Hicri Yeni Yıl Yarın Başlıyor

20 Ağustos Perşembe 2020 1 Muharrem hicri yeni yıl başlıyor.

Son Peygamber Hazreti Muhammed'in Mekke'den Medine'ye hicreti, İslam aleminde hicri takvimin başlangıcı olarak kabul ediliyor. Buna göre, hicri takvimin ilk ayı olarak kabul edilen muharrem ayının ilk günü yarın başlayacak.

Muharrem ayında oruç tutulup aşure pişirilerek dağıtılması ve Kerbela'da Hazreti Muhammed'in torunu Hazreti Hüseyin ile şehit olanların yad edilmesi, İslam toplumlarında önemli olaylar arasında yer alıyor.

Konuya ilişkin AA muhabirine bilgi veren Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı Dr. Mehmet Nur Akdoğan, hicri takvimin "hicri şemsi" ve "hicri kameri" olmak üzere ikiye ayrıldığını belirtti.

"12 AYIN DÖRDÜ HARAM AYLARDIR"

Hicri takvimin, Türkiye ve diğer İslam ülkelerinde dini günlerle ilgili esas alındığını kaydeden Akdoğan, bu takvimin ayın dünyanın etrafındaki dönüşü sırasındaki görünümüne ve büyüyüp küçülmesine göre hesaplandığını anlattı.

Akdoğan, ayın, dünyanın etrafındaki bir turunun bir aya eşit olduğunu belirterek şöyle devam etti:

"Dolayısıyla ay, dünya etrafında 12 defa döndüğü zaman bir 'kameri' yıl olur ve o da 354 veya 355 gündür. Miladi takvimde olduğu gibi kameri takvimde de ayların sayısı 12'dir. Bunlar muharrem, safer, rebiülevvel, rebiülahir, cemaziyelevvel, cemaziyelahir, recep, şaban, ramazan, şevval, zilkade ve zilhicce şeklinde sıralanırlar. Ayeti kerimede de işaret edildiği üzere bu ayların dördü 'haram aylar'dır. Bunlar recep, zilkade, zilhicce ve muharrem aylarıdır. Mekkeliler, haram ayları kutsal kabul ederler ve bu aylarda savaşmazlardı. Ancak bazen bu ayların yerini değiştirerek bu yasağı çiğnerlerdi. Kur'an'da 'nesi' adı verilen bu uygulama ağır bir dille eleştirilmektedir."

HAZRETİ ALİ'NİN TEKLİFİYLE HİCRET BAŞLANGIÇ KABUL EDİLDİ

Mekke'de eskiden beri ay takviminin (Kameri Takvim) kullanıldığını hatırlatan Akdoğan, takvim başlangıcının sabit bir tarihinin olmaması dolayısıyla "Kusay'ın vefatı" ve "Fil Vakası" gibi bazı önemli olayların başlangıç kabul edildiğini anlattı.

Akdoğan, İkinci Halife Hazreti Ömer döneminde meydana gelen bazı olayların sabit bir takvim başlangıcı ihtiyacını ortaya çıkardığına işaret ederek "Hazreti Ömer, sahabenin ileri gelenleriyle konuyu istişare etti ve Hazreti Ali'nin teklifiyle Hazreti Peygamber'in Mekke'den Medine'ye hicreti, takvimin başlangıcı olarak kararlaştırıldı. Takvimin ilk ayı olarak da 'muharrem' kabul edildi. Hicretin 17'nci (638) yılında kabul edilen ve hicret ile başlayan bu takvim, 'hicri takvim' olarak meşhur oldu." diye konuştu.

Hicri takvimin İslam toplumu için önemine değinen Akdoğan, "Müslümanlar oruç, hac, zekat ve benzeri ibadetlerini eda ederken, bu takvimi dikkate almaktadırlar. Özellikle belli dönemlerde ve zaman dilimlerinde yapılabilecek ibadetlerin büyük kısmı hicri kameri aylarla bağlantılıdır. Örneğin Müslümanlara senede bir defa ve bir ay farz olan ramazan orucu kameri aylardan olan ramazandadır." ifadelerini kullandı.

"AŞURE GÜNÜ'NDE ORUÇ TUTULMASI TAVSİYE EDİLDİ"

Akdoğan, Hazreti Muhammed'in ramazan hilali görüldüğünde oruç tutulmaya başlanılmasını söylediğini aktararak bir sonraki hilal görüldüğünde bayramın yaşanacağını, hava kapalı olması ve hilalin görülememesi halinde ise ayın otuz güne tamamlanması gerektiğini ifade etti. Akdoğan, "Bu ibadetin kameri aylara göre hesaplanması gerektiğini açıkça söylemektedir. Aynı şekilde efendimizin oruç tutmayı tavsiye ettiği eyyam-ı bıyd (her ayın 13, 14 ve 15'inci günleri) de kameri takvime göredir. Gücü yeten kimselere farz olan hac da zilhicce ayında eda edilmektedir. Bayram, kandil gibi dini gün ve geceler de bu takvime göre belirlenir." diye konuştu.

Hicri takvimin ilk ayı olan muharremin "yasaklanan, saygı duyulan, hürmet edilen" gibi anlamlara geldiğine işaret eden Akdoğan, Hazreti Muhammed'in muharrem ayının onuncu gününe denk gelen Aşure Günü'nde oruç tutmayı Müslümanlara tavsiye ettiğini kaydetti.

Kaynak: AA

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.