İlahi Rızanın Yolu: Halkın Arasında Sabır ve Hizmet

İmam Gazâlî’nin bu sarsıcı kıssasıyla; insanların eziyetine katlanmanın ve cemiyet içinde Hakk’a hizmet etmenin ilâhî rızaya giden manevi sırlarına vakıf olun.

İmâm Gazâlî Hazretleri naklediyor:

HALKTAN KAÇIŞ DEĞİL İNSANLARA HİZMET: HAKİKİ RIZANIN YOLU

Hakîmin biri, hikmete dâir 360 eser yazmış ve bu sâyede Allâhʼın rızâsına ve yakınlığına erdiğini zannetmişti. Allah Teâlâ, zamanın peygamberine şöyle vahyetti:

“–Falana söyle, yeryüzünü nifâk ile doldurdu. Ben onun nifâkından bir şey kabul etmem!”

Bunu duyan adamcağız, tek başına bir mağaraya çekilerek ibadet etmeye başladı ve;

“–Herhâlde şimdi Rabbimin rızâsına eriştim.” diye düşündü.

Yine Allah Teâlâ, peygamberine:

“–Ona söyle, insanlar arasına girip onların eziyetlerine katlanmadıkça rızâma erişemez.” diye vahyetti.

Adamcağız (hatâsını anlayıp) çarşıya çıktı, insanlar arasına girdi, onlarla beraber yürüdü, oturdu, yedi-içti. (Onlara karşı mesʼûliyetlerini yerine getirdi.) Bunun üzerine Allah Teâlâ peygamberine şöyle vahyetti:

“–Haber ver o adama ki şimdi Ben’im rızâma nâil oldu.” (İhyâ, II, 610-611)

Hisse:

İslâm; kendini toplumdan tecrid ederek, yani kendi kabuğuna çekilerek yaşanan ferdiyetçi bir din değildir. Bilâkis, toplum hâlinde yaşanan bir hayat dînidir.

Bunun içindir ki İslâm’da, Hristiyanlık’taki gibi pasif ve durağan bir ruhbanlık anlayışına yer yoktur. İslâm’da “halvet der encümen” yani “halk içinde Hak ile beraberlik” esastır.

Mühim olan; toplumla iç içe bulunarak, âile, akraba, konu-komşu ile muâşeretten iş hayatına kadar bütün beşerî münâsebetlerde, İslâmʼın edep, nezâket ve zarâfetini hâl ve davranışlarında sergileyebilmektir. Böylece Allâhʼın yeryüzündeki şâhidi ve dîninin temsilcisi olabilmektir.

Bu hususta müʼminin karşılaşacağı zorluk ve imtihanlar, onun gönül dünyası için âdeta bir tezkiye/arınma, günahlara kefâret ve terfi-i derecât vesîlesidir.

Nitekim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz de sadece gayr-i müslim ve münâfıklardan değil, İslâm’ın nezâket ve zarâfetini henüz kavrayamamış bazı müslümanlardan da sâdır olan kabalıklara, büyük bir sabırla tahammül göstermiştir.

Peygamber Efendimiz’in insanlarla haşır-neşir olup onların eziyetlerine mâruz kalmasından büyük ıztırap duyan amcası Hazret-i Abbas radıyallahu anh, O’nun yüksek bir taht üzerinde oturup hiç olmazsa bazı sıkıntılardan kurtulmasını istemişti. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ise:

“–Hayır! Allah beni içlerinden alıp huzura kavuşturuncaya kadar, onların aralarında bulunacağım. Varsın ökçelerime bassınlar, elbisemi çekiştirsinler, kaldırdıkları tozlarla beni rahatsız etsinler!” buyurdu. (İbn-i Sa‘d, II, 193; Heysemî, IX, 21)

Mü’minlere de şu îkazlarda bulundu:

“İnsanların arasına karışıp onların ezâlarına katlanan bir müslüman, onlara karışmayıp ezâlarına katlanmayandan daha hayırlıdır.” (Tirmizî, Kıyâmet, 55/2507)

“Mü’min, başkalarıyla ülfet eder (hoş geçinir) ve kendisiyle ülfet edilir. Kimseyle ülfet etmeyen ve kendisiyle de ülfet edilmeyen kişide hayır yoktur.” (Ahmed, II, 400, V, 335)

Dolayısıyla din kardeşlerimizin şahsımıza karşı ufak tefek hatâ ve kusurlarını Allah için hoş görmeli, kimseyi incitmeyip kimseden de incinmemeye gayret göstermeliyiz.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Kıssaların Diliyle Mü'minin Gönül Ufku, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

HALK İÇİNDE HAK İLE OLMAK

Halk İçinde Hak İle Olmak

TASAVVUFÎ TERBİYEDE TEMEL ESASLAR

Tasavvufî Terbiyede Temel Esaslar

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle