Hangi Tür Engelli Olanların Kulluk ve İbâdet Sorumluluğu Olmaz?
Hangi tür engelli olanların kulluk ve ibâdet sorumluluğu olmaz?
Dînimiz, ibâdet yükümlülüğünü üç şarta bağlamıştır. Bu üç şart şunlardır: Müslüman olmak, büluğ çağına ermiş olmak ve akıllı olmak.
Aklî melekesini yitirenler kulluk ve ibâdetle sorumlu değillerdir.[1] Allâh Rasûlü (s.a.s),
“Üç kişiden kalem (sorumluluk) kaldırılmıştır: Uyanıncaya kadar uyuyandan, ergenlik çağına erinceye kadar çocuktan ve şifâ buluncaya kadar akıl hastasından.”[2] buyurarak akıl melekesi yetersiz olanlar için genel geçer bir ilke getirmiş ve böylece zihinsel engellilerin ibâdetten muâf sayıldıklarını belirtmiştir.[3]
İslâm’da kişinin davranışlarından sorumlu tutulabilmesi için akıllı ve ergen olması ön koşuldur.[4] İslâm Dîni, akıldan noksan olan bir insânı, dîni mükellefiyet yönünden yetersiz gördüğü için ona mâsum gözüyle bakmaktadır. Zihinsel özürlüler, zihnî yetersizlikleri nispetinde cezâî müeyyidenin bütünüyle veyâ kısmen dışında kalırlar. Bilindiği gibi zihinsel özürlüler ve akıl hastaları, ihmâl, tedbîrsizlik, dikkatsizlik, arzûlarına gem vuramama gibi değişik zihnî ve psiko-sosyal sebeplerden ötürü taksirli suçlar işleyebilirler. Bundan dolayıdır ki insânlar, zihinsel özürlülere son derece yumuşak ve hoş davranabilmeli, toplumla kaynaşmalarına yardımcı olabilmeli ve onların bâzı hatâ ve kusûrlarına göz yumabilmelidirler.[5]
Tabiplerin ‘akıllı’ görmedikleri biri, ibâdet yapmak durumunda değildir. İleri düzey zekâ özürlü kabûl edilen biri ise ne kadarını yapabiliyorsa o kadarı ona kâfîdir. Çünkü akıl açısından bir noksanlık varsa, eksiklik oranı kadar sorumluluk kalkar.
Dînimize göre ibâdetlerle mükellef olmanın şartlarından biri akıllı olmaktır. Eğer bir çocuk namaz kılamayacak derecede zekâ özürlü ise onun gusül abdesti almasına gerek yoktur. Çünkü gusül abdesti namaz için şart kılınmıştır. (Maide, 5/6)[6]
Hiçbir dînî bilgiye ulaşma imkânı bulamayan engelliler, kendilerine herhangi bir peygamberin haberi ulaşmayan kimseler hükmünde olup âhirette bilmediklerinden sorumlu tutulmazlar. Yüce Allâh (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
“Biz bir rasûl gönderinceye kadar (hiç bir kimseye ve kavme) azâb ediciler değiliz.”[7]
İster engelli ister engelsiz olsun bir kimse elinde olmayan nedenlerden dolayı dînî bir bilgiden mahrûm kalmışsa mâzurdur. Ancak elinde imkân varken öğrenmeye gayret etmemekten dolayı câhil kalmak geçerli bir mâzeret değildir.[8] Görme, işitme ve ortopedik vb. engelli olan kimseler, güçleri ve imkânları ölçüsünde sorumludurlar.
Akıl ve temyîz kâbiliyeti ârızalanınca, kişinin dînî yükümlülükleri kalkar. Burada dikkat edilecek husûs, iyi ile kötüyü ayırt etme kâbiliyetinin mevcut olup olmadığıdır. Çünkü bâzı akıl hastalıkları, temyîz kudretini devâmlı sûrette kaldırırken, bâzı hastalıkların temyîz gücünü kaldırması sürekli değildir. Hasta kişi aklı başında iken yaptığı iş ve tasarruflardan sorumludur. Normal zamânlarda sara hastalarının aklı başındadır fakat epilepsi nöbeti sırasında aklî melekeleri kaybolur. Uykuda gezenlerin de normal zamânlarda temyîz kudreti vardır.[9]
Genetik hastalıklar, akıl ve muhâkeme gücünü ortadan kaldırıyorsa dînî sorumluluğu da ortadan kaldırır. Genetik bir hastalık olan “down sendromu”, insânda 21. kromozom çiftinde fazladan bir kromozom bulunması durumunda ortaya çıkan bir anomalidir. Down sendromunun nedeni tam olarak bilinmese de bu sendromun görüldüğü bireylerde ortak olan bâzı fizîksel özellikler ve tipik bir yüz şekli vardır. Bu sendrom, fizîksel gelişmede ve zekâ gelişiminde geriliğe yol açar. Bunlara öğrenme güçlüğü de eşlik edebilir. Hafif ve orta düzey down sendromlu engelliler, eğer temyîz gücüne sâhip ise dînî açıdan sorumludurlar, güçleri yettiği oranda kulluklarını yaparlar.
Sosyal çevreden koparak içe kapanan, diğer insânlarla etkileşimi onlar gibi sürdüremeyen ağır ve orta zekâ düzeyine sâhip olan “otistik bireylerin” dînî sorumlulukları yoktur. Tek bir nesne veyâ konuya saplantılı ilgi duyma, tekrârlanan rutin davranışlar, sakarlıklar, koordine olamayan motor hareketler ve sosyal etkileşimde zorluklar ile kendini belli eden “asperger sendromu olan kişiler” genellikle normal zekâya hattâ yüksek IQ’ye sâhiptirler. Bu yüzden dînî açıdan güçleri nispetince yükümlüdürler.
Normal IQ ve zihinsel işlevlere rağmen okuma veyâ hecelemede zorluk çeken “disleksi rahatsızlığı olanlar” ile kalıtsal ve ilerleyici bir kas hastalığı olan “SMA hastaları”ndan dîni açıdan sorumluluk düşmez. İbadetlerini güçleri nispetinde yaparlar.
Hafif derecede zihinsel engelliler, 8-12 yaş düzeyinde zekâya sâhiptirler. Temyîz sâhibi olduklarından dînî sorumlulukları vardır ama güçleri yeteni yapmakla yükümlüdürler. Dînî yükümlülükleri kavrayabilecek ve gereklerini yerine getirebilecek akli olgunluğa ulaştıklarında kulluklarını tam olarak yapmaya gayret etmelidirler. Kişinin engelinden kaynaklanan çeşitli sebeplerle öğrenmekte zorluk çekmesi, o kişi için Allâh katında geçerli bir mâzerettir.
Hafif derecede zihinsel engellilere her Müslümanın bilmesi gereken temel bilgiler öğretilecek şekilde eğitim verilmesi gerekir. Bu konuda anne babalar birinci derecede sorumludurlar ve bu sorumluluklarını yerine getirmezlerse kusûrlu davranmış olurlar. Ergenlikten sonra sorumluluk kişinin kendisine âittir. Engelli, elverdiği ölçüde dînimizin zarûrî esâslarını öğrenmekle mükelleftir.
Orta derecede zihinsel engelliler 6-7 yaş düzeyinde zekâya sâhiptirler. Bu kişilerin temyîz gücüne sâhip olmaları son derece düşük bir ihtimâldir. Ağır ve ileri derecede zihinsel engelliler ise 0-5 yaş düzeyinde zekâya sâhiptirler. Bunların dînen sorumlu olmaları söz konusu değildir.
Ağır ve orta düzey zihinsel engelli durumunda olan ama aklî melekelerini az da olsa kullanabilenlere Allâh’a îmân yanında önemli dînî ve ahlâkî kurallar aşılanmaya çalışılmalıdır. Bu onlar için büyük bir kazânç kaynağıdır. Allâh’ı zikretmesi mümkün olanlara belli zikirler öğretilmeli, bu kişiler de boş kaldıkça zikir ile meşgûl olmalıdırlar.[10]
Yatağa bağlı bedensel engelli olup şuûru yerinde bulunan kimsenin başını rükû ve secde için hareket ettirememesi durumunda Hanefî mezhebine göre namaz kılma sorumluluğu kendisinden düşer. Bu kimsenin abdest ve gusül alma sorumluluğu da yoktur. Fakat diğer mezheplere göre şuûru yerinde bulunan kimseden namaz mükellefiyeti düşmez. Bu kimse göz ve kaşlarını oynatarak hattâ zihninden tasavvur ederek namazlarını kılmakla sorumludur. Diyânet İşleri Başkanlığı Dîn İşleri Yüksek Kurulu bu konuda Hanefî mezhebinin hükmünü benimseyerek başını oynatamayan yatağa bağımlı bedensel engelli kişilerin namaz ile yükümlü olmadıklarını söylemektedir.[11]
Dipnotlar:
[1] Buhârî, “Talâk” 11, VI, 168; “Hudûd” 22,VII, 21; Ebû Dâvûd, “Hudûd” 16, IV, 559; Tirmizî, “Hudûd” 1, IV, 32.
[2] Tirmizî, “Hudûd” 1, no: 1423, IV. 32. Hasen-garîb bir hadis olup, Hz. Ali’nin sözü olarak da nakledilir.
[3] Sancaklı, Saffet, Hz. Peygamber’in Engellilere Karşı Bakış Açısının Tesbiti, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Yıl: 2006, Sayı: 2.
[4] Döndüren, Hamdi; “II. Oturum, Konu: İslâm’ın Engellilere Tanıdığı Kolaylıklar ve Ruhsatlar”, Ülkemizde Engelliler Gerçeği ve İslâm Sempozyumu, s.99-121.
[5] http://www.manevibakim.com/bilim_alanlari/manevi_sosyal_hizmetler/makâle_07.asp
[6] http://www.fetvâ.net/yazili-fetvâlar/namazla-mukellef-olmayan-zihinsel-engelliler-gusulle-mukellef-midirler.html
[7] İsrâ: 17/15.
[8] Engelliler İlmihâli, DİB Yay. Komisyon, s.55.
[9] Döndüren, Hamdi, Diyânet ve Şamil İslâm Ansiklopedileri, “Âkil” ve “Akıl Hastalığı” maddeleri.
[10] https://www.fetvâmeclisi.com/fetvâ-engelli-cocuklarin-dini-yukumluluklerini-soran-anneye-mektup-27286.html
[11] Engelliler İlmihâli, DİB Yay. Komisyon, s.144.
Kaynak: Hasan Serhat YETER, Engellinin İlmihâli, 2022








YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!