Hayız Ne Demektir?

Hayız nedir, ne anlama gelir? İslam’da hayız ile hüküm nedir? Hayız terimi ve kapsamı.

Hayz arapça mastar bir sözcük olup; kadının aybaşı olması ve aybaşı kanının akması demektir. Bir fıkıh terimi olarak; belli yaşlardaki kadının cinsel organından belli günlerde gelen kanı ifade eder. Türkçede “hayız” yerine; aybaşı, âdet, kirlilik, ayhali ve namazsızlık gibi sözcükler de kullanılır.

Bir kadının cinsel organından üç türlü kan gelebilir:

a) Hayız kanı. Sağlıklı kadından belli yaşlar arasında gelir,

b) Loğusalık (nifas) kanı. Doğumdan sonra belli bir süre gelen kandır,

c) Özür (istihaza) kanı. Kadın hastalığı olanlarda görülür. Biz, eşler arasında cinsel birleşmeye engel olan, ilk ikisi üzerinde duracağız. Çünkü, özür kanı cinsel birleşme engeli değildir.

Âdet görme anormal ve çirkin bir olay değil, normal ve kadının yaratılışının gereği olan tabiî bir olaydır. İslâm’ın çıkışı sırasında cahiliyye devri arapları âdetli kadına arkadan, Hristiyanlar ise önden ilişkide bulunurlardı. Yahudiler ve Mecusîler ise, böyle bir kadından uzak dururlar, hatta temizlendikten sonra da bir hafta süreyle onlarla bir arada kalmazlar, birlikte yiyip içmezlerdi.[1]

HAYIZ İLE İLGİLİ HÜKÜMLER

İslâm, kadına rûhî ve fizyolojik sıkıntı veren ve onu küçük düşüren bu alışkanlıkları yasaklayarak koruyucu bazı hükümler getirdi. Aybaşı ve loğusalık süresince kadını cinsel yönden koruma altına aldı.

Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulur:

“Sana kadınların ay halini sorarlar. De ki: O, eziyet veren bir haldir. Bu nedenle ay halinde olan kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allâh’ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın.”[2]

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Bu hayız, Allâh’ın Âdem (a.s.)’in kızlarına yazdığı bir şeydir.” [3] Âdet gören kadınlardan tam olarak uzak mı kalınacağını soranlara Allâh’ın Rasûlü şöyle cevap vermiştir: “Cinsel birleşme dışındaki şeyler, normal zamanlardaki gibi yapılabilir”[4]

Âdetli olan kadının temiz olmayan yönü sadece âdet kanıdır. Onun tükrüğü ve teri pis değildir. Pişirdiği yenir ve yemek artığı temizdir. Hz. Âişe’den (ö.57/676) şöyle dediği nakledilmiştir: “Resûlullah’ın isteği üzerine ben âdetli iken kucağıma yaslanır, Kur’ân okurdu.”[5] “Âdetli iken, kemikli eti ısırır, sonra O’na verirdim. Alır ve benim ısırdığım yerden ısırırdı. Yine âdetli iken su içtiğim kabı O’na verirdim, alır ve ağzını benim ağzımı koyduğum yere koyar ve içerdi.”[6]

Kadın âdet görmeye yaklaşık dokuz yaşlarında, erkek çocuğu ise ihtilam olmaya on iki yaşlarında başlar. Bu durum her iki cinste de ergenliğin başlangıcı sayılır. Ancak ay hali veya ihtilâm olmada gecikme halinde, çoğunluk müctehitlere göre on beş yaş her iki cinsin ergenlik başlangıcıdır. Artık âdet gören kadın veya ihtilâm olan erkek namaz, oruç, hac, zekât gibi İslâm’ın tüm emirlerinin ve yasaklarının muhatabı olur.

Âdet görmenin üst sınırı için açık bir âyet veya hadis bulunmadığı için İslâm fakihleri tecrübeye dayanarak değişik yaşlar belirlemişlerdir. Ebû Hanîfe’ye (ö.150/767) göre elli beş yaş olan bu sınır, Mâlikîlere göre yetmiş, Hanbelîlere göre ise elli yaştır. Şâfiîler âdetin devam edebileceği süreye bir üst sınır getirmemiş, bu halin ömür boyu sürebileceğini, ancak çoğunlukla altmış iki yaşında sona erdiğini belirtmekle yetinmişlerdir.[7] Bununla birlikte Hanefîlere göre, nâdir de olsa elli beş yaşından sonra gelen kan, koyu kırmızı veya siyah renkte ise âdet kanıdır.

Hanefî ve Hanbelîlere göre gebe kadın âdet görmez. Çünkü Evtas’ta esir edilen kadınlar için Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Savaş esirlerinden hiçbir gebe kadınla doğuma kadar; gebe olmayanlarla ise hayız görünceye kadar cinsel temasta bulunulmasın.” [8] Yine Abdullah b. Ömer (ö.73/692) âdet hâlindeki eşini boşadığı zaman, Allah elçisi onun hakkında şöyle buyurmuştur: “Eşini temiz olduğu günlerde veya gebe iken boşasın.”[9]

Mâlikîler ve son dönemdeki fetvasına göre imam Şâfiî ise, gebe kadının da kimi zaman âdet görebileceğini kabul ederler. Onlar, hayızdan söz eden âyetin mutlak anlamı ile, âdetin kadının yaratılışından olduğunu bildiren bazı haberlere dayanırlar.[10]

Hanefîlere göre hayzın en kısa süresi üç gün üç gecedir. Bundan azı özür kanı sayılır. Ortası beş gün, en uzun süresi ise on gün on gecedir. On günü geçen kanamalar da özür kanı sayılır. Dayandıkları delil şu hadistir: “Bekâr veya dul kadın için en kısa hayız süresi üç gün, en uzun süresi ise on gündür.”[11]

Şâfiî ve Hanbelîlere göre en kısa süre bir gün bir gece, en uzun süre ise, altı veya yedi gündür. Mâlîkiler en kısa süre için bir sınır belirlemezken, en uzun süreyi, kadının durumuna göre otuz güne kadar çıkarırlar.[12]

Âdetli kadın, âdet kanı kesilince boy abdesti alır ve bundan sonra eşi ile cinsel temasta bulunabilir.

Dipnotlar:

[1] bk. Müslim, Hayz, 6; Ebû Dâvûd, Tahâre, 102, Nikâh, 46; Döndüren, Delilleriyle İslâm İlmihali, s. 178 vd. Faruk Beşer, Hanımlara Özel İlmihal, İstanbul 1989, s. 154 vd. [2] Bakara, 2/222. [3] Buhârî, Hayz, 1, 7, Edâhî, 3,10; Müslim, Hac, 119,120; Ebû Davûd, Menâsik, 23. [4] Müslim, Hayz, 16; Nesâî, Tahâre, 18; İbn Mâce, Tahâre, 12. [5] Buhârî, Hayz, 2, 3; Müslim, Hayz, 15; Nesâî, Tahâre, 173, 174. [6] Müslim, Hayz, 14. [7] İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, I, 279 vd.; eş-Şürünbûlâlî, Merâku’l-Felah, Mısır 1315, s. 23; İbn Kudâme, el-Muğnî, Kahire, t.y., I, 363. [8] Ebû Dâvûd, Nikâh, 44; Tirmizî, Siyer, 15; Dârimî, Talâk, 18. [9] Şevkânî, Neylül-Evtar, VI, 221; bk. A. b. Hanbel, II, 58. [10] İbn Rüşd, Bidâyetü’l-Müctehid, I, 51. [11] Zeylaî, Nasbu’r-Râye, I, 191; krş. Buhârî, Hayz, 24; Dârimi, Vüdû, 88, 89, 94. [12] bk. Kâsânî age, I, 39; İbnu’l-Hûmâm, age, 1,11; İbn Rüşd; age, I, 48. vd.; İbn Kudâme, age, 1. 308.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, Erkam Yayınları

İSLAM’DA CİNSEL HAYAT

İslam’da Cinsel Hayat

HAYIZ NEDİR?

Hayız Nedir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.