İslam’da Kadının Mirastaki Payı

İslâm’ın ıslah edip düzelttiği müesseselerden birisi de “miras” hukukudur. Çin, Japon ve Roma hukukları ile câhiliye dönemi Arapları, kadını mirastan tamamen mahrum bırakmışlardı. Kızın, babasının malında hiçbir hakkı yoktu. Miras doğrudan doğruya erkek evlada kalırdı. Yahûdilikte de kadın kocasına ve erkek kardeşi varsa babasına mirasçı olamazdı.

İslâm’da kadına miras hakkı tanınmış ve anne, nine, eş, kız çocuğu, kızkardeş olma durumuna göre alacakları pay ayrı ayrı tesbit edilmiştir.[1]

İSLAM’DA KADININ MİRAS HAKKI

İstisnaları olmakla birlikte kadının mi­rastaki payı, aynı mevkîdeki erkeğin hisse­sinin yarısı kadardır. İlk bakışta kadının aleyhine gibi görünen bu hükmün, İslâm hukukunun erkeğe yüklediği malî yükümlülük ve kocanın âile içindeki mesuliyetiyle birlikte değer­lendirildiğinde ne kadar yerinde olduğu derhal anlaşılır. Âilenin geçiminin tamamıyla kocaya ait olduğu, evlen­me sırasında kocanın mehir adıyla kadı­na bir ödemede bulunduğu, ceza huku­kunda ortaya çıkan “âkile” gibi sosyal yar­dımlaşma uygulamalarına sadece erkek­lerin katıldığı göz önüne alındığında iki cinse düşen net payın bir anlamda eşitlendiği görülür.[2] Zira erkek devamlı sûrette harcarken, kadının malı devamlı artar.

Diyelim ki anne baba ölüyor ve geride bir kızla bir erkek evlat bırakıyor. Kız, erkek kardeşinin aldığının yarısına sahip olacaktır. Fakat o kendine düşen pay üzerinde istediği tasarrufta bulunabilir. O, hiçbir şeyle mükellef değildir. Buna karşılık erkek kardeşi, ihtiyacı olduğunda ona nafaka ödemeye mecburdur. Aynı zamanda erkek, muhtaç durumdaki diğer âile fertlerine de yardım etmekle vazîfelidir. Öyleyse, onun kızkardeşinin iki katı hisse alması hiç de haksızlık değildir.[3]

İslâm hukûkunda evlilik, her zaman karı ve kocanın mallarının ayrı olması esasına göre yapılır. Eğer koca iflâs ederse, kadın buna katılmakla yükümlü değildir, onun malına kimse dokunamaz. Kadın çalışır, miras veya hediyeler alırsa, eline geçen bu imkânları istediği gibi değerlendirir. Bir bakıma kadın, erkekten daha bağımsızdır.

KADININ MİRASI NEDEN ERKEĞİN YARISI KADARDIR?

İslâm’a göre, kızın çalışıp kazanma mecbûriyeti yoktur. Bu, ona gösterilen bir şefkat ve merhametin neticesidir. Kız, baba evinde bulunduğu müddetçe ihtiyaçları babası ve onun yerindeki yakın erkek akrabaları tarafından karşılanır. Evlendikten sonra da geçimi, nafakası ve ihtiyaçları kocasının üzerine geçer. Kadın, kendi malını, evin ihtiyaçları için harcamaya zorlanamaz. Kadının yeme, içme, giyim kuşam ve benzeri bütün ihtiyaçlarını görmek kocasının vazifesidir. Hatta erkek, evine bakmaktan vazgeçer yahut cimri davranarak servetine göre bir harcamada bulunmazsa, kadının kocasını şikâyet etme hakkı vardır.

Ancak şunu da unutmayalım ki, erkeğe iki, kadına bir ölçüsü, sadece emek sarf etmeden ele geçen miras husûsunda geçerlidir. Emek sarf edilip kazanılan mala gelince; kadın ve erkek ticaret, tarım, sanayi ve benzeri hangi iş kolunda çalışırsa çalışsın, eşit ücret alırlar. Aynı şirkete ortak olan kadın-erkek, hisselerine göre eşit miktarda kâr payını hak ederler. Günümüzün kapitalist toplumu ise kadının zayıflığından istifade ederek maalesef onu ucuz iş gücü olarak görmektedir.

Mevzûya erkeğin ve kadının içtimâî yapısı, âiledeki mesuliyeti, mükellefiyetleri ve psikolojik faktörleri açısından bakıldığında Kur’ân’ın bu emrindeki hikmetler daha iyi anlaşılır.

Bir defasında Ümmü Seleme vâlidemiz:

“–Erkekler Allah yolunda gazâya çıkıp büyük ecirler alıyorlar, kadınlar ise savaşa çıkamıyor. Ayrıca bize erkeğin yarısı kadar miras veriliyor” demişti. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak şu âyet-i kerimeyi inzâl buyurdu:

“Allah’ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri (haset ederek) arzu edip durmayın! Erkeklere çalışmalarından bir nasip vardır. Kadınlara da çalışmalarından bir nasip vardır. Allah’tan O’nun lütfunu isteyin! Şüphesiz Allah her şeyi bilmektedir. ” (Nisâ, 32) (Tirmizî, Tefsîr, 4/3022; Ahmed, VI, 322)

[1] Nisâ, 11-12.

[2] Prof. Dr. M. Akif Aydın, “Kadın” mad., DİA, XXIV, 90.

[3] Prof. Dr. Eva de Vitray-Meyerovitch, İslâm’ın Güleryüzü, s. 110-111.

Kaynak: Dr. Murat Kaya, Ebedi Yol Haritası İslam, Erkam Yayınları

 

İSLAM'A GÖRE MİRASTA KADIN VE ERKEK HAKKI

İslam'a Göre Mirasta Kadın ve Erkek Hakkı

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.