İçine Pislik Düşen Yağ ve Suyun Hükmü Nedir?

Bir suyun veyahut yağın içine düşen bir pislik sebebi ile onlar necis sayılır mı? Peygamberimizin ve alimlerin bu konudaki görüşleri nelerdir? Kanda necis birşey olmasına rağmen şehidin kanı neden yıkanmaz? Şehit birisinin kanı nasıl güzel kokar? Dr. Muart Kaya anlatıyor...

Meymûne (r.a) şöyle buyurur:

Rasûlullâh (s.a.v) Efendimiz’e, (donmuş) yağın içine düşüp ölmüş fârenin hükmü soruldu. Efendimiz (s.a.v):

«‒Fâre ile etrâfındakini alıp atınız, geri kalan yağınızı da yiyiniz!» buyurdular.” (Buhârî, Vudû’, 67)

BU HADİSTEN NE ANLAMALIYIZ?

Yağ donmuş hâlde ise böyle yapılır. Sıvı ise yağın hepsi necis olur. Hanefîlere göre bu yağdan, yemenin dışındaki hususlarda istifade edilebilir.

***

Ebû Hüreyre (r.a)’den rivâyet edildiğine göre Nebiyy-i Mükerrem Efendimiz (s.a.v) şöyle buyururlar:

Müslümanın Allah yolunda alacağı her yara, Kıyâmet günü yeni açıldığı andaki hâliyle kan fışkırıyor gibi görünür; rengi kan rengi, fakat kokusu misk kokusudur. (Buhârî, Vudû’, 67)

BU HADİSTEN NE ANLAMALIYIZ?

Bu hadîsin bu bâb altına alınması şu yöndendir:

Nasıl ki su, içine necâset düşüp rengi, kokusu ve tadı değişince, yaratılışta kendisine verilen sıfatlar değiştiği için kullanılamaz hâle geliyorsa aynen bunun gibi necis olan kan, Allah yolunda şehîd olmak sûretiyle değişip misk gibi oluyor. Bu sebeple de şehidin kanı yıkanmıyor, kıyamet günü şehidin şerefini herkese îlân etsin diye olduğu gibi bırakılıyor. Allah yolunda dökülen kanın mânâsı değişiyor. Yaratılışta kendisine verilen çirkin vasıf, gıpta edilecek bir hâle geliyor ve misk gibi güzel koku neşretmeye başlıyor.

Allah’ın kudreti, kanı miske çevirebilir; tıpkı insanların kötülüklerini haseneye çevirdiği gibi…

Kanın sıfatı değiştiğinde güzelleştiği gibi, suyun da vasıfları değiştiğinde temiz olmaktan çıkar, necis olur.

ABDESTTEN ARTAN SU TEMİZ MİDİR?

Abdestten Artan Su Temiz midir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.