İslam’da Evliliği Sona Erdiren Durumlar

İslâm’a göre evliliği sona erdiren durumlar nelerdir? Evliliği sona erdiren nedenler.

Evli eşlerden birisinin ölümü, doğal olarak evliliği sona erdirir. Bunun dışında evliliğin bir eksiklik yüzünden feshedilmesi veya mahkeme tarafından tefrik kararı verilmesi, boşanma, ilâ, zıhâr, muhâlea ve hâkim kararıyla boşanma gibi evliliği sona erdiren durumlar vardır. Aşağıda bunları kısaca açıklayacağız.

EVLİLİĞİ SONA ERDİREN SEBEPLER

1. Evliliğin Feshi

Evlilik birliğinin, nikâh akdi sırasında var olan veya sonradan meydana gelen bir eksiklik yüzünden bozulmasıdır. Meselâ, şâhitsiz evlenme akit sırasındaki bir eksiklik iken, eşlerden birinin dinden çıkması (irtidad) akitten sonra ortaya çıkan ve dinen birlikte yaşamayı imkânsız kılan bir durumdur. Fesih evlilik birliğine derhal son verir ve fesih boşama tasarrufu sayılmadığı için kocanın kullanacağı talak sayısı azalmış olmaz. Cinsel birleşmeden önce meydana gelen fesihlerde kadına mehir vermek gerekmez.

2. Ric’î Boşama

İslâm hukukunda “talâk” sözcüğü hem tek yanlı irade beyanıyla yapılan boşamayı, hem karşılıklı rıza ile olan ayrılmayı ve hem de mahkeme kararıyla meydana gelen boşamayı kapsar. Bununla birlikte talâk sözcüğü ile daha çok tek yanlı iradeyle yapılan boşamalar kastedilir ve ric’î, bâin, sünnî ve bid’i talâk çeşitlerine ayrılır. Kadının mâlî bir ödeme yapması veya malî bir hakkından vazgeçmesi yoluyla tarafların anlaşarak evlilik birliğine son vermelerine “hul’ veya muhâlea”, mahkeme kararıyla meydana gelen boşanmaya da “tefrîk” denir.

Kocaya yeni bir nikâha ihtiyaç olmadan boşadığı karısına tek yanlı iradeyle dönme imkânı veren boşama türüne ric’î (dönülebilir) boşama denir. Böyle bir boşama, zifafla fiilen başlamış olan bir evliliğin, açık sözcüklerle, şiddet ve mübalağa ifade etmeyen bir tarzda yapılmış olmasıyla gerçekleşir. Ayrıca bu boşamanın üçüncü boşama olmaması ve bir bedel karşılığında yapılmaması da gerekir. Bu durumda koca yeni bir nikâh akdine ve yeni bir mehre gerek olmaksızın, iddet içinde eşine dönebilir.

Kur’an’da şöyle buyurulur: “Boşanmış kadınlar kendi başlarına üç hayız ve temizlenme süresince beklerler… Eğer kocaları barışmak isterse, o süre içinde, onları geri almaya başkalarından daha fazla hak sahibidirler.” [1]

Dönüşün iki şahitle tespit edilmesi,[2] İmam Şâfiî ve Ahmed İbn Hanbel’in bir görüşüne, İbn Hazm’a ve bazı Şiî fakihlere göre şarttır. Diğer mezheplere göre ise, müstehaptır.

Daha önce teslim alınmayan mehrin vadesi, iddet sonuna kadar devam eder. Kadın iddet nafakasına hak kazanır. İddet içinde eşlerden biri ölürse, diğeri ona mirasçı olur.

İddet içinde barışma olmamışsa, boşama bâine (kesin) dönüşür ve erkeğin bu kadın üzerinde bir boşama hakkı eksilmiş olur.

3. Bâin Boşama

Kocaya boşadığı eşine ancak yeni bir nikâhla dönme imkânı veren boşama türüdür. Boşama üçüncü kez olmuşsa, buna büyük ayrılık (beynûnet-i kübrâ) denilir ki, artık kadın başka birsiyle geçerli bir evlilik yapıp, bu ikinci evlilik ve buna bağlı iddet süresi sona ermedikçe, yeni bir nikâhla da dönme imkânı bulunmaz. Açık sözcüklerle ve normal olarak yapılan boşanmalar ric’î nitelikli iken, bunların dışında kalan ve hakkında nass (âyet-hadis) bulunan talaklar, kesin boşama çeşidine girer.

Bâin (kesin) talak çeşidine giren boşamalar şunlardır: Nikâhtan sonra, cinsel birleşme olmadan önce meydana gelen boşamalar,[3] tarafların bir bedel üzerinde anlaşarak boşanmaları (muhâlea)[4] veya kocanın üçüncü boşama hakkını kullanarak yaptığı boşamalar[5] bâin talaktır. Bunların dışında Hanefîlere göre, kocanın kinâyeli sözlüklerle veya şiddet ve aşırılık ifade eden kelimelerle yaptığı boşamalar da bâin talak niteliğindedir. Şâfiî ve Hanbelîler’e göre ise bu tür boşamalar ric’î talak sayılır.

Bâin boşamada evlilik derhal sona erer ve kadın üç hayız süresince iddet bekler. Teslim alınmayan mehir peşine dönüşür. İddet içinde eşlerden birisi ölürse diğeri ona mirasçı olamaz. Ancak ölüme götüren bir hastalığa yakalanan kimse eşini boşar ve eşi iddet beklerken ölürse, boşama hakkını kötüye kullandığı kabul edilerek kadın mirasçı olur. Ahmed İbn Hanbel’e göre, ölüm hastası koca iddetten sonra da ölse, kadın evlenmediği sürece ona mirasçı olur. İmam Mâlik’e göre ise, bu durumdaki kadın evlenmiş olsa bile ilk kocasına mirasçı olur.

Boşama, Kur’an ve sünnette belirlenen usûle göre yapılıp yapılmamasına göre sünnî ve bid’î talâk olarak ikiye ayrılır.

4. Sünnî Talâk

Kur’an ve sünnetin getirdiği ölçü ve sınırlamalara uyularak yapılan boşama şeklidir. Bunun her şeyden önce kadının temizlik günlerinde ve cinsel birleşme olmaksızın ric’î boşama tarzında yapılması gerekir. Hanefîlere göre her temizlik süresi içinde, cinsel birleşme olmaksızın bir boşama gerçekleştirip, sonuçta üçüncü boşamanın meydana gelmesi de sünnî talâk sayılır.[6]

5. Bid’î Talâk

Sünnete aykırı biçimde yapılan boşama demektir. Kişinin eşini âdetli olduğu günlerde boşaması veya temizlik günlerinde cinsel birleşmeden sonra yahut aynı temizlik süresi içinde birden fazla boşaması durumunda sünnete aykırı, yani bid’î bir boşama meydana gelir. Ancak bu çeşit boşamalar sünnete aykırı görülmekle birlikte çoğunluk fakihlere göre geçerli sayılmıştır. Şiî-İmâmiyye fakihlerine ve Zâhirîler’den İbn Hazm’a göre bid’î talâk geçerli değildir. İbn Teymiyye ve İbn Kayyim el-Cevziyye’ye göre aynı temizlik süresi içinde birden fazla boşama bid’î talâk, bir boşama olarak sonuç doğurur.

6. Şartlı Boşama

Kocanın boşama iradesini bir şarta veya vadeye bağlaması da mümkündür. Boşama bir şarta bağlanmışsa, bu şart ne zaman gerçekleşirse boşama hükümleri de o zaman geçerli olur. Bu şart gerçekleşinceye kadar evlilik bütün sonuçlarıyla birlikte devam eder. Böyle bir şartın, boşamayı güçlendirmek için yemin yerine kullanıldığı da olur. Fakihlerin çoğunluğuna göre bu durumda da şart yerine gelince boşama gerçekleşir. Ancak İkrime, Kadî Şurayh, İbn Teymiyye ve İbn Kayyim gibi bazı fakihlere göre ise bu geçerli bir şartlı boşama olmayıp, şart gerçekleşince sadece yemin kefâreti gerekir, boşama ile ilgili bir sonuç meydana gelmez.

Boşanmanın bir vadeye bağlanması durumunda, belirlenen tarih gelince boşama gerçekleşir.

7. Bir Bedel Karşılığında Boşanma (Hul’-muhâlea)

İlke olarak kocanın boşanma yetkisi bulunduğu için, kadın evlilik sırasında veya daha sonra boşanma yetkisi almamışsa, boşanmayı ancak mahkemeden boşanma kararı elde ederek veya kocasıyla bir bedel karşılığında anlaşarak sağlayabilir. Kur’an’da şöyle buyurulur: “..Eğer karı-kocanın Allah’ın sınırlarını koruyamayacaklarından korkarsanız, o zaman kadının kurtulmalık (fidye) vermesinde, ikisine de bir günah yoktur.” [7] Hz. Peygamber, Sâbit İbn Kays’la geçinemeyen eşinin başvurusu üzerine, mehir olarak aldığı hurma bahçesini kocasına geri vermesi sözünü alarak, Sâbit’e şöyle demiştir: “Bahçeyi kabul et ve onu bir defa da boşa.” [8]

Buna göre kadın mehir, birikmiş nafaka, iddet nafakası gibi bazı alacaklarından vazgeçerek, sulh yoluyla evliliğe son verdirebilir. Koca böyle bir anlaşmaya girince artık rucû hakkı bulunmaz. Ancak geçimsizlik kadından kaynaklanıyorsa, kocanın vermiş olduğu mehirden fazlasını, eğer kocadan kaynaklanıyorsa verdiği mehri alması çirkin görülmüştür. Hatta Mâlikîler’e göre bu son durumda, kocanın karısından herhangi bir bedel alması caiz değildir.

Çoğunluk fakihlere göre muhâlea sonunda bir bâin (kesin) boşama meydana gelir. İmam Şâfi’ye göre ise muhâlea boşama değil, fesih sayılır. Çünkü bedelli boşama, Bakara sûresi 229 ve 230. âyetlerde üç boşamanın dışında, dördüncü bir yöntem olarak düzenlenmiştir. Halbuki boşama sayısı üçü geçemez. Diğer mezhepler ise sözü edilen âyetlerdeki boşamaları bedelli ve bedelsiz olarak üç sayısı içinde değerlendirmiştir.[9]

8. Zıhar Yöntemi

Zıhar, sırt anlamına gelen “zahr”ın mastarıdır. Koca eşine “sen bana annemin sırtı gibisin” diyerek, onu kendisine haram kılar. Câhiliye döneminde görülen evliliğe son verme şekli olan zıhar, Medine döneminde Evs İbn Sâmit’in eşi Havle’yi bu yolla boşaması ve Havle’nin Hz. Peygamber’e çözüm için başvurması üzerine inen âyetlerle hükme bağlanmıştır. Buna göre, eşini bu yolla kendisine haram hale getiren kocanın şu seçeneklerden birini yerine getirmesi gerekir. a) Köle azadı, buna gücü yetmezse, b) İki ay aralıksız oruç tutmak, buna da gücü yetmezse, c) 60 yoksulu doyurmak.[10]

9. Îlâ Yöntemi

Evliliğin sona ermesine yol açabilen bir yemin türüdür. Kocanın eşiyle cinsel teması yemin, adak veya bir şarta bağlayarak, belirli veya belirsiz bir süre kendisini bundan menetmesini ifade eder. Süre belirlenirse bunun en fazla 4 ay olması da gereklidir. Koca bu süre içinde her an yemin kefâreti vererek eşine dönebilecektir. Kur’an’da şöyle buyurulur: “Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler dört ay beklerler. Eğer bu süre içinde yeminlerinden dönerlerse, şüphesiz Allah her şeyi çok bağışlayan ve çok merhamet edendir. Eğer boşamayı kastederlerse, şüphesiz Allah her şeyi çok iyi işiten, çok iyi bilendir.” [11] Hz. Âişe, Allah Rasûlü’nün eşleri için îlâ yemini yaptığını, ancak süre dolmadan, yemin kefâreti vererek bundan döndüğünü nakletmiştir.[12]

Îlâ yemininden sonra eşler barışmaksızın 4 ay geçerse, Hanefîlere göre kendiliğinden bir “bâin boşama” meydana gelir. Diğer mezheplere göre ise, 4 ay dolunca koca, ya eşine döner ya da onu boşar. Her ikisini de yapmazsa kadın hâkime başvurarak boşama kararı elde edebilir. Her iki durumda da bir “ric’î boşama” meydana gelir. Dayandıkları delil, îlâ âyetinde kocanın muhayyer bırakılmasıdır.

10. Mahkeme Kararı ile Boşanma

Eşlerin mahkemeye başvurarak hâkim kararıyla boşanmasına “tefrîk” denir. Bu yöntemde hâkim belirli sebeplere dayanarak boşanma kararı verir. Kur’an’da eşlerin geçimsizlik sebeplerini yerinde incelemek ve aile sırlarını dışarı ifşa etmemek için hakem yöntemi getirilmiştir. Her iki eşin ailelerinden birer hakem seçilir. Bunlar araştırma yaparak, eşleri barıştırmaya çalışır. Kendilerine boşama yetkisi de verilmişse, evliliği sona erdirme yetkileri de bulunur. Kur’an’da şöyle buyurulur: “Eğer karı ile kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, o vakit kendilerine erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin. Barışmak isterlerse, Allah onları uzlaştırır..” [13]

Ebû Hanîfe ve Ahmed İbn Hanbel’e göre, hakemler vekil sayılır ve eşler özel yetki vermedikçe boşamaya karar veremezler. İmam Şâfiî’nin ilk görüşü de böyledir. Onun ikinci görüşüne göre ise, âyetteki hakem, hâkim demektir. Bu yüzden hâkim, kendisine gelen davayı tarafların rızası olmasa bile hükme bağlama yetkisine sahiptir.[14]

Erkeğin boşama yetkisi bulunduğu için, daha çok kadının mahkemeye başvurması durumunda dikkate alınması gereken boşanma sebepleri şunlardır:

a) Hastalık ve kusur: Evliliğin devam ettirilmesini zorlaştırıcı nitelikteki hastalık ve kusurlar kazâî boşanma sebebi sayılmıştır. Erkekte cinsel birleşmeye engel teşkil edecek bir hastalık veya kusurun bulunması bu niteliktedir. Akıl hastalığı, cüzzam gibi hastalıklar ise, İmam Muhammed’in de içinde bulunduğu çoğunluğa göre her iki eş için de ayrılma sebebidir. Ancak eşin bu sebebe dayanabilmesi için, ilk evlilik sırasında bu hastalık veya kusurdan haberdar olmaması, öğrendikten sonra da razı olmamış bulunması gerekir. Böyle bir hastalık yüzünden başvurulunca, iyi olma ümidi yoksa hâkim hemen karar verir, iyi olma ümidi varsa boşamayı bir yıl erteler. Böyle bir tefrîk bir bâin boşama sayılır.

Kadî Şurayh, Zuhrî ve Ebu Sevr gibi bazı fakihler, boşanma sebeplerini yukarıdaki hastalıklarla sınırlı tutmaz ve “karşı eş için evliliği çekilmez hale getiren her türlü hastalık ve kusur”u bir boşanma sebebi sayarlar.

b) Kocanın nafakayı temin etmemesi: Eşinin ve küçük yaştaki çocuklarının nafakasını temin etmek koca üzerine vaciptir. Ancak Hanefîlere göre kocanın eşinin masraflarını karşılamaması veya karşılayamaması bir boşanma sebebi değildir. Bu durumda kadın gerektiğinde mahkemeye başvurarak nafakayı tahsil etme hakkına sahiptir. Diğer üç mezhebe göre ise, koca nafakayı temin etmez ve nafaka için görünen ve bilinen bir malı da bulunmazsa, hâkime başvurarak boşanma talebinde bulunabilir. Dayandıkları delil, bu durumun “zarar vererek kadınları tutmak” [15] olarak yorumlanmasıdır. Bu tür ayrılık; İmam Şâfi ve İmam Ahmed İbn Hanbel’e göre bir fesih, İmam Mâlik’e göre bir Ric’î talâktır.

c) Terk ve gâiplik: İslâm hukukunda kaybolan, nerede olduğu, ölü mü diri mi bulunduğu bilinmeyen eş için mefkud terimi kullanılır. Bu kimsenin ölümüne hükmedebilmek için Ebû Hanîfe ve Şâfiî’ye göre 90 yaşına kadar veya yaşıtları göçünceye kadar beklenir. Bundan sonra ölümüne hüküm Bu iki mezhebe göre kayıplık bir boşanma sebebi değildir. İmam Mâlik’e göre ise son haber alma tarihinden itibaren 4 yıl geçtikten sonra kadın bu sebeple kocasından boşanmayı talep edebilir. Ancak koca savaş şartları içinde kaybolmuşsa, son asker ve esirlerin dönüş tarihinden itibaren bir yıl geçince eşi mahkemeye başvurup boşanma kararı alabilir. 1917 tarihli Osmanlı Hukuk-ı Aile Kararnamesi bu konuda Mâlikîler’in görüşünü ka­nunlaştırmıştır.[16]

d) Kötü muâmele ve şiddetli geçimsizlik: Hanefî ve Şâfiîler kötü muâmele ve şiddetli geçimsizliği de bir boşanma sebebi saymazlar. Ara bulmak ve geçimsizliği gidermek için gerektiğinde mahkemeye başvurmayı yeterli gö­rürler.

Mâlikîler’e göre kocasının kendisine kötü muamelede bulunduğu kadın hâkime başvurarak boşanma talebinde bulunabilir. Bunu ispat ederse hâkim hemen boşamaya karar verir. İspat edemezse, hâkim uygun iki kişiyi hakem seçer, bunlar tarafların arasını bulmaya çalışırlar, bu mümkün olmazsa boşanma yoluna giderler. Hakemlerin vereceği boşama kararı, eğer kusur kocada ise bâin talâk, kadında ise muhâlea sayılır.

11. Lian Yöntemi

Karısının zina ettiğini veya çocuğunun zina ürünü olduğunu iddia eden ve bu iddiasını gerektiği gibi ispat edemeyen koca, hâkime başvurarak özel bir yeminleşme yoluyla evliliğe son verdirebilir. Kur’an’da düzenlenen bu yeminleşme prosedürüne[17] lian veya mülâane denir. Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed’e göre lian sonunda bir bâin talâk meydana gelirken, Ebû Yûsuf ve diğer mezhep imamlarına göre, taraflar birbirlerine ebedî olarak haram olurlar.

12. Dinden Çıkmanın (İrtidat) Evliliğe Etkisi

Ebû Hanîfe, Ebû Yûsuf ve Mâlik’e göre eşlerden birisi İslâm’ı terk etse nikâh akdi kendiliğinden ortadan kalkar. Bu konuda mahkeme kararına gerek olmaz. Şâfiî ve Hanbelîler’e göre böyle bir durumda evliliğin feshi, iddet süresi sonunda gerçekleşir. Buna göre dinden çıkan eş, iddet süresi içinde İslâm’a dönerse evlilikleri önceki hal üzere devam eder.

Küçük çocuk, eşlerden birisi müslüman ise onun dinine tabi olarak müslüman sayılır. Yine iki eşten birisi İslâm’a girse, eğer bu eşin küçük çocuğu varsa, o da onun İslâm’a girişi ile müslüman sayılır. Bu konuda çocuğun yararı esas alınır. Hadiste, İslâm yücedir, onun üzerine yücelinmez.” [18] buyurulmuştur. Eşlerden birisi ehl-i kitaptan, diğeri ateist ise çocuk ehl-i kitaptan sayılır.

Kadın İslâm’a girip, kocası küfür ehli olarak kalsa, kocasına İslâm’a girmesi için teklif yapılır, kabul ederse evlilikleri önceki hal üzere devam eder. Koca İslâm’ı kabul etmezse, kadının mahkemeden ayrılık kararı alma hakkı doğar. Bu tefrîk kararı, Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed’e göre bir bâin talâk, Ebû Yûsuf’a göre ise boşama sayısına girmeyen bir ayır­madır.[19]

Kadın gayri Müslim ülkede İslâm’a girip, kocası İslâm’a girmese, iddet süresi sonuna kadar ayrılık meydana gelmez. Çünkü kocası bu süre içinde İslâm’a girerse, evlilikleri devam eder. Aksi durumda kadın kocasından kesin olarak ayrılmış sayılır.[20]

13. Eşlerden Birinin Ölümü

Kadın vefat edince, evlilik derhal sona erer. Koca vefat edince ise, eşi 4 ay 10 gün iddet bekleyeceği için, evlilikle ilgili bağı bir süre daha devam eder. Bu süre içinde yeniden evlenemez.

Dipnotlar:

[1] Bakara, 2/228. [2] bk. Talâk, 65/2. [3] Ahzâb, 33/49. [4] Bakara, 2/229. [5] Bakara, 2/230. [6] Sünnî talâk süreci için bk. Bakara, 2/229, 230; Talâk, 65/1, 2. [7] Bakara, 2/229. bk. Nisâ, 4/4. [8] Buhârî, Talâk, 11; Nesâî, Talâk, 34. [9] bk. Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, İst. 1995, s.440, 441. [10] Mücâdele, 58/1-4. [11] Bakara, 2/266, 267. [12] Buhârî, Savm, 11, Salât, 18, Nikâh, 91, 92, Talâk, 21, Eymân, 20; Tirmizî, Talâk, 21. [13] Nisâ, 4/35. [14] Sâbûnî, Tefsîru Âyâti’l-Ahkâm, I, 472. [15] bk. Bakara, 2/231. [16] H.A.K. mad. 127. [17] bk. Nûr, 24/6-9. [18] Buhârî, Cenâiz, 79. [19] İbnü’l-Hümâm, age, II,507; Meydânî, Lübâb, III, 26. [20] İbnü’l-Hümâm, age, II, 508; Meydânî, age, III, 27.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

EVLİLİĞİ SONLANDIRAN HALLER

Evliliği Sonlandıran Haller

İSLAM'DA BOŞANMA NASIL OLUR?

İslam'da Boşanma Nasıl Olur?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.