Gıybete Müptela Adamın İbretlik Hikayesi

Gıybet günahına müptelâ olan bir adam, Hak dostunun iltifatı karşısında nasıl pişman oldu? İşte gıybetçinin unutamayacağı o manevi ders.

Gıybet günahına müptelâ olmuş biri, muhitinde bulunan bir Hak dostunun da gıybetini yapmaktan geri kalmıyordu. Bu sebeple o gıybetçiyi hiç kimse sevmiyordu.

GIYBETE MÜPTELÂ ADAMIN İBRETİ

Fakat o gönül tabîbi Hak dostu, gıybetini yapan kişi ne zaman huzûruna gelse, onu hep tebessümle karşılıyor;

“Gel bakalım benim sevgili ortağım!” diyerek iltifatlara gark ediyordu. Bu güzel hâl, sonunda gıybetçiyi insafa getirdi:

“Ben bu zâtın orada-burada aleyhinde konuşuyorum, o ise bana hep iltifatta bulunuyor. Bundan sonra aleyhinde konuşmayacağım.” diye karar verdi.

Artık Hak dostunun gıybetini yapmıyordu. Lâkin huzûruna vardığında, önceden gördüğü iltifatı da göremiyordu. Bunun sebebini merak ederek bir gün sordu:

“–Efendi Hazretleri! Eskiden bana gösterdiğiniz iltifatı artık göstermiyorsunuz, önceki muhabbetiniz kalmadı. Acaba sebebi nedir?” dedi.

Onu ve onun gibi gıybet hastalığına müptelâ olanları îkâz için güzel bir fırsat yakalayan o Hak dostu tebessüm ederek:

“–Eskiden seninle bir ortaklığımız vardı. Şimdilerde o ortaklık bitti; bu sebeple iltifat da gitti.” dedi.

Adam şaşkınlıkla:

“–Ne ortaklığı? Ben öyle bir ortaklığın farkında değilim.” deyince, büyük velî açıklamasına şöyle devam etti:

“–Sen orada-burada benim aleyhimde konuşuyordun; ben de gıybetine gıybetle karşılık vermeyip sabretmeyi tercih ediyordum. Bu sabrımın karşılığı olarak benim günahlarım senin defterine, senin sevapların da benim defterime yazılıyordu. Seninle böyle bir alışverişimiz ve ortaklığımız vardı. Şimdilerde ise artık sen benim gıybetimi yapmıyorsun. Böylece ortaklığımız da bitmiş bulunuyor...”

Duydukları karşısında son derece şaşıran adam:

“–Hakîkaten gıybetçinin durumu böyle midir?” diye sorunca, o mübârek zât açıklamasına şu misâl ile devam etti:

“–İmâm Şârânî diyor ki: «Ben ille de birinin gıybetini yapacak olsam, önce anamın-babamın gıybetini yapardım. Çünkü gıybet eden insan, evvelâ kendi sevaplarını, gıybetini yaptığı kişiye bağışlamış, verecek sevâbı kalmadığı takdirde onun günahlarını kendi üzerine yüklenmiş olur.»”

Bu sözler üzerine derin düşüncelere dalan gıybetçinin aklı başına geldi ve bundan sonra hiç kimsenin gıybetini yapmayacağına dâir yemin etti.

Hisse:

Gıybetin ne kadar ağır ve çirkin bir günah olduğu, âyet-i kerîmede şöyle beyân edilmektedir:

“…Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz!..” (el-Hucurât, 12)

Ölmüş bir insan, nasıl ki şeref ve haysiyetini zedeleyecek çirkin sözleri duymayıp kendisini savunamayacak durumdaysa, gıybeti yapılan kimse de kendisinin gıyâbında cereyân eden suçlamalara cevap veremeyecek durumdadır. Bu sebeple gıybet günahı, âyet-i kerîmede, ölü kardeşinin etini yemek gibi, son derece iğrenç bir fiil olarak tavsif edilmektedir.

Hadîs-i şerîflerde de gıybet edenlerin kıyamet günü sevaplarını, dünyada gıybetini yaptıkları kimselere devretmek zorunda kalacakları, şâyet borçlarını karşılayacak kadar sevapları kalmamışsa, gıybet ettikleri kimselerin günahlarını yüklenecekleri beyân edilmektedir.[1]

Dipnot:

[1] Bkz. Buhârî, Mezâlim 10, Rikāk 48; Müslim, Birr, 59; Tirmizî, Kıyâmet, 2; Ahmed, II, 303, 324, 372.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Kıssaların Diliyle Müminlerin Gönül Ufku, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

ŞEYH SADİ-İ ŞİRAZİ’DEN BİR DERS: HASET EDENİ ELEŞTİRİRKEN GIYBETE DÜŞMEK

Şeyh Sadi-i Şirazi’den Bir Ders: Haset Edeni Eleştirirken Gıybete Düşmek

DİNİ VE TASAVVUFİ KISSALAR

Dini ve Tasavvufi Kıssalar

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle