Hayât Boyu Süren Bir Özürle Nasıl Mücâdele Edilmelidir?

Hayât boyu süren bir özürle nasıl mücâdele edilmelidir?

Dünyâda yaşanan musîbetlerin en tipik örneği, Peygamberlerden biri olan Eyyûb (a.s)’ın uzun süre yaşadığı amansız derttir. Hastalık ve dertlere mâruz kalan Eyyûb (a.s), aslâ isyân etmemiş, büyük bir sabır örneği göstermiş ve çâresiz kalınca da derdini sâdece Allâh’a arz etmiştir. Yüce Allâh, vücûdunun her tarafını saran yara ve ağrılara müptelâ olan ve çeşitli musîbetlere mâruz kalan Hz.Eyyûb (a.s.)’ın sabrını överek ondan şöyle bahsetmiştir: “Eyyûb'u da hatırla! Hani Rabbine, “Başıma bir belâ geldi. Sen, merhâmetlilerin en merhâmetlisisin” diye niyâz etmişti. Biz de onun duâsını kabûl etmiş ve başına gelen sıkıntıyı kaldırmıştık. Katımızdan bir rahmet ve kulluk edenlere bir hâtırâ olmak üzere, ona tekrâr âilesini ve olanlarla berâber bir katını daha vermiştik.”[1]

Pek çok insân sıhhatin kıymetini bilip kendisini sağlıklı kılan Hâlık-ı zû’l-Celâl’e lâyığı ile şükretmez de arada-sırada hastalanınca hemen sızlanmaya, şikâyet etmeye başlar. Bize örnek olarak sunulan ve amansız hastalıklara yakalanan Hz. Eyyûb (a.s.), şikâyet etmemiş, sızlanmamış, hep sabretmiştir. O, hastalığının en şiddetli anlarında şöyle diyordu: “Allâh Teâlâ’nın bana lûtfettiği seksen yıllık bolluk ve sağlığa karşılık, yedi yıllık sabır çok mu?”[2]

Peygamberler; isyânkâr insânlar sebebiyle sıkıntı yaşamaları yanında, bâzen de kendi çocukları, babaları veyâ hanımlarıyla da sıkıntı ve problemler yaşamışlardır. Kur’ân-ı Kerîm’de oğlu Yûsuf (a.s.)’ın ayrılığına dayanamayıp, bu yüzden gözleri kör olan Hz. Yâkûb (a.s.)’dan da şöyle bahsedilir: “… Üzüntüden iki gözüne ak düştü, acısını içinde saklıyordu”[3] “(Yûsuf kardeşlerine) bu gömleğimi götürün, babamın yüzüne koyun ki gözleri açılsın dedi…”[4] “Müjdeci gelip gömleği Yâkûb’un yüzüne koyunca gözleri açılıverdi…”[5]

Yûsuf (a.s)’ın gömleğini babasına ulaştırmasında bir hikmet vardır ve bu da süreğen hastalıkların iyileşmesi için vesîle aranması gerektiğine bir işârettir.[6] Gayret eden ve duâ eden insâna, yaşadığı zorluklardan sonra bir çıkış yolu gösterilebilir. Âyette şöyle buyurulur:

“…Allâh, güçlükten sonra kolaylık verir.”[7]

Hayât Boyu Süren Bir Özürle Nasıl Mücâdele Edilmelidir?

Hayât boyu süren bir hastalık, musîbet ile imtihân olan kişi, iyileşmek için duâ etmeli, yapabildiği oranda kendini meşgul edecek hayırlı işlere yönelmeli, mümkünse başkalarının dertleriyle dahî ilgilenmeye çalışmalıdır. Bu çeşit olumlu davranışlar onun kafasını dağıtmasına ve psikolojik olarak rahatlamasına da sebep olabilir. Abdullâh İbn Ömer Radıyallâhü Anh’den gelen rivâyete göre Rasûlullâh Sallallâhü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: “Kim duâsının kabûl olunmasını ister ve sıkıntılarının kaldırılmasını arzûlarsa, o kimse derhâl sıkıntıda olan bir kimseyi kurtarsın (ona yardım etsin).”[8]

Şifâ için vesîle aramak lâzımdır. Bir kişi, zihinsel özürlü veyâ süreğen hastalığı olan bir yakını ile ilgilenirken tüm enerjisini tüketebilir. Yine de ümitsiz olmamalıdır. Gerektiğinde yardım istemek ve biri yardım etmeyi teklif ettiğinde kabûl etmek, bundan gocunmamak gerekir. Yahyâ İbnu Vessâb (r.a.) naklediyor: “Rasûlullâh (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

  “İnsanlara karışıp onların ezâlarına katlanan müslüman, onlara karışmayıp, ezâlarına katlanmayandan hayırlıdır.”[9]

Şurası bir gerçek ki, doğuştan veyâ sonradan ortaya çıkan engellilik hâli çalışmaya, üretmeye, başarılı işler yapmaya ve nihâî hedefe ulaşmaya aslâ mânî değildir. Engelli olduğu halde azîmle, inançla kararlılıkla çabalayan ve târihe adını altın harflerle yazdıran nice insân vardır. Yeter ki bu insânların önüne engeller konulmasın. Yeter ki gönüller engel tanımasın.[10]

Efendimiz (s.a.s) döneminde azımsanmayacak kadar engelli olduğu bir gerçektir. Lâkin bu sahâbelerin bedenindeki engelden şikâyet etmeyişleri, gündeme getirmeyişleri, Allâh’tan gelen her şeyi rızâ ile karşılamaları, onların engelli olarak bilinmelerinin önüne geçmiştir.

Muâz bin Amr (r.a.) kolunu kaybetmiştir. Cennet’le müjdelenen Abdurrahmân bin Avf (r.a.) ile değerli sahâbî Muâz bin Cebel (r.a.) savaşta yara almış ve sakat kalmışlardır. Yine Cennet’le müjdelenen Talha (r.a.) parmaklarını kaybetmiştir.

Amr bin Tufeyl (r.a.) ve Bera bin Malik (r.a.) hastalıklı bir bedenle hayâtlarını sürdürmüşlerdir.

İmrân bin Hüseyin (r.a.) yıllarca yataktan kalkamamıştır.

Muaylub’ın (r.a.) cüzzamlı olduğu söylenir.

Abban bin Abdulmuttalîb (r.a.), Abdullâh bin Abban (r.a.) Abdullâh bin Cahş (r.a.), Ümeyye bin el Eskar (r.a.), Abdullâh bin el Erkâm (r.a.), Umeyr bin Adiyy (r.a.), Ebû Abdurrahman el Yerbu (r.a.), İbn ebi Evfâ (r.a.), Hz. Ebû Bekir’in babası Ebû Kuhâfe (r.a.), Harize bin Nûman(r.a.), Sa’d bin ebi Vakkas (r.a.) ve daha nice sahâbe ise görme engelli yaşamışlardır.[11]

Sahâbe-i Kirâm gibi, kendi özürlü durumlarına takılıp kalmayan, toplumdan uzak durmayıp fâydalı olabilenlere ne mutlu!

Dipnotlar:

[1] Enbiyâ: 21/83-84.

[2] Râzî, Tefsîr, 22, 206 (Enbiyâ: 21/83-84).

[3] Yûsuf: 12/84.

[4] Yûsuf: 12/93.

[5] Yûsuf: 12/95.

[6] Karagöz, İsmail, Âyet ve Hadisler Işığında Engelliler, s. 17.

[7] Talâk: 65/7.

[8] Ahmed b. Hanbel rivâyet etmiştir.

[9] Tirmizî, “Kıyâme” 56, (2509); İbni Mâce, “Fiten” 23, (4032).

[10] http://www.yildirimgazetesi.com/kose-yazilari/islmin-engellilere-bakisi-17211.html

[11] https://www.timeturk.com/tr/2012/11/17/peygamber-efendimiz-engellilere-nasil-davranirdi.html

Kaynak: Hasan Serhat YETER, Engellinin İlmihâli, 2022

İslam ve İhsan

ENGELLİ KARDEŞLERİMİZE KARŞI VAZİFELERİMİZ NELERDİR?

Engelli Kardeşlerimize Karşı Vazifelerimiz Nelerdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle