. Âişe’den rivâyet etmiştir.[25]

Kadir gecesi için, Ramazanın tek, çift veya son on günü, ya da tamamında arama gibi rivâyetler, Hz. Peygamber’in bu konuda gelen sorulara verdiği farklı cevaplardan kaynaklanmaktadır. İbn Melek’in de dediği gibi, bir yıl tek, bir yıl çift gecelerde intikal etmesi de muhtemeldir.

Ancak şu bir gerçek ki; Kur’an’ın, Bakara 2 / 185. âyeti uyarınca Ramazan ayında indirildiği, Kadir gecesinin de Kur’an’ın indirildiği gece olduğu bildirildiğine göre o gecenin ancak o mübarek ayın herhangi bir gecesine rastlayacağında şüphe yoktur. Doğrusunu Yüce Allah bilir.[26]

Buna göre, Ramazan ayının gündüzünü oruçla, gecelerini de yatsı ve sabah namazı ile teravih namazlarını kılarak geçiren kimsenin, Kadir gecesinin hangi gece olduğunu bilmese bile, bu geceye isabet ederek feyiz ve bereketinden istifade edeceğinde şüphe yoktur.

Sonuç olarak, belirtilen bu mübarek gecelerle ilgili  özel bir nâfile namaz yoktur. Fakat bu geceleri vesile ederek kaza veya nâfile namaz kılmak, Kur’an-ı Kerîm okumak, dua, zikir ve ilimle uğraşmak kişiye büyük ecir kazandırır. Nitekim Kadir gecesinde nasıl dua edeceğini soran Hz. Aişe’ye, Rasûlullah (s.a.s) şöyle demesini tavsiye etmiştir:

“Allahümme, inneke afuvvün, tuhıbbu’l- afve, fa’fü annî.” (Ey Allah’ım! Şüphesiz sen çok affedicisin, affetmeyi seversin, beni affet) [27] Bu duaya mübarek gecelerde çokca devam etmelidir.

Dipnotlar:

[1] bk. Buhârî, Savm, 1; Tevrat, Levililer, 16, 29. [2] Buhârî, Savm, 69; Tecrîd-i Sarîh Terc., VI, 308, 309. [3] Buhârî, Savm, 69; Tecrîd-i Sarîh Terc., VI, 307, 308. [4] Buhârî, Cenâiz, 36. [5] Buhârî, Cenâiz, 33. [6] Buhârî, Cenâiz, 44. [7] İsrâ, 17/1. [8] Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 6; Müslim, İmân, 259, 264; Nesâî, Salât, 10. [9] Müslim, İmân, 282; Münâvî, Teysîr, I,248. [10] Buhârî, Tefsîr, 17/3. [11] bk. Ebussuûd, Tefsir, VIII, 58. [12] Fahru’r-Râzî, Tefsîr, XXVII, 240; Âlûsî, Tefsir, XIII, I/ 111; Kurtubî, Câmi’, XVI, 126; Elmalılı, Duhân, 44/ 3. [13] İbn Mâce, İkâme, 191. Hadisin isnadı zayıf sayılmıştır. [14] Nesâî, İkâme, 191; Tirmizî, Savm, 39. Tirmizî, bu hadisi zayıf saymıştır. [15] Müslim, Cenâiz, 103; Nesâî, Emr bi’l- İstiğfâr, 103. [16] A. İbn Hanbel, II, 176; Tergîb ve Terhîb, II, 118. [17] Alûsî, Tefsir, XIII, 112; Şefâat için bk. H. Döndüren, Açıklamalı Meal, Zümer, 39/ 44 dip not. [18] Kadr, 97/ 1-5. [19]. Beyhakî, Sünen, IV, 306. [20] Mâlik, Muvatta’, İtikâf, 15. [21] Tirmizî, Savm, 72. [22] Ebû Dâvud, Şehru Ramazan, 2, 3, 6, H. No: 1378, 1386; Tirmizî, Savm, 72, H. No: 792. [23] Nesâî, Kıyâmu Şehri Ramazan, 5, H. No: 1603. [24] Mâlik, Muvatta’, İtikâf,6, H. No: 9; Buhârî, İtikâf, 1, Müslim, Sıyâm, 213; Ebû Dâvud, Şehru Ramazan, 2, 3, H. No: 1378, 1382; Tirmizî, Savm, 72, H. No: 792. [25] Buhârî, İmân, 25, Savm, 6, Leyletü’l- Kadr, 1; Müslim, Müsâfirîn, 175, 176; Ebû Dâvud, Ramazan, 1;  Tirmizî, Savm, 1; Nesaî, Kıyâmü’l- Leyl, 3, Sıyâm, 39. [26] bk. Kurtubî, İbn Kesîr, Elmalılı, Çantay, Kadir sûresi, 97/ 1-5. [27] Tirmîzî, Deavât, 84; İbn Mâce, Dua, 5; A. İbn Hanbel, Müsned, I, 419, 438, VI, 171, 182, 183, 208, 258.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları

MÜBAREK GÜN VE GECELERDE YAPILACAK İBADETLER

Mübarek Gün ve Gecelerde Yapılacak İbadetler

MÜBAREK GECELER NASIL İHYA EDİLİR?

Mübarek Geceler Nasıl İhya Edilir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.